Salı, Kasım 10, 2009

Hopi Halkından Sözler

Mayalara yakın bir uygarlık olarak bilinen Hopilerin de yaşadığımız zamanlar için kehanetleri var. Konferanslarımda gelen talepler doğrultusunda bu sözleri paylaşıyorum.


Çok hızlı akan bir ırmak var
Bu akış o kadar vahşi ki korkanlar olacak
Onlar ırmağın kenarına tutunmak isteyecekler
Yerlerinden koparılıyor gibi hissedecekler
Ve çok acı çekecekler
Bilin ki ırmağın bir hedefi var
Atalarımız ırmağın kenarını bırakmamız gerektiğini söyler
Ve ırmağın ortasına dalmamız gerektiğini
Ben derim ki bak orada kim var ve buna sevin
Tarihin bu noktasında hiçbirşeyi kişisel almamalıyız
Şu an ruhsal gelişimimiz tamamlanıyor
Yalnız kurdun zamanı bitti
Bu gece olduğu gibi biraraya gelin
Ve mücadele kelimesini sözlüklerinizden çıkarın
Yaptığımız herşey kutsal bir tavır ile yapılmalı
Ve kutlama içinde
Beklediğimiz insanlar biziz
Ahoy!

Cuma, Kasım 06, 2009

Maya takvimini anlamak ve yanlış anlaşmaları gidermek üzere hazırladığım konferans tarihleri belli oldu. Aralık başında uzun süreliğine yurt dışına çıkacağım için bunlar son konferanslarım olacaktır.

Önümüzde ki ay, İstanbul, Antalya ve İzmir programlarımın tarihleri ve ilgili iletişim bilgileri aşağıda ki gibidir. Lütfen adres, saat, fiyat ve tam içerik bilgileri için ilgili merkez ile iletişime geçiniz.

İstanbul, Bilgi Paylaşım Derneği - Taksim
8 Kasım Pazar saat 14.00 - 18.00 ( 16.00'da 10 dk. ara verilecektir)
Adres : Taksim, Mete Cad. Park Apt No: 24 Kat:5 (Avrupa Birliği Merkezi Üstü)
GSM : +90 532 612 85 17 Telefon & Fax : +90 212 245 29 42
E-mail : explorer@superonline.com

----------------------------------------------
Antalya, NUN Meditasyon Atölyesi
13-15 Kasım

Şirinyalı Mah. İsmet Gökşen Cad.No: 107/6 ANTALYA
Tel: 0242 316 93 79
nunmeditasyon@gmail.com

------------------------------------------
İzmir, Adım Adım Gelişim Merkezi
20 Kasım 2009 Cuma, 19:00 23 Kasım 2009 Pazartesi, 21:00

Adres : Mithatpaşa Cad. 824/1 Sadıkbey İzmir(Ziraat Bankası Göztepe Şubesi karşısı)adimadim_gelisimmerkezi@yahoo.com
0 232 232 31 340 532 664 75 15
www.adimadim.biz

Perşembe, Kasım 05, 2009

Yeni bir dünya yaratmak bizim elimizde

Dünya 21 Aralık 2012 tarihine kitlendi bekliyor. Herkes birbirine kendi felaket senaryolarını anlatıyor. Dilden dile dolanıyor hikayeler. Korku bilinci her geçen gün daha da yayılıyor. Tam da bu korkularımıza tuz biber ekecek bir film bu ay vizyona giriyor. Fragmanı bile midenize sancılar girmesi için yeterli, sonuna kadar izleyebilir misiniz bilmiyorum. Bunlar senaryonun ön yüzü. Bir de buz dağının görünmeyen tarafı var; Ekolojik felaketler. Dünyayı bugüne getiren biziz farkında mıyız? Bir an önce bu sorumluluğu alıp üzerimize düşenleri yapmazsak, “Yuva” belgeselinde dediği gibi dünyanın 10 yıl sonra bütün kaynakları bitmiş olacak.Maya Takvimi uzmanı Fatih Keçelioğlu, takvimin son gününün sanılanın aksine 21 Aralık 2012 değil, asıl tarihin 28 Ekim 2011 olduğunu söylüyor. Bu tarihle birlikte insanoğlunun bilincinde büyük bir değişim başlayacağına dikkat çeken Keçelioğlu, takvime göre 8 Kasım 2009 tarihinden itibaren “6.gece” adında bir döneme girileceğini ve bu dönemin ekonomik anlamda ciddi boyutlarda bir kriz getireceğini söylüyor. Keçelioğlu’na göre bu kriz artık büyük bir dönüşüme yol açacak. Artık geri dönüş olmayacak. Yani kar amaçlı iş yapan, doğaya uyumlu çözüm üretmeyen şirketler, perma kültür ve sürdürülebilir enerji kaynaklarını kullanmayan ülkeler ne yazık ki kendi kendilerini yok edecek. Evet oldukça sancılı, büyük çöküşlerle geçecek bir dönem bekliyor bizleri. Bu süreçte hem bireysel hem de toplumsal olarak neler yapmak gerektiğini Keçelioğlu ile konuştuk. Röportajı bu ay İnfomag’da köşemde yazdım fakat bu hali daha ayrıntılı şekli olup Alternatifkarma’ya özel;

28 Ekim 2011 dünyanın sonu mudur?

Hayır değildir. Mayalar kesinlikle böyle birşeyden bahsetmiyorlar. Bunun insan psikolojisi ile ilgisi var. Ruhumuzun derinliklerinde birtakım korkular besliyoruz. Özellikle dünyanın sonuna yönelik bir korku taşıyoruz. Bu da gerçekten kolektif bilinç. 10 binlerce yıl önce felaketler yaşamışız. Şimdi onu yansıtıyoruz. “Maya takviminin sonu geliyorsa dünyanın da sonu geliyordur” diyoruz. Direkt sıradan bir insan zihninde ilk akla gelen şey bu oluyor. Dolayısıyla mayalara baktığımızda hiçbir yazıtta “dünyanın sonu geliyor hepiniz öleceksiniz” gibi bir durum yok.

Peki doğal felaketler?

Bu takvimde böyle bir bilgi yok. Bilimsel olarak da mümkün görünmüyor. Jeolojik olarak dünyanın yerkabuğu oturmuş durumda. Büyük depremler, volkan patlamaları için bir neden yok. Her kafadan bir ses çıkıyor. Her araştırmacı kendi bakış açısından bir yorum getiriyor ve bunların büyük bir kısmı belirli bir bilimsel geçerliliğe sahip olmayan teoriler. Örneğin dünyanın kutuplarının yer değiştireceği gibi. Bunu mesela galaktik hizalanma denilen bir astronomik olayla bağlıyorlar. Halbuki böyle birşey yok. Çok fazla yanıltıcı bilgi var. Ben bile bir defa da hepsini hatırlayamıyorum. Maya takvimi ile ilgili özellikle internette çok faklı kaynaklar var. Foton kuşağı, ufoların gelişi gibi teoriler var. Ben bunlara şöyle bakıyorum; İnsanlar sorumluluğu kendinde görmek istemiyor ve bir şeylere yansıtıyor. Başına kötü bir şey gelecekse, yani ya Marduk gelecek, ya galaktik hizalanma olacak ya da ufolar gelecek. Tamamen sorumluluğu uzağa atmaktır bu.

Maya takviminde dönüşüm bizimle gerçekleşecek diyor değil mi?

Evet ama bu maya takviminin belirli bir yorumu. Hocam Carl Johan Calleman’a göre maya takvimi bilincimizin nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Bu bizim üzerimizden oluyor, bizim dışımızda bir kaynaktan değil. Bunun bir kozmolojik, spiritüel bir merkezi var ama bu direkt bizi etkiliyor. Biz de evrenin bir parçasıyız. Benim dikkat çekmek istediğim asıl konu şu; Maya takvimini bir kenara atalım. Dünya zaten çok büyük bir felaketle karşı karşıya; Ekolojik felaketler. Yuva belgeselinde en sonunda verilen bir mesaj var; İnsanlığın şu anki gidişatını değiştirmek ve dünyadaki yaşamı yoketmemem için 10 yılımız var. Yani saatli bir bomba gibiyiz. Dünya niye böyle? Bizim dünyayı kullanış şeklimizden, yemek yeme şeklimizden, tüketim alışkanlıklarımızdan, enerji tüketim alışkanlıklarımıza dayanıyor tüm felaketlerin nedeni. Dolayısıyla sorumluluk bizim elimizde. Bir şeyleri uyanıp düzeltmezsek zaten kendi sonumuzu hazırlayacağız. Bunun maya kehanetleriyle bir ilgisi yok. Para ve soyut değerler gittikçe güçlenerek kendini ön plana koyuyor. Fakat bir taraftan da son 10 yıldır alternatif bir bilinç yayılıyor. Bu bilincin bize verdiği mesaj şu; “evet böyle gidersek dünyanın sonu olacak. Basit yaşayalım, et tüketmeyelim, organik beslenelim, perma kültürle ilgilenelim ve sürdürülebilir sistemler yaratalım.” Bu çok güzel bir dalga ve buna destek verelim. Dolayısıyla iş yapış şekli de çok faydalı şekillere dönüşebilir. Basitleşmek zorunda değil ama büyük resmi görerek iş yapmak gerekiyor. Sadece ben kar edicem ve bu yumurtaları satıcam diyerek bir yumurta fabrikası kuruyor bir işadamı. Fabrikaya yem geliyor, petrol harcanıyor, yemler zaten petro-kimya endüstrisi ile ayakta kalan tarım endüstrisinin. Tavuklar kötü bir yerde yaşıyorlar. Onlardan çıkan yumurta sağlıklı değil. Onlara verilen antibiyotik te insanları zehirliyor. Böyle bir zincir oluşuyor. Ama doğa ile uyumlu, sürdürülebilir sistemler yaratılırsa, ki perma kültür bu konuda çok çığır açıcı bir yöntem, çok daha sağlıklı işler yapabiliriz. Bunu yapmak da zorundayız zaten. Artı enerji teknolojileri de çok önemli. Örneğin "Kahin" lakaplı ekonomist Nouriel Roubini diyor ki, Almanya tüm enerji kaynaklarının yüzde 30 gibi bir kısmını sürdürülebilir enerji kaynaklarından karşılıyor. ABD’de bu oran yüzde 2. Dolayısıyla Roubini, bütün bu sistemleri gözden geçirmemiz gerektiğini söylüyor. Yoksa büyük sıkıntılar yaşarız. Bu bize neyi söylüyor? Bilincimizde bir değişim oluyor ve bu her zaman kendi niyetimizle olmak zorunda değil. Bazı olaylar ve durumlar bizi ekolojik düşünmeye zorluyor. Bu da maya takviminin dinamiğinin özü. Maya takvimi diyor ki; Dünyaya bakış açımızı, dünya ile olan ilişkimizi etkileyen birtakım kozmik enerjiler var ve biz onlardan etkilenerek düşünüyoruz. Ve bu son 5 bin yılda dünyada bu şekilde bir düzen yarattık ve şimdi bu hatamızı fark edip bir alternatif yaratmaya çalışıyoruz. Bundan dolayı ortada bir gerilim var. Bu gerilim de bizi bir senteze getirecek ve orada da daha sağlıklı bakış açısına ulaşacağız. Ben pek çok spiritüalist gibi; ışık bedenlerimiz olacak, çakralarımızın hepsi açılacak, telepati yeteneğimiz gelişecek şeklinde görmüyorum. Daha ayakları yere basar bir şekilde bakıyorum olaya. Daha sosyal ve bilimsel bakıyorum. Maya takvimi bize aslında sosyo ekonomik dönüşümleri açıklıyor. Sosyo ekonomik olarak biz yeni bir düzene doğru gidiyoruz ve tabiî ki bu çok kolay olmayacak. Büyük kargaşalar, acılar, çöküşler, krizler olabilecek. Ama böyle bir bilincimiz olursa zaten başımızdan geçeni anlama şansına sahibiz. Korku ve panikle insanlar bugün eski inanca sarılmaya devam ediyorlar. Burada bir direnç var. Hopiler, mayalara yakın bir yerli kültür, diyor ki, zamanın bu aşamasında bir ırmağın kenarına tutunmamanız gerekiyor. Irmağın içine dalıp akmanız gerekiyor. Ama pek çok insan korkuyor. Korkunun ilacı bilgidir. Maya takvimi de sosyo ekonomik anlamda bizim nerden nereye gittiğimiz anlamında bize böyle bir ışık yakıyor.

Para konusunda yeni bilinç ne olacak?

Para bir soyutlama. Aslında bir kağıt parçası. Değerleri olduğu konusunda tüm insanlık hem fikir olduğu için paranın bir değeri var. Bu da bizim beynimizin sol tarafının ortaya attığı bir soyutlama. Sol beyin ben merkezli ve analiktiktir. Dünyada ulusların ortaya çıkması, toplumda hiyerarşinin ortaya çıkmasının altında yatan neden dünyaya bizim sol beyin üzerinden bakmamızdır. Buna 5 bin yıl önce başladık ve böyle bir bilinç yarattık. Şu anda olan şey ise, buna bir alternatifin doğması ve aslında her şeyin bu para sisteminden ibaret olmadığı. Biz aslında şu anda burada olanın değerli olduğunu görmeye başlayacağız çünkü öteki tarafta neye bakıyoruz; faizler, krediler, borsa sistemleri; Bunlar tamamen soyutlamaya dayalı. Bu da aslında bir taraftan insanlar arasında uçurumlar yaratıyor. Yuva filminde de gördüğümüz gibi, dünyada çok fazla sosyal göçler olacak. Sadece paradan dolayı değil, su ve yiyecek kaynaklarının tükenmesinde dolayı. Bunların altında yatan da yine o soyutlama şekli. Bizim için bir besin tüketmek ve kendi ihtiyaçlarımızı karşılamak bir kar amacı olmaya başladı. Bütün endüstriyel sistemler dünyanın dengesini bozuyor. Bunlar bize bir şekilde geri dönecek mutlaka. Böyle bir kriz yaşadığımızda düşüneceğimiz şey şu olacak; evet bu sistemleri kullanmayı bırakıp sadece şu an burada olan, doğa ile uyumlu ve dengeli olan, diğer insanları da herkesi düşünen bir ekonomik sistem yaratmak zorundayız. Bunun tam olarak nasıl olacağını bilemiyorum çünkü ekonomist değilim ama belki bugünkü para sistemi tamamen çökebilir. Yerine tamamen bambaşka bir alışveriş sistemi kurulabilir. Çok kolay olmayacak zaten çok zor ve büyük sancılar içerisinde olacak. Gerçekten dünya böyle bir yere doğru hızla gidiyor. İlerili görüşlü insanlar, iş adamları olarak şimdiden yapılabilecekleri yapmak gerek. Bu adımları atan iş adamları zaten yeni dünyada ayakta kalanlar olacak. Diğerleri büyük sıkıntılar yaşayacak.

Dönüşüm bizimle gerçekleşecekse, bireysel olarak kendimizi bu dönüşüme nasıl hazırlamalıyız?
Maya takvimi aslında şunu söylüyor; Evet bir ilahi plan var, bir yaradılış planı var. Sosyal ve bireysel hayatımız birtakım kozmik, ilahi enerjilere göre şekilleniyor ancak bu demek değil ki bizim hiçbir sorumluluğumuz yok bu olan bitende. Yüksek bir sorumluluğumuz var. Ben bir kenara çekiliyim, ne olacaksa olacak diye bir şey yok. “Bu dünya bir ilüzyondur, bu dünya yalandır, dünyadan el etek çekmeliyiz” gibi spiritüel bir algı var günümüzde. Bunun biran önce değişmesi gerek. Ruh ve madde birbirinin içindedir aslında. Biz maddesel, sosyal hayatımızı spiritüel yapmalıyız. Bu da çok fazla eylem gerektirir. Yani kendimizi pasifize etmek yerine çok daha aktif olmamız gerekiyor. Bu da aslında para dediğimiz şeyin yani madde dediğimiz şeyin de ruhsal olduğunu fark etmekte geçiyor. Onun ölü bir madde olmadığını, doğanın tanrının yansıması olduğunu fark etmemiz gerekiyor. Bir ormanı 5 ton kereste olarak görüyorsak gözlerimizde o zaman orada bir sorun var. İşte bunun değişmesi gerekiyor.

Maya takviminin bilgilerine neden ihtiyacımız var? Bu bilgiler olmadan bir dönüşüm yaşanamaz mı?

Bilinçli olmamızı ve bilinçlenmemizi sağlıyor. Şöyle bir benzetme vardır; bir balık suda yüzdüğünün farkında değildir. Su ile çevrilidir ama suyu görmez. Biz de insanlık olarak bir bilinç ırmağı içinde yüzüyoruz ve bunun belirli bir akışı var. İnişleri, çıkışları, zor köşeleri, rahat yerleri var ama biz farkında değiliz. Maya takvimi bizim bunu fark etmemizi sağlıyor. Hangi dönemlerde, hangi tarihlerde, nasıl enerjiler bizim bilincimize tesir ediyor? Bunu gördüğümüz zaman kozmik planla daha uyumlu akmamızı sağlıyor.

Bu takvimdeki kehanetlerin doğruluğuna nasıl inanabiliriz? Neye dayanarak güvenerek inanabiliriz?

Ben özellikle Carl Johan Calleman’ın araştırması üzerinden maya takviminin yorumuna inanıyorum. Temel farkı; Diğer bütün araştırmalar 21 aralık 2012 tarihine kilitlenmiştir ve o tarihe kadar bizim nasıl bir bilinç dönüşümünden geçtiğimize dair bize en ufak bir bilgi sunamamaktadır. Calleman ise, öncelikle 28 ekim 2011’in son tarih olduğunu söylüyor ve bu son tarihe, yani bilincin en son aşamasına girerken kademe kademe sürekli birtakım dönüşümlerden geçtiğimizi söylüyor. Ve bu tamamıyla test edilebilir bir yöntem. Biz şu anda 6. gündüzü yaşıyoruz ve 6. gece başlayacak. 6. gece başladığında (8 Kasım 2009) büyük ekonomik sıkıntılar tekrar başlayacak. Daha ciddi bir kriz, daha derin bir dönüşüm yaşayacağımızı gösteriyor. 3 Kasım 2010’a kadar sürecek. Ama zaten hiç geri gidiş olamayacak. Bilinç hep dönüşecek. Belki geçen yılki ekonomik krizden daha derin bir kriz yaşayabiliriz. Calleman medyum değil. Sosyolojik, bilimsel bir araştırma yapıyor. Tabiî ki sezgilerini de işin içine katıyor. Geri gelirsek, 5. geceyi yaşadık 2008’de, bu piramidin sadece 8. katının 5. gecesidir. 1999’dan başlayarak dünyaya yeni bir farkındalık getiren bir bilinç katı bu. Piramidin bir alt katında gece ve gündüzler yirmişer yıl sürüyordü. Bu beşinci gece denilen süreç 1932-1952 arasında yaşandı. Büyük buhran 1929 da yaşandı; Hitler, 2.Dünya Savaşı’nın yaşandığı dönem olan bu 5. gece zaten en karanlık gece olarak biliniyor. En büyük yıkımı getiren, eski bilincin ölümünü sağlayan. Yani 2008’de yine aynı dönem; 5.gece bittiğinde Obama seçildi. 6.gündüz başladı. Kriz yavaşladı. Ancak yeni bir dünya yaratacaksak o zaman bizim bu sistemi değiştirmemiz gerekiyor. Gecelerde ekonomik krizler, gündüzler de rahatlama oluyor. Ama artık rahatlama olmayacak artık bu anlamda sona geldik. “Krizi atlatalım yine eski düzen gelecek” diye bir şey olmayacak. Besin, petrol, madenler sonsuz değil. Parmak çıtlatmasıyla yaratılmıyor.

Özgür insanın doğumu nasıl olacak?

İnsan hakikate ulaşamıyor. Ruhun hakikatinden tutun sosyal hakikate. İçtiğimiz su sağlıklı mı, yediklerimiz sağlıklı mı bunu bilmiyoruz. Sürekli bir toplumsal hipnoz var. İnsanların sürekli kendi güçlerinden uzaklaştırıldıkları bir hipnoz bu. İlginç bir örnek var buna; Bu ay yine tam 6. gece başlarken bir film gösterimi giriyor 2012 ile ilgili. Bu film örneğin insanların tamamen korkmasını sağlayacak bir film. Ne işe yarıyor bu tür mesajlar? İnsanlar özgürlüklerinden ödün veriyorlar, korkmaya başlıyorlar ve kendi merkezlerinden çıkıyorlar. Yeni insanın doğuşu, bize gelen bu tür mesajları kendi filtremizden geçirerek olayın hakikatine uyanmamızla gerçekleşecek. Dünya çok kaotik bir noktada. Bunun sonunda ya yeni bir dünya yaratacağız ya da bu kaos bizi tamamen aşağı çekecek. Belki de kendi sonumuzu gerçekten hazırlayabiliriz. Böyle bir ihtimal her zaman var. Dolayısıyla sorumluluğumuzu almamız gerekiyor. Her insanın sorumluluğu var. Şu anda tek yapabileceğimiz bizim gibi insanları bulmak, örnek olmak. İnsanın dünyadan kaçmadan, kendi özünü ruhsal potansiyelini fark etmesi gerekiyor. Dünyanın içinde olup dünyayı dönüştürmek gerekiyor. Dünya iktidarı insanların sağlıklı düşünmesini engelleyecek birçok strateji uyguluyor. Elektro manyetik aletlerin yaydığı radyasyon, suya katılan, diş macununa katılan florid, besin maddelerindeki aspartam, birçok kanserojen madde. Bütün bunlar bizim daha yüksek bir farkındalığa ulaşmamızı engelliyor. Titreşimlerimizi düşürüyor. Evrende herşey titreşim. Baz istasyonları, kablosuz internet, elektro manyetik aletler hepsi dalga boyutumuzu düşürüyor. Örneğin şehirden çıkıp doğa gittiğimizde çok daha yüksek enerjiye ulaşıyoruz ve düşünce boyutumuz değişiyor. Bunlara da dikkat etmek gerekiyor. Cep telefonu için özel kulaklık kullanmak, kablosuz modemi gece yatarken kapatmak gibi birçok dikkat edilecek şey var. Örneğin, dikkat edilmesi gereken ve pek çok nedenle farkına varamadığımız genetik modifikasyonlu tohumlar konusu var. Dünyada küresel ısınmadan daha büyük sosyal sorunlar yaratabilecek bir mesele. Bu konuda da insanlar ne yazık ki uyutuluyorlar. Tohum yasası geçti mesela meclisten. Hormonlu gıda kimyasal zehirdir o kimyasalı vücut bir şekilde atabilir ama genetiğiyle oynanmış gıdalar sizin genetiğinize işliyor ve tamamen mutasyona uğratıyor sizi. İntihar geni diye bir şey var. Bulaşıcı bir şey. O sezon bütün hasatlar durabilir ve milyonlarca insanın açlıktan ölmesine yol açabilir.

Özgür Turan'ın Blogundan alıntıdır: http://alternatifkarma.com/

Pazar, Kasım 01, 2009

Maya Takvimi Üzerine TRT Ankara Radyosunda Yayınlanan Programım

Maya Takvimini detaylıca tartıştığımız güzel bir programın kaydını indirebilirsiniz:

http://download339.mediafire.com/zn1i2mgjyq3g/vt01nqylomw/Audio.wma

Eğer ilk açtığınızda indirme seçeneği çıkmazsa ya linki tekrar aynı pencereye yapıştırıp deneyin, ya da sol tarafta ki Click here to start download.. linkine tıklayınız...

İyi dinlemeler...

Pazar, Ekim 25, 2009

6. Tortuguero Anıtı ve Maya bitiş tarihi

1993 senesinin sonlarında doğru, bağımsız olarak Maya takvimi araştırmalarıma başladığımda, söz konusu “bitiş tarihinde” neler olacağının tanımını yapan eski Mayalara ait tek bir yazıt bile bilinmiyordu. Bilinen tek şey Uzun Sayımın başlangıç gününü tarif eden ve İlk Baba’nın “dünya ağacını ayağa diktiğini” söylediği Palenque yazıtları gibi bazı yazıtlardı. Bu bilgi kirliliğine bakmaksızın dokuz evrim düzeyi, Dokuz Altdünya ve de kendi dalga hareketlerini oluşturan çeşitli Gece ve Gündüzleri kapsayan teorimi geliştirmeye başladım. Kısacası, önemli Maya piramitlerinin dokuz basamaklı olarak inşa edilmesinin, bu basamakların her biri yedi gündüz veya yedi yaratıcı tanrı tarafından yönetilen, dokuz yaratılış seviyesinin sembolü olmasından ileri geldiğini öne sürdüm. Ardından, böylesi bir modeli dayanak olarak aldığımızda muazzam miktardaki tarihi olayın, kozmik enerji değişimlerinin sonuçları olarak algılandıklarında bir anlam ifade ettiğini keşfetmiş oldum. Elbette bu durum tıpkı Maya Piramitlerinin bazılarının arkalarının düz olması gibi, bu dokuz seviyenin hepsinin de aynı tarihte sona ereceği şeklinde görülürse gerçek olarak algılanabilir. Bu nedenle enerji değişimlerine yönelik böyle bir anlayışın, Maya'ların kehanet geleneklerinin temelini oluşturduğu aşikardır. Tabi ki bu durum Maya takvimini ve ona bağlı çeşitli tanrıları batıl inanç olarak gören geleneksel Maya Biliminin onu yorumlayış biçiminden uzaktı. Sonuçta farklı bir bilimsel gelenekten geliyordum ve de öncelikli ilgi alanım Maya zaman döngüleri ve bununla ilişkili tanrıların gerçeğin birer yansıması olup olmadığıydı. Yetmişli yıllarda bilimsel kariyerimin henüz başlarındayken, Stockholm Nobel komitesi üyesi olan birisinin akıl hocalığı sayesinde, tartışmasız en yüksek seviyeden bilimin nasıl çalıştığını dolaylı dahi de olsa görmüş oldum. Bunun anlamı, onları onaylayacak deneysel bulgular ve sürekli yapılan deneysel kontroller olmaksızın safi “inançlardan” türetilmiş teorilere sıfır taviz göstermek demek oluyordu. En azından mesleki açıdan bu durum, o zamandan beri akıl yürütme yöntemime yön vermiştir. Bu yönteme göre de, bazı insanların İsa'nın 25 aralıkta doğmuş olduğuna veya Maya Takviminin 21 Aralıkta biteceğine dair olan inançları, gerçekte bunların doğru olduğunu kanıtlamaz.

Dokuz kadar Altdünya'nın varlığı düşüncesi, Maya takvim sisteminde uzun bir süreden oluşan (tamı tamına 5, 125 yıllık uzun sayım) tek bir döngünün olduğunu savunanlar tarafından uzunca bir süre reddedildi. Ne var ki o zamanlar bile Mayaların evrimin dokuz basamağını benimsediğini gösteren ipuçları vardı. Mesela Uzun Sayımın, Altıncı basamak olduğu anlaşılan Altı-Gök-Tanrı'yla zaman zaman ilişkilendirildiği bilinmekteydi ve ilki Hablatun'la başlayan dokuz seviyeli zaman dilimleri olduğuna işaret edilmekteydi. Her ne kadar kimileri tarafından yeterince usle uygun bulunmamış olsa da bu Dokuz seviyeye ait göstergelere dayanarak, insanlık tarihi tarafından deneysel olarak doğrulanabilen kendi teorimi öne sürdüm. Bir süre sonra, 1996 yılında, Maya bilimciler Palenque'nin yalnızca 50 km batısında bulunan ve benim evrimin dokuz seviyesi modelime daha çok destek olacak olan Tortuguero'daki 6 numaralı anıtı deşifre etmeye başladılar. M.S 670 civarında yaşamış olan bir Maya kralının bakış açısına dayanarak dahi olsa da, ilk defa söz konusu bitiş tarihinde neler olacağına işaret ettiği sanılan bir yazıt keşfedilmiş oldu.


Tortuguero Anıtı 6’da Bolon Yookte’nin inişini tanımlayan yazı parçası.
Sven Gronemeyer’in çizimi.


Bu yazıt 2006 yılında daha geniş kitlelerin dikkatini üzerine çekmiştir. Maya kabartmaları uzmanı olan David Stuard'a göre yazıtın son tahlilde ki okunuşu şu şekildedir: Tzuhtz-(a)j-um u(y)-uxlcuun pik (ta) Çan Ajav ux (-te') Uniiv. Uhht-um ? Y-em(al)?? Bolon Yookte' K'uh ta?

Türkçesi ise şöyledir: “Onüçüncü 'Bak'tun” Dört Ahau, Uniiw (K' ank'in)'de sona erecektir. ? meydana gelecektir. (Bu) Dokuz destekleyici Tanrının ?'a gökten inişi(??) meydana gelecektir.

Bu tür eski yazıtlarda sıkça rastlandığı gibi kabartmalar kısmen silinmiş olduğundan (ki burada durum böyledir) kısmen ise anlamları muğlak olduğundan okunmaları zor olabilmektedir. Bizce buradaki kritik nokta, bitiş tarihinde “gökten ineceği” ifade edilen Bolon Yookte adlı ilah veya ilahlardır. Bunun nasıl yorumlanacağını bilebilmek için öncelikle Maya ilahları hakkında iki şeyin bilinmesi çok önemlidir. İlki bunların az veya çok birer “kişi” gibi davrandıkları görülen Romalı veya İskandinav tanrılarında olduğu gibi kişileştirilmemiş olduklarıdır. Bunun yerine Maya (veya Aztek) tanrıları tipik olarak belirli bir zaman dönemiyle ilişkili kozmik bir gücü sembolize etmekteydi ve bu halkların mitolojileri gerçekten de son derece ileri seviyede gayrişahsi olan kozmik ilişkileri tarif ederdi. Bu yüzden aslında belirli günlerle ilişkilendirilen ilahlar olan eski Maya burçlarının “gün-tutucular” tarafından nasıl günümüze taşınmış olduğunu biliyoruz. Zaman birimleri, tanrılar ve günlük burçlar az veya çok değişken olup nasıl yorumlanacakları hangi bağlam içinde kullanıldıklarına bağlıydı. İkinci bilinmesi gereken şeye göre, bağlamın bütünü ya da sadece parçaları ifade etmesine bağlı olarak ya bu ilahlar kolaylıkla farklı ilahlara bölünebilir ya da bunun tersi gerçekleşebilir. Dokuz parçalı tek bir ilah veya bütünü oluşturan dokuz parça olarak da görülebilen Bolon Yookte'deyse durum neredeyse kesinkes böyledir. Bolon Yookte aynı zamanda hem bütünü temsil eder hem de dokuz parçadan oluşur çünkü Maya kozmolojisi özünde holistik (bütünsel) olup yaratılıştaki herşeyi birbiriyle bağlantılı olarak görür.

2006 yılında John Major Jenkins Bolon Yookte'yle ilgili önemli ve ilginç bir makale yazmıştır: “6. Tortuguero Anıtı ve Bolon Yookte Ku'nun 2012 bölümü üzerine yorumlar”, http://edj.net/mc2012/bolon-yokte.html. Jenkins bu yazısında yukarıda adı geçen yazıta göre Maya bitiş tarihinde gökten ineceği varsayılan Bolon Yookte adlı bu ilahla ilgili epigrafik bir bilgi özeti verir. Bunların yanısıra Gillespie ve Joyce'un, Bolon Yookte'nin "Dokuz basamağın Tanrısı" olarak adlandırıldığı ve bu ilahın meşhur Yedi Tanrı'nın Vazosu'nda da görülebileceği üzere yaratılışın başından beri var olduğundan bahsettikleri makelelerine de değinir. Bolon Yookte'nin Altdünyalar, savaş ve çatışmalarla ilgili olduğunu söyleyen Eberl ve Prager'a da değinir. Tüm bunların gerçekte bizlere anlattığı, dokuz basamaklı evrim ila dokuz Altdünyanın yapısal olarak yaratılışın başından ya da modern terminolojideki ifadesiyle Big Bang yani Büyük Patlamadan beri var olduğudur. Dolayısıyla, 6. Tortuguero Anıtı ve Jenkins'in bu yapıtın anlamıyla ilgili yapmış olduğu çalışmalar, on beş sene önce öne sürmüş olduğum teoriyi mükemmel biçimde doğrulamaktadır. Bolon Yookte, Dokuz Altdünya tarafından tetiklenen evrimin Dokuz seviyesidir. Bu dokuz Altdünya ise, meşhur Maya Vazosunda da aşikar olarak görülebileceği üzere, Yaratılışın Yedi Tanrısı'yla (Yedi GÜNDÜZ) ilintilidir. Ayrıca tarihten de bildiğimiz gibi tüm bu Altdünyalar, kozmik enerji sıçramalarının aynı zamanda güç dengelerinin değişmesine dolayısıyla da savaş haline sebebiyet vermesinden ötürü, çatışma ve savaşla ilintilidir. Kanımca, Maya İlahları arasında varolan bu ilişki, gerçekliği muazzam miktardaki deneysel bulguyla da onaylanan bir evrim modelini sunmaktadır bizlere. Bu bilgi, gerçeklikle olan bağlantısı nedeniyle sadece mitolojik bir ilişkiler ağı olmanın çok ötesinde, günümüzde insanlık için hayati bir öneme sahiptir.

Bu yazıtın anlamı, bitiş tarihinde yalnızca bir değil dokuz kozmik kuvvetin tezahür edeceği ve de bunların Dokuz Basmağın Tanrısı Bolon Yookte'ye atfen dokuz basamaklı bir piramit tarafından temsil edilmekte olduğudur. Jenkins'in makalesindeki Bolon Yookte'nin, yakında yayınlanacak olan kitabım “The Purposeful Universe”(Anlamlı Evren)'de de mitten öte bir gerçek olarak gösterilen Dünya Ağacı'yla ilintili olduğu açıkça görülebilecektir. Tortuguero Anıtı’nın ışığında Dokuz Altdünya ve On üç Üstdünya modelinin ancak, sadece gerçek Maya Yazıtlarını değil aynı zamanda Maya takvimi siteminin gerçeklikle olan bağını gösteren muazzam miktardaki deneysel bulguyu da gözardı eden biri tarafından reddedilebileceği kanısındayım. Oysa bu göstergeler bütünlüğü kabul edildiğinde, Maya'ların evrimi ve onun biyolojik ve tarihi gerçeklikte oynamış olduğu rolü kavramamızı sağlayacak biçimde, mitolojilerindeki ilahların, zaman birimlerinin ve kozmik enerjilerin nasıl yer değiştirmiş olduklarını daha kolay görebileceğiz.


Tikal'daki Jaguar piramitinde sembolize edildiği üzere Bolon Yookte ya da Dokuz Altdünyasıyla Dokuz basamaklı Tanrı. Dokuz Altdünyaların hepsi aynı zamanda tamamlanacaktır: “Bolon Yookte gökten yeryüzüne inecektir”. İşte bu eşzamanlı olayı sembolize etmesi için Piramidin sırtı düz inmektedir.
Yazar tarafından fotoğraflanmıştır.


Şu anda evrimin sekizinci seviyesinde olup yakında bir adım ileri giderek dokuzuncu seviyeye yani Evrensel Altdünya'ya sıçrayacağımızdan, eski Maya'ların yaratılışın sonunu dokuz farklı ilahın gökten eşzamanlı inişi veya dokuz kozmik kuvvetin tezahürü olarak gördüğünün Tortuguero yapıtına dayanarak onaylanmasının tam vaktidir. Artık birçok insanın geleceğinin, bu dokuz seviyenin enerjisinin tam olarak nasıl bir rol oynayacağının bilinmesine bağlı olduğunu söylemek abartılı olmaz. Bu nedenle evrimin bu temel yapısını, Dokuz Altdünya ila On üç Üstdünyayı ve de yaratılışın farklı dalga hareketlerinin tam aktivasyon tarihlerini bilmek bundan böyle hayati bir öneme sahiptir. Bundan ötürü dokuz ilahın eşzamanlı olarak bitiş tarihinde gökten ineceği (dokuz kozmik kuvvetin tezahürü) olgusu artık uygunsuz bir fikir olmaktan çıkmış, aksine 6. Tortuguero Anıtına verilebilecek tek anlamlı açıklama haline gelmiştir. Bunun bir başka anlamıysa, Tortuguero Anıtında adı geçen Bolon Yookte'nin yalnızca belirli bir tarihte meydana gelen tek bir olaydan ibaret olmadığıdır. Bunun anlamı aslında Jenkins'in de belirttiği gibi Bolon Yookte'nin o esnada orda olduğu Büyük Patlama ya da evrenin başlangıcına geri döneceği ve de her biri Yaratılışın Yedi Tanrısı tarafından yönetilen (her Altdünya'daki Yedi Gündüz) birbirinden farklı dokuz dalga hareketinden meydana geldiğidir. Bu yüzden Maya takviminin anlamıyla ilgili her türlü tutarlı teori, uzunluğu 16.4 milyar yıla uzanan böylesine uzun soluklu evrimsel süreçleri de hesaba katmalıdır. Bu olgu çok daha geniş bir bağlamda anlaşılabileceğinden, ciddi araştırmacıların dikkatlerini tek bir günden yani bitiş tarihinden çekmeleri gerekecektir. Bu perspektiften bakıldığında özellikle de birçok Amerika'lı “2012 uzmanının” kendilerini, yakında vizyona girecek olan 2012 adlı Hollywood filmiyle benzer bir şekilde, tek bir günle yani Aralık 21'le ilişkilendirdikleri kutupların yer değiştirmesi, galaktik hizalanma, volkanik patlama, göktaşı yağmuru, güneş ışını yayılımı gibi bir dizi fiziksel olaya veya bu tek günde olabileceklere dair (çoğunlukla da sağlam bir dayanağı olmayan) bir takım fikirlere adamış olmaları bir problem olarak görülmektedir. Özellikle de Tortuguero Anıtının ışığında, böylesi fikirlerin tüm mantıksızlığı gösterildikten sonra Maya takvimi adına bu Anıtla tutarlılığı olan evrimsel bir modeli dikkate almalarının zamanı gelmemiş midir? “2012” meselesi uzun bir süredir sahte bilimin oyun alanı olagelmiştir ve hiçbir dayanağı olmayan birçok “tek gün” iddası da Maya Takviminin bitiş tarihi senaryosunun gerçekten de insan bilincini etkileyen süreçler neticesinde meydana gelen sosyo-ekonomik dönüşümlerden ibaret olduğu gerçeğini bulandırmaktadır. Nasıl olsa bu, yalnızca gözlemcisi olacağımız jeolojik ve astronomik olaylarla ilgili olmaktan çok, bizim yeni bir dünyanın doğuşunu nasıl birlikte yarattığımıza ve de insanların kendilerine bağlıdır.

Önceden de belirtmiş olduğum gibi 28 Ekim 2011'i savunan hiç kimsenin bu tarihin “dünyanın sonu” olduğunu savunmamış veya asla savunma meyli göstermemiş olmasının bir sebebi vardır. Bu sebep, bu tarihin organik olarak evrimsel bir süreçten doğmuş olması ve de hiçbir gerçek veya gerçek görünümlü fiziksel veya astronomik olayla ilintili olmamasıdır. Bu tarih yalnızca evrenin, başlangıcından itibaren dokuz önemli kuantum sıçrayışından sonra en yüksek enerji düzeyine erişecek olmasıdır. Bundan ötürü bu tarihin dünyanın sonu anlamına gelmesi için hiçbir sebep yoktur. Bolon Yookte'nin yeryüzüne tamamen inmesi sadece evrimsel bir tamamlanma noktasıdır. Öte yandan tekil 21 Aralık 2012 tarihiyle ilişkili olduğu iddia edilen birçok olay göz önünde bulundurulduğunda, dünyanın sonuyla ilgili spekülasyonlara davetiye çıkarılması hiç de şaşırtıcı değildir. Bitiş tarihinin kutupların yer değiştirmesi veya gamma ışını patlamalarıyla ilgili olduğunu öne sürdüğünüz taktirde, insanların bunun dünyanın sonu olduğunu düşünmesinden doğal ne olabilir ki? Fiziksel olayları öne sürmek, gerçekleşmek üzere olan asıl dönüşüme dair popüler medyanın korku ve ümitsizlik yaratmasını istemek olacaktır.

Bundan ötürü, tek bir günde meydana gelecek olaylardan değil de, dokuz evrimsel kuvvet bileşkesinin tamamlanışından yani Bolon Yookte Ku'dan söz eden eski Maya'ların anlayışlarından edinilecek kazanımların gözardı edilme durumunda geniş kitlelerin acı çekeceğini düşünüyorum. 21 Aralık 2012'e odaklanan tüm bu kafa karıştırıcı bilgiye rağmen insanların gerçek bitiş taihi olan 28 Ekim 2011'le hizalanmaya başlayacakları hissindeyim. Bunun, insanların enerjik bitiş tarihinin mantıksal olarak 13.13.13.13.13.13.13.13.13.13 Ahau (Işık) olduğunu düşünmelerinden dolayı, veya Hıristiyan Kilisesinin İsa'nın doğum gününü 25 Aralık olarak uydurması gibi 4 Ahau'nun da politik oyunlarının bir ürünü olduğunu fark etmeleri ile olacağını sanmıyorum. Bunun yerine insanlar 28 Ekim 2011 tarihini kabul edecekler, çünkü bu tarihe göre olan ve kendilerinin de deneyimlemekte oldukları özellikle sosyo-ekonomik alanda gerçekleşen enerjisel dalga hareketlerini görmezlikten gelemeyecekler. Yine de yeni bir dünyanın doğuşunu bilinçli olarak birlikte yaratmak isteyenler için, kozmik enerjilerin 28 Ekim 2011'e kadar nasıl bir seyir izlediğinin bilgisi önemli bir araç olacaktır. Bunun tek sebebi böylesi bir bilginin yoksunluğunda yeni bir dünyanın nasıl doğacağı ya da bunun nasıl zamanlanmış olduğunun bilincine varılamayacak olmasıdır. Bu enerjilerin aktivasyonu ve bunların Galaktik ve de Evrensel Altdünya'daki hazırlık süreçleri her zaman olduğu gibi çok kesin bir tarihte gerçekleşecektir. Ta ki Bolon Yookte veya Dokuz Altdünya tezahür edercesine “gökten yere inip”, tamamıyla tezahür edip, bir barış milenyumunun temelini atıncaya yani Çağların Değişiminin sonunu getirinceye kadar.

19 Ağustos 2009 (6 Ahau), Seattle

Carl Johan Calleman

Çeviri: Ayşegül Özpınar
Düzelti: Fatih Keçelioğlu

Salı, Eylül 08, 2009

9.9.9 ve Maya Takvimi

Dokuz rakamı pek çok manevi ve dini geleneklerde özel bir öneme sahiptir. Dokuz eski yunanda şiir tanrıçası Müz’ün sayısıdır, İskandinav kültüründe dokuz dünya vardır. Kudüs’te ki tapınağın en kutsal yerine giden dokuz sayı vardır. Ayrıca bugün dünyada kullanılan sayım sistemlerinin çoğunda dokuz rakam olduğunu düşünürsek bu rakamın içimize işlemiş olduğunu anlarız. Ayrıca Maya geleneğinde Dokuz sayısı önemli bir rol oynar. Maya takvimin sonunun anlamına dair elimizde ki tek yazıt ise Dokuz “ilahın” Maya takviminin son tarihinde gökten yere ineceğini yazar. Bunun modern dilde ki anlamı Dokuz enerjinin ya da Dokuz kozmik gücün tam olarak tezahür edeceğidir. Unutmayın ki kadim Mayalar zaman devirlerine “ilahlar” olarak bakıyorlardı. Bu ilahların veya kozmik güçlerin evrimsel dalga hareketleri gibi olduğunu ve birbirinin üstüne bindiğini biliyoruz ve şu anda dokuz dalgadan sekizincisi üzerinde sörf yapıyoruz.


Maya takvimin sonu ile ilgili mevcut tek Maya yazıtına göre (Tortuguero anıtı 6) Dokuz Kozmik düzey (Altdünyalar) son tarihte tezahür edecek. Şu anda biz sekizinci seviyedeyiz ( Galaktik Altdünya) ve en üst seviye olan Evrensel Altdünya’ya doğru vitesi yükseltiyoruz. (Resim: Tikal’de ki Jaguar Piramidi)

Bu evrimsel dalgaların tezahür edişinde, Dokuzuncu seviyeye yaklaşırken inanılmaz bir eşzamanlılık fark ediyoruz. Yaklaşan 9.9.9 tarihi (9 Eylül, 2009) 260 günlük Maya Kutsal Takviminin (Tzolkin) başlangıcı ile denk düşüyor. 3000 yıldır kullanımda olan bu takvimde 9.9.9 tarihi Hun Imix veya 1 Timsah enerjisini yani enerji kombinasyonlarından birincisini taşıyor. Bu eşzamanlılığın ne anlama geldiği üzerine kafa yürütürsek bu tarihte dokuz sayısına ve özellikle de yakında tanık olacağımız Maya takvimi sisteminin Dokuzuncu seviyesine odaklanmamız gerektiği aşikâr olacaktır.

İnanıyorum ki aktivasyon tarihleri Maya takviminde tanımlanan bu kozmik güçlerin ardında, insanlık tarihine dair, daha yüksek bir kaynaktan gelen ve müşfik bir niyet taşıyan zeki bir plan mevcuttur. Bunu fark etmek aynı zamanda bu planı nasıl takip edeceğimize ve Maya takviminden nasıl faydalanacağımızı anlamak demektir. Bu dokuz kozmik güç bizim kolektif bilincimizi etkilemekte, daha doğrusu yönetmektedir. Dolayısıyla bu kozmik zaman planında neler olup bittiğine bakmak için elimizde yeterince neden vardır.

Eşzamanlıklar genelde farklı şekillerde yorumlanabilirler ve böylesine büyükse kesinlikle dikkate değerdirler. 9.9.9, arka arkaya üç adet Dokuz, Dokuzuncu ve en yüksek seviyenin tamamlanışına doğru bizi götürecek olan üç adet 260 günlük Tzolkin döngüsü olarak yorumlanabilir. Bildiğimiz kadarıyla evrenin bu en yüksek seviyesi 13.13.13.13.13.13.13.13.13 13 Ahau (13 ve Ahau Maya takviminde tamamlanışın sembolleridir) enerjisinde ve 28 Ekim, 2011 tarihinde ulaşılacaktır. Bu en yüksek seviye hiçbir şekilde dünyanın sonu anlamına gelmez ve Dokuz dalga hareketinin tamamlanışı demektir. Belki bunu şöyle görebiliriz: bir merdivenin en son ve en zor basamaklarını çıkıyoruz ve zirveye ulaştığımızda ayaklarımızın altında dinlenebileceğimiz bir zemin bulacağız.

Bu son tırmanış, çok kısa bir süre içinde eşi benzeri görülmemiş bir dönüşüm sürecinden geçeceğimiz anlamına geliyor. Bunun bir nedeni sekizinci evrim seviyesinin son safhasına giriyor olmamız. Diğer nedeni ise dünyayı tamamen farklı bir ışıkla görmemizi sağlayan, kolektif bilinci temelden dönüştürecek olan ve çok yüksek bir frekansla gelecek olan Dokuzuncu seviyenin başlaması. Bu nedenle 9.9.9 tarihini takiben gelecek olan üç Kutsal Takvim (Tzolkin) döngüsünde niyetlerimizi odaklayarak yeni bir dünyanın doğumu için birleştirmeliyiz. Bu özellikle çok önemli, çünkü çeşitli kaynaklar 8 Kasım 2009’da başlayan Galaktik Altdünya’nın dünya ekonomisinde çok büyük bir buhran getireceği yönünde işaretler veriyor.

Bu 260 günlük Kutsal Takvim döngülerinden birincisi 9.9.9 ile başlıyor ve 26 Mayıs 2010’a kadar sürecek. Bu süreç Dokuzuncu kata doğru çıkış süreci olarak görülebilir ve dua, meditasyon ve zihinsel odaklanma için uygundur. Topluluk kurmak, ağ kurmak ve spritüel eşzamanlılık da bu dönem için uygun pratik çalışmalardır. İkinci 260 günlük süreç 27 Mayıs 2010’da başlayacak ve Dokuzuncu seviyenin başlangıcı bu süreç içinde olacak. Ayrıca yeni bir dünyanın doğumuna hazırlık olarak pratik spritüel projelerin odak noktası olacak olan 17-18 Temmuz Kozmik Kavuşması bu aralıkta gerçekleşecek. Üçüncü 260 günlük Kutsal Takvim döngüsü 11 Şubat 2011’de başlayacak ve bu Dokuzuncu seviye olan Evrensel Altdünyanın 8 Mart 2011’de başlangıcını içeriyor. Üç adım içinde bu en çarpıcı olanı bu olacak çünkü 28 Ekim 2011 tarihinde ulaşılacak olan evrenin en yüksek seviyesine doğru götürecek.

9.9.9 tarihinde başlayacak olan bu üç adım ile 1/ Yükseliş, 2/ Dokuzuncu seviyeye hazırlık ve 3/ Evrenin Dokuzuncu evrim seviyesi ile evren en baştan beri ulaşmaya çabaladığı yeni bir bilinç seviyesine, birlik bilinci seviyesine doğru yükseliyor. Dokuzuncu seviye öyle bir birlik bilinci getirecek ki tüm insanlık dönüşecek. İnsan ırkı için çok büyük zorluklar ve fırsatlar olacak. Bu değişimler ise kendi kendilerine olmayacak ve onlara direnen veya kabul eden insanlar üzerinden tezahür edecekler. Bu bakış açısından 9.9.9 tarihini basit bir numeroloji merakından dolayı değil de, Kozmos’un Dokuzuncu seviyesi tarafından getirilen çok daha geniş bir dönüşüm sürecine katılım ve odaklanma fırsatı olarak kutlayabiliriz.

Maya takviminden anladığımız şey, özellikle sol beyin tarafından yaratılan insanın insana hâkim olma formlarının sonunu birlik bilinci tarafından getirileceğidir. Yani üstünlük araçları olan finansal sistem, silahlar, ulusal sınırlar ve otorite sahibi diğer pek çok yapı bu yeni birlik bilinci ile parçalanacak. İlahi uyumun insan ilişkilerini şekillendireceği yeni bir dünya doğacak. İnsanın insana üstün olmasının sona ermesi ayrıca küresel ölçekte cinsiyetler arasında ki ilişkiyi de etkiyecek. Söylemeye gerek yok, her şeyin tekrar eski haline dönmesi söz konusu bile değil. Karşımıza çıkan zorluklara tepki vermek yerine yeni bir dünyanın doğumuna doğru bilinçli bir şekilde yaklaşmalı ve onu ortak olarak yaratmak için olumlu niyetlerimizi birleştirmeliyiz. Böylesi bir kolektif ortak yaratım sürecinin bu zorlukları aşmak için en iyi yol olduğunu düşünüyorum.

9.9.9 ile başlayan dönem her ne kadar sadece Dokuzuncu seviyeye yükseliş safhası olsa da bu tarih çok önemli bir odak noktası çünkü bu seviyeye doğru yapılan hazırlıklar çok önemli. 17-18, 2010 Kozmik Kavuşma ile isminden de anlaşılacağı gibi insan varoluşunun ve bilincinin çarpıcı şekilde genişleyeceği projeler pratiğe dökülecek. Bugün zengin olarak varsayılan ülkelerin de başını ağrıtacak ekonomik zorluklar zamanında, insan bilincinin genişlemesi gerekli sosyo ekonomik dönüşümleri getirecek. Dokuzuncu seviye en sonunda aktive olduğunda kimliklerimiz çok daha geniş bir spritüel çerçevede tanımlanacaklar.

Bu makale geniş kitlelere geleceğimiz için ortak niyetler ilham edebilecek kadar erken yazılmadı. Ancak yine de pek çok kişi 9.9.9 tarihini kutlayacak (mesela http://www.fredpajorden.se/sida21.html adresine bakın). Bu makalenin amacı bu tarihi zaten kutlayacak olanlara bilgi vermek ve bunun sadece numerolojik bir tesadüf olmadığını, Maya takvimi ile anladığımız kozmik planın Dokuzuncu katı ile gelecek olan yeni dünyanın doğumuna doğru ciddi bir rolü olduğunu bildirmek. Bu tarih dua ve meditasyonlarla yeni ve daha iyi bir dünyanın yaratılışı için ortak niyetler ortaya koymak için iyi bir zaman. 17-18 Temmuz 2010 Kozmik Kavuşumu için gerekli iletişim ve ağ kurma araçları zamanı geldiğinde hazır olacak. 9.9.9 yeni dünyanın yaratılışı için öncü ve mütevazı bir çağrı olarak görülebilir.

Malmö, 6 Eylül 2009 (11 Edznab)
Carl Johan Calleman

Çeviren: Fatih Keçelioglu
Maya Takvimi Facebook Grubu: http://www.facebook.com/group.php?gid=97173896542

Pazar, Eylül 06, 2009

Ekonomik Kriz ve Maya Takvimi

Dünya’da yaşanan ekonomik kriz, zamanlaması ile Maya takvimini doğruluyor.

Son iki yılda derinleşen ekonomik kriz ile ilgili en çok duyduğumuz bazı cümleler şu şekilde; “1929’dan beri böylesi olmamıştı.” “Büyük Buhran’ı anımsatıyor.” “1930’lardan beri ilk defa…” Liberal pazar anlayışı ile sağlam temellere oturduğu sanılan, bir din gibi tapınılan finansal sistemlerde böylesine bir çatlak yaşanması pek çok kişiye 1929 -1932 arasında en derin halini yaşayan Büyük Buhran’ı hatırlatıyor.

Peki, arasında yaklaşık 80 yıl bulunan bu iki kriz arasında nasıl bir ilişki var? Hayatın bir tesadüf eseri ortaya çıktığına inanan ve dolayısıyla olaylar arasında sadece akılcı ilişkiler kurulabildiğine inanan Batı bilimsel anlayışına göre bu iki kriz arasında hiçbir ilişki yok. Oluş şekilleri ve sonuçları açısından bir benzerlik var o kadar.

Bir Maya takvimi anlatıcısı olduğum için dünya tarihi olayları arasında gözle görülmeyen bir zaman örgüsü olduğunu bildiğimden, bu ikisi arasında kusursuz bir ilişki görüyorum. Bu öyle bir ilişki ki, hem Maya takvimi modelinin geçerliliğini kanıtlıyor hem de bu modelden çıkan kehanetlerin doğruluğunu destekliyor.

Her iki ekonomik krizde Maya takviminde 5. Gece olarak anılan “en karanlık geceye” denk düşüyor. Bu konuda bakın 21 Kasım 2007 tarihinde ne yazmışım: Beşinci Gecenin başka bir özelliği ise Yıkım getirici olması. Gezegensel Altdünya’da 1932 - 1952 arasında Hitler ve İkinci Dünya savaşının yıkımını yaşadık, atom bombaları da dâhil olmak üzere. Fakat bu demek değil ki benzeri bir fiziksel yıkım bizleri bekliyor yine. Günümüzde ülkeler arasında ve dünyada çok farklı bir mücadele var ve bu artık bariz şekilde para piyasalarında gerçekleşiyor. O yüzden finansal açıdan bir yıkım beklemek daha mantıklı gözüküyor, özellikle de 1929, 1930 ve 1932 yıllarının büyük finansal buhranlar getirmesinden dolayı.” [i]

Bu aslında Maya takviminin nasıl geçerli bir kehanet sistemi olarak kullanılabileceği ve gizemli son tarihin (28 Ekim 2011) ne anlama geldiği üzerine bir ipucu. Eğer ipin ucunu yakaladıysanız hadi gelin benimle beraber bu makaleye.

Bu makalede sizlere Büyük Buhran ile şu an yaşanan ekonomik kriz arasında ki ilişkiyi Maya takvimi açısından göstermeyi ve Maya takviminin son tarihine yaklaşık 2 yıl kala zaman, para, bilinç arasında ki ilişki üzerinde durmayı hedefliyorum. Bu arada Maya takviminde neden meşhur 21 Aralık 2012 tarihinin değil de 28 Ekim 2011’in doğru son tarih olduğunu da tartışacağız.

Maya takvimi nedir? Ne değildir?

Maya takvimi sadece 2012’de bir gün demek değildir. Var olan dünyanın nasıl değişeceğine dair yeni bir fantezi veya hayal değildir… Sıradan bir medyumluk, falcılık veya kehanet aracı değildir.

O içinde yaşadığımız dünyanın neden böyle olageldiğini en iyi şekilde açıklayan bir yaklaşımdır. Matematiksel, tarihsel ve sosyolojik olarak doğrulanabilir kanıtlar üzerine inşa edilmiştir. Metot olarak akıl ve sezgiyi, din ve bilimi, doğu ve batıyı bir araya getirir. Verdiği mesaj ise şudur: Bu gezegende ortaya çıkmış olan hiçbir şey şans eseri değildir. İlk hücrelerin oluşumundan maymunlara, oradan insanın evrimine, medeniyetin ortaya çıkmasına ve tarih boyunca insanlık bilincinde olan tüm değişimlere bir anlam kazandırır Maya takvimi. Evrim teorisi ile yaradılış mitleri arasında bir köprüdür. En önemlisi bütün insanlık tarihinin tesadüfî olaylarla değil, ilahi bir plana göre oluştuğunu ortaya koyar. Bu plan 28 Ekim 2011’de (evet 2012 değil) son noktasına gelecektir. Pek çok korku dolu ifadenin aksine dünyanın sonu anlamına gelmez bu. 16 milyar yıldır devam eden ilahi planın tamamlanışı demektir bu son tarih. Devam eden bir süreç olan yaratılışın, yani evrimin son eserinin nihayet ortaya çıkacağı bir tarihtir 28 Ekim 2011.

İsveçli bilim adamı Carl Johan Calleman’ın araştırmalarına göre, 28 Ekim 2011 tarihinde son bulan Maya takvimi 9 katlı bir piramit şeklinde olan zaman katlarından oluşur. Bu dokuz katın her biri ise kendi içinde 13 parçaya ayrılır ve bunlar yaratılışın 7 gündüz ve 6 gecesidir. Kusursuz geometrisi ile dünyanın yeni yedi harikası arasına giren Chicchan Itza’da ki Kukulcan piramidi aslında Maya takviminin bir ifadesidir. Calleman, bu 9 katlı piramidin insanlığın evriminde ki kilometre taşları olduğunu kitaplarında ortaya koymuştur. [ii]

Paranın Evrimi

Bu evrim gereği milattan önce 3115 tarihinden beri medeniyet bilinci gelişmekte (MÖ 3115 ile başlayan bu dönemin Maya takviminde ki adı Ulusal Altdünya’dır). Taş devrinden çıktığımızdan beri, yazıyla, medeniyetle, teknolojiyle meşgul oluyoruz. Ancak bir yandan da savaşlarla, kölelikle ve ekolojik bozulmalarla dolu bir dünya yaratıyoruz. Ekonomik sistemler ve para ise bu evrimin kaçınılmaz olarak bir parçası. Gittikçe soyutlaşan değerler sistemi insanın insana hâkim olmasının bir nedeni ve sonucu. Son beş bin yıldır böyle bir dünya yaratılmaktadır. Milattan sonra 1755 yılında ise ilahi planda yeni bir kilometre taşına gelindi ve sanayi devrimi ile Avrupa aydınlanması çiçek açtı (1755 ile başlayan dönem ise Gezegensel Altdünya olarak anılıyor). Bu aynı zamanda kolonileşme denilen bir süreç ile insanın insana hâkimiyetini bir kat daha arttırdı. Bugün ise Avrupa aydınlanması ve hümanizm akımlarının meyvelerini topladığımızdan kölelik ortadan kalktı, koloniler özgürlüğünü ilan etti. Ancak finansal sistemler insanın insana olan hâkimiyetini daha gizli ve kurnaz bir şekle soktu. Popüler internet filmi Zeitgeist’ın ikinci bölümü bu konuda önemli tespitler içermektedir.

Maya takviminde sekizinci katın 1999 yılında başlamasıyla yeni bir bilinç evrilmeye başladı (Galaktik Altdünya). Mevcut sisteme ve insanın insana hâkim olması ile sonuçlanan medeniyete bir tepki olarak gelişmektedir bu bilinç. 2007 ve 2008 yılları ise bu yeni bilincin kendini daha net bir şekilde ortaya koyduğu yıllardır. Evet, bir taraftan Bilgi Teknolojileri sayesinde para gitgide daha soyut bir hal aldı, finans sistemleri dijitalleşti. Bütün bunları madalyonun bir yüzü olarak düşünelim.

Madalyonun diğer yüzü ise 2011’de ki son tarihe yaklaştıkça kendini daha net adımlarla ortaya koyacak ve eski ile yeninin bir sentezi sonucunda “özgür insanın” doğumunu karşılayacağız. 11 Şubat 2011 tarihinde başlayacak olan dokuzuncu ve son kat ile (Evrensel altdünya) insanlık bilincini filtreleyerek kısmi körleşmelere yol açan tüm perdeler kalkacak.

Bütün bu tablonun derinliklerine inmek için yazımın sonunda çeşitli kaynaklar göstereceğim. Ancak isterseniz bu çerçeveden bakarak güncel bir konu olan ekonomik krizi inceleyelim.


Beşinci Gece ve Ekonomik Kriz

Gittikçe derinleşerek finans uzmanlarını bile şaşırtmaya devam eden ekonomik kriz bazı teorisyenlere göre tüm ekonomik sistemin çöküşü ile sonuçlanacak. Pek çok uzman da “1929'da ABD'de başlayan ve 1932'de Avrupa’ya sıçrayan büyük buhrandan beri böylesi görülmemişti” diyor.

Çok katmanlı bir zaman yapısına sahip kehanetsel Maya takvimine göre bu bir tesadüf değil. 1932 - 1952 yıllarına denk düşen "5.gece" adı verilen en karanlık dönemi 19 Kasım 2007 ile 13 Kasım 2008 arasında tekrar yaşadık.

Maya takviminde geçen 7 gündüz 6 gece süreçlerinin her birinin kendine has bir karakteri vardır. Daha önce de belirttiğim gibi 5. gece en karanlık gece olmasıyla biliniyor. 1932 – 1952 arasında dünyanın en büyük ekonomik krizine yol açan 5. Gece yaşandı. Diyebilirsiniz ki 1929 bu sürecin dışında. Bende diyeceğim ki 1929’un küresel etkileri 1930’lara yayıldı ve tüm insanlık tarihini göz önüne aldığınızda bu 3 yıl büyük bir fark değildir. Öbür taraftan 19 Kasım 2007 – 13 Kasım 2008 arasında süren Galaktik Altdünyanın 5. Gecesinin, bir önceki 5. Gece gibi insanlık tarihinin en derin ekonomik krizini getirdiği açıktır.

Beşinci Gece ve yaşanan ekonomik kriz ile ilgili olarak yine 21 Kasım 2007 tarihinde yazdığım yazıdan[iii] alıntılar yapacağım. Böylece o zaman yaptığım tahminlerin doğruluğunu siz de görebilirsiniz ve kullanılan metodun geçerliliğini test edebilirsiniz.

“Öncelikle mevcut finansal sistemin nasıl bir bilince dayandığına bakalım. Dünya’da her gün gitgide faiz, kredi ve borca dayanan bir sistem genişliyor. Para dediğimiz olgu ise zaten 5,000 yıl önce sol beyin bilincinin hâkim olmaya başlamasıyla evrilmekte olan bir soyutlama. Bu soyutlama gitgide daha soyut olmakta ve elle tutulur olmaktan uzaklaşmakta. Bu ise kolektif insan bilincini anda yaşamaktan gitgide uzaklaştıran ve zamanı materyalist bir şekilde algılamamıza yol açan bir sistem. Geçmiş ve geleceğe bağlı, hatta bağımlı olmamıza neden oluyor. Aslında Maya takvimi bize bu sistemin Ulusal ve Gezegensel altdünyaların bilinçlerinin sonuçları olduğunu söyleyecektir. Peki, Sağ beyin küresini uyandıran Galaktik Altdünya nasıl bir etki yaratmakta? Sağ beyin anda yaşamamızı sağlayan beyin yarı küremiz. Küresel sağ beyin uyandıkça barter sistemleri daha çok önem kazanmaya başladı. Bunun etkilerini Beşinci Gündüz süresince (24 Kasım 2006 – 19 Kasım 2007) daha somut olarak deneyimlemeye başladık. Direk alış verişe dayalı sistemler, parayı aradan çıkararak daha sağlıklı bir takas sağlamaktalar. Bunlardan bazılarının örnekleri şu adreslerde bulunabilir: http://www.letslinkuk.net/ http://www.schumachersociety.org/

Ayrıca Türkiye’de yaygınlaşan mesela Türk Barter (http://www.turkbarter.com/125.aspx) veya Freecycle Türkiye’den (http://freecycleturkey.org/freecycle/) bahsetmek mümkündür.

“Beşinci Gündüz’de seslerini duymaya başladığımız bir kriz Amerika mortgage endüstrisinde patlak vermekte. Tamamen birbirine bağlı dünya finans sisteminde bir domino taşının yıkılması tüm domino taşlarının yıkılmasına benzer bir etki yaratacağa benziyor. Faiz, kredi ve borca dayalı sistem büyük bir kriz yaşayacak. Beşinci gece kanımca en çok bu açıdan zor olacak. Dolayısıyla sizlere tavsiyem, borçlarınızı kapatın daha fazla kredi ve borç almayın. Mümkünse kendi evinizde yaşayın ve barter sistemlerini kullanmaya başlayın. Dünya’nın Sağ beyin yarıküresinde yaşayan ülkemizin esnafı neden peşin paraya daha çok önem verir? Çünkü bu anda ve buradadır peşin para. Barter ise bundan daha değerli aslında çünkü çok yakında gerçekten en değerli şey burada ve bu anda olan olacak. Zaten Maya takvimin son noktası da bu demek. Bu anda ve burada olmayı deneyimlemek, tamamı ile. Bu kriz ise bizi anda yaşamaya doğru getirecek.”

Peki bu çerçeveden bakıldığında ekonomik kriz ne yöne gitmektedir? Önümüzde ki dönemde dünya sistemlerinde ne gibi değişiklikler öngörülebilir? Zamanın sonu ile paranın sonu arasında nasıl bir bağlantı vardır?

Politik, hukuki, finansal, daha doğrusu sosyal alanda olan tüm değişimleri özünde Maya takviminin enerji değişimlerinin getirdiğini anladığınızda bütün bu değişimlerin tek bir noktaya doğru gittiğini de anlayabilirsiniz: Sadece bu anda ve burada olanı tam olarak deneyimlemek. Burada ve bu anda olanı tam olarak deneyimlediğiniz daha önce oldu mu? İşte o anda ki bilinciniz, insanoğlunun en sağlıklı, en bilge, en yüce halidir. Temel sorun o andan geriye tekrar ayrılık bilincine düşmenizdir. Yine yarın ödenecek faturaları veya geçmişinizde ki acılarınızı, başarılarınızı… vs düşünmeye başlarsınız.

Maya takvimi özünde diyor ki, bu geri düştüğünüz bilinç bir tesadüf değil. O ilahi planın bir parçası ve dünyanın böyle olması yine aynı nedenden. Ancak başlayan her şeyin sonu olduğu gibi bu bilincinde bir sonu var. Zamanın sonuna, şu anda ve burada olmayanın ölümüne doğru bir yönde gidiyoruz. Zamanlama olarak bu ise Maya takviminin sonunda gerçekleşecek.

13 Kasım 2008 – 8 Kasım 2009 arasında 6. Gündüzü yaşıyoruz ve diğer tüm gündüzler gibi olumlu bir hava esiyor. Kasım 2008’de Obama’nın seçilmesi bu olumlu havaya katıda bulundu ve ekonomik krizin yavaşlaması ve tekrar bir büyüme döneminin gelişi beklentisi büyüdü. Ayrıca yukarıda ki çerçeveden baktığımızda ekonomik krizin bir sonucu olarak şimdi ve burada olanın değerlendirilmesi yönünde revizyonlar görebiliriz. Ancak bunlarda kısa süre içerisinde (1-2 yıllık süreçler) yetmeyecek ve ilahi planın çarkları bizi hepimizin bir olduğunu, Afrika’da ki çocuk ile Newyork’ta ki işadamı arasında bir ayrılık olmadığını görebileceğimiz noktaya doğru itecek. Eğer insanlık olarak biz kendi rızamızla bu noktaya gelmezsek, daha çok kriz göreceğiz demektir.

8 Kasım 2009 ve Derinleşen Kriz

Takdir edersiniz ki insanlık olarak henüz kendi rızamızla bu birlik bilincine gelecek noktada değiliz. O yüzden yukarıda söylediğim gibi daha çok kriz göreceğiz.

Benim 2008 ekonomik krizi ile ilgili tahmini doğru yapmamı sağlayan elbette Calleman’ın bilimsel yöntemini takip etmem oldu. Kendisi bu tahmini 2001 ve 2004 yıllarında yazdığı kitaplarda yapmıştı zaten. 2004 yılında Türkiye’de de basılan “Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü” adlı kitabı alıp 278. sayfasını açarsanız sizde kendi gözlerinizle bu tahmini doğrulayabilirsiniz.

Calleman şimdi yeni bir tahminde bulunuyor. 8 Kasım 2009 itibari ile başlayacak 6. Gece’nin mevcut ekonomik krizin küresel para sisteminde bir çöküş getireceğini söylüyor:

Altıncı Gecenin başladığı tarih olan 8 Kasım 2009’a doğru ekonomik gerilemenin güçlenmesini ve Amerikan Dolarının çökmesini ve buna bağlı olarak dünyada kurulu para sisteminin çöküşünü bekleyebiliriz. Pek çok olay böylesi bir etkinliği tetikleyebilir ama önemli olan bunu ne tetiklerse tetiklesin, kaldı ki bu bir politik olay olabilir, sonuçta Altıncı Gecenin enerjisinin bir sonucu olacaktır.” [iv]

Bana kalırsa eğer bu çöküş kendini Kasım 2009’dan itibaren güçlü bir şekilde göstermezse orta nokta olan 6 Mayıs 2010’a doğru gittikçe artarak kendini gösterecektir. Peki bütün bunların anlamı nedir? Elbette ki felaket tellallığı yaparak korku yaymak gibi bir niyetim yok. Sadece bilimsel bir yöntemle gözlemlenebilen ve tahmin edilebilen sosyal dönüşümlerden söz açıyorum. 6. gece ile gelecek olan yeni dönüşümler belki de şimdiye kadar görülmemiş çapta olabilirler ve ilahi planın tamamlanışına doğru bizleri daha bilinçli olmaya yönlendirebilirler. Maya takvimine bakarken hiç unutulmaması gereken altın bir kural, tüm dönüşümlerin bizim üzerimizden gerçekleştiğini bilmektir. Yani sorumluluk bizlerde. Eğer mevcut para sistemi çökecekse bir an önce daha sağlıklı bir ekonomik sistem alternatifi yaratılmalıdır. Bu arada ekonomik krizin besin ve diğer kaynakların krizini de tetikleyebileceğini unutmamak gerekir. Dolayısıyla bir yandan değiş tokuşa, takasa dayalı ekonomik yöntemler diğer yandan permakültür gibi besin ve enerji açısından kendi kendimize yetmemizi sağlayan ilerici yaklaşımlar muazzam önem kazanmaktadırlar. Türkiye’de ki permakültür kursu ve takas fuarları gibi etkinlikleri www.bugday.org adresinden takip etmeniz mümkündür.

Neden 21 Aralık 2012 değil de 28 Ekim 2011? Ve bu neden önemli?

Aslında Calleman hariç neredeyse diğer tüm 2012 ve Maya takvimi araştırmacılarının savlarının geçersiz olduğunu söylemek mümkün. Neden mi? Calleman haricinde diğer hiçbiri size bu makalede sunulduğu gibi elle tutulur ve test edilebilir kanıtlar sunmuyor da ondan. Foton kuşağından, Marduk gezegenine, Galaktik hizalanmadan, kutupların yer değiştirmesine UFO’ların ifşasına kadar kanıtlanabilir hiçbir veri yok elde. Sadece iddialar, yorumlar ve oldukça fazla miktar da yanlış bilgi var. Birbirleriyle, hatta bazen kendi kendileriyle tutarlılık göstermeyen bu teorilerin hepsini incelemek bu makalenin dışına taşacaktır ve bir sonra ki yazımda bu konuyu ele almayı düşünüyorum.

Ancak kısaca 21 Aralık 2012 olarak ünlenen Maya takvimi son tarihinin neden geçersiz olduğunu düşündüğümü aktarabilirim.

Eğer doğru son tarih 21 Aralık 2012 olsaydı Galaktik Altdünya’nın tüm gece ve gündüzleri de bu son tarihe göre kayacağı için 5. Gece ve Ekonomik kriz tahmini doğru yapılamazdı. Hatırlatmak isterim ki Calleman 28 Ekim 2011 tarihini son tarih olarak aldığı için 18 Kasım 2007’in 5. Gece ve dolayısıyla ekonomik kriz başlangıcı olacağı tahminini yapabildi. Bugün finans uzmanları krizin Aralık 2007’de derinleştiğine dair hem fikirdirler. Ayrıca aşağıda ki Dow Jones indeksi grafiğini incelediğinizde krizin Ocak 2008’de başladığını görebilirsiniz:

21 Aralık 2012 ve 28 Ekim 2011 arasında 420 gün fark vardır. Buna göre 21 Aralık 2012 doğru tarih olarak alınırsa 5. Gece 11 Ocak 2009 – 6 Ocak 2010 arasına yani bugün içinde yaşadığımız döneme denk düşer. Dünya’da bu yıl devam eden ekonomik tabloya göz atarsanız onun çok olumlu olmasa da yukarıda 2008 yılı Dow Jones indeksinde olduğu gibi karanlık olmadığını görebilirsiniz. Yani 21 Aralık 2012 son tarihi “test edildiğinde” anlamlı bir sonuç çıkarmamaktadır.

Peki neden 21 Aralık 2012 tarihi bu kadar popüler? Çünkü arkeologlar bu tarihi yazıtlardan çıkartıp bugün ki Maya’ların eline verdiler ve Maya takvimine ilgi duyan pek çok araştırmacı da bu arkeolojik çıkarımı sorgusuz sualsiz kabul etti. Ünlü araştırmacı John Major Jenkins, Dünya’nın yalpalama hareketine bağlı olarak gerçekleşen Galaktik hizalanmanın 21 Aralık 2012’e denk geldiğini ve Mayaların bu olayı bildiğini iddia ederek “Çağların Değişiminin” bu tarihte gerçekleştiğini iddia etmektedir. Ancak bu tezde iki büyük delik vardır. Birincisi Galaktik hizalanma denilen olay bir sabah uyandığınızda birden bire gözlenen bir olay değildir. Bu süreç 1955’de başlamıştır ve 2100’e kadar her 21 Aralık sabahı gözlemlenebilir. Bu hizalanmanın en yüksek noktası (zenith) ise 21 Aralık 1998’de gerçekleşti. Yani 21 Aralık 2012’de bu en yüksek noktadan uzak bir yerde olacağız. Bu basit gerçeği biliyor muydunuz?[v]

İkinci olarak, Jenkins insanlık bilincinin 21 Aralık 2012’de sonuçlanacak bir dönüşüme doğru gittiği yönünde en ufak bir gözlemlenebilir kanıt sunmaktan acizdir. Jenkins’e aslında başka pek çok araştırmacıyı katabiliriz. Havalarda uçuşan iddialar dışında bu kişiler bize 21 Aralık 2012 tarihini doğrulayabilmemizi sağlayan tek bir delil sunamıyorlar. Bu kişiler aslında satır arasında bize şunu demektedirler: “Şimdi hiçbir şey yapmayın! 21 Aralık 2012’de değişim gelene kadar bekleyin!”

İnsanlık tarihinin en karanlık günlerine doğru giderken “Büyük Birader”in bizden saklamaya çalıştığı (ve dolayısıyla Atv haber bülteninde sunulmayan) o kadar çok şey var ki. Genetik mühendisliğinin yarattığı potansiyel felaketlerden, gıda krizine, diş macunlarına ve suya konarak sinir sistemimizi çökerten flüorürden, bizi hasta ve güçsüz tutan hastane-kanser-ilaç mafyasına kadar. 2012’e kadar hiç bir şey yapmadan beklemek ancak bu karanlık planların daha da derine işleyip başarılı olmasını sağlayacaktır.

Bence bu yüzden 28 Ekim 2011’de sonlanacak ve her köşe başında bir kilometre taşına sahip bir Maya takvimi anlayışı bu kişilerin işine gelmiyor. Çünkü böylesi bir anlayış aslında gücün Marduk’ta, Galaktik Merkez’de, Sirius veya Pleiades’te vs..vs olmadığını, gücün içimizde olduğunu hatırlatıyor. Ve bu gücü kullanarak her an yeni bir Dünya yaratabileceğimizi hatırlatıyor.[vi] O yüzden de Maya takvimi ile ilgili yapılan hiçbir belgesele Calleman’ı çağırmıyorlar, hiç kimse onun bilimsel temelli ve kanıtlanabilir araştırmasına dikkati çekmiyor. Korku ve panik yaratacak her türlü fikri vurguluyorlar ve Jenkins ve diğerleri bu oyunda rollerini oynuyorlar.

Her ne kadar hakikatin kendi gücüyle kendine yeteceğini ve gerçeklerin ortaya çıkacağını düşünsem de, hatırlatmadan geçemeyeceğim: Dönüşüm bizimle gerçekleşiyor.

C. Fatih Keçelioğlu, 31 Aralık 2009 (5 Eb)


[ii] Kapsamlı bir algılayış için bir kitap okumanızı önereceğim: Carl Johan Calleman, Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü (Akaşa, 2004)

[v] http://www.mediafire.com/download.php?efwotljyqmq


KAYNAKLAR:

Carl Johan Calleman, Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü (Akaşa, 2004)

http://www.calleman.com

http://mayatakvimi.blogspot.com

http://www.mayan-calendar-code.com/mayan-calendar-2012-connection-course.html

http://the2012deception.net


Fatih Keçelioğlu:
Fatih 1978 İzmit doğumludur. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdikten sonra Astroloji, doğu felsefeleri ve yoga ile ilgilenmeye başladı. Japonya ve Hindistan’da geçen iki yılın sonunda Maya takvimi bilgileriyle tanıştı. 2004 yılından beri sayısız seminer verdiği, bireysel seanslar yaptığı ve makaleler yazdığı bu konuda Dünya’da ki en aktif uzmanlarından birisi olarak bilinmektedir. Bu kompleks konuyu en basit ve etkili şekliyle anlatırken bir yandan da derinliklerine dokunması ile tanınmaktadır.

E-mail: fatihist@gmail.com

Web: http://mayatakvimi.blogspot.com

Maya Takvimi Facebook grubu: http://www.facebook.com/group.php?gid=97173896542

Çarşamba, Ağustos 05, 2009

Açık Radyo programlarından üçüncüsünü de yükledim.
İndirmek için: http://www.mediafire.com/?4zyjnojy2tg
adresini kullanabilirsiniz.

İyi dinlemeler...

Perşembe, Temmuz 16, 2009

Açık Radyo'da ki programların ikincisini de yükledim.

Buradan dinleyebilirsiniz.

Pazartesi, Temmuz 13, 2009

Maya Takvimi ve Fatih Kecelioglu Açık Radyo'da "Bir" programında

2008 Kasım ayında Açık Radyo'da yayınlanan "Bir" programına konuk olmuştum.
Programın ses kaydını buraya tıklayarak dinleyebilirsiniz.

Takip eden 2 programın ses kayıtlarını yakında yükleyeceğim.

İyi dinlemeler :)

Çarşamba, Haziran 17, 2009

Maya takviminin 21 Aralık 2012’de sona erdiğine inanmanın riskleri!

İstediğiniz gibi dağıtabilir, çevirebilir ve yayabilirsiniz!

Bu makale için tartışma forumları şu adreslerde bulunmaktadır.
http://www.facebook.com/topic.php?topic=9169&uid=51159442720 (Türkçe)
http://mayanmajix.com/portal/ (İngilizce)

Maya takviminin 21 Aralık 2012’de sona erdiğine inanmanın riskleri!

Carl Johan Calleman

Yaklaşık sekiz yıl önce ben ve John Major Jenkins Maya takviminin son tarihinin anlamı üzerine bir tartışmaya girmiştik ve özellikle de Uzun Sayım enerjilerinin 28 Ekim 2011’de mi yoksa 21 Aralık 2012’de mi bittiğine odaklanmıştık. Bu hala “2012 fenomenine” ilgi duyan herhangi birisi için en önemli soru olarak duruyor. O zamanlar bu teorik ve hatta saç yoldurtan cinsten bir tartışma gibi gözüküyordu, ancak bugün bu soru çok önemli ve geleceğe nasıl baktığımızı somut olarak şekillendiriyor. Pek çok kişi son tarih meselesini halının altına süpürüp unutmayı tercih etse de aslında entelektüel dürüstlüğü bozulmamış kişiler için bu imkânsız. O tartışmadan sonra Jenkins 21 Aralık 2012 tarihinin dünyanın sonunun geleceği “kıyamet günü” olarak sunulduğu bir History Channel belgeselinde ekranlara çıktı. YouTube’da da yayınlanan bu belgeselin ardından aralarında genç insanlarında bulunduğu kişilerden bu tarihte dünyanın sonunun geleceğinden korktuklarını yazdıkları mektuplar almaya başladım. Pek çok bilgili kişi büyük ihtimalle Maya takviminin bu şekilde sunulmasını reddeder ama yine de bunun kime faydası olacağını sormak gerek. Kanımca bu tür belgesellerde gözüken kişiler ve onlardan hariç pek çok kişinin de Maya takviminin 21 Aralık 2012’de sona ereceğini iddia etmesinden çıkarı olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla 28 Ekim 2011 tarihinin medyada duyurulmamasının bir tesadüf olmadığını düşünüyorum. Her şeyden önce, bildiğim kadarıyla bitiş tarihini 28 Ekim 2011 olarak sunan hiç kimse bunu önceden belli bir kıyamet günü olarak sunmuyor ve uygunsuz bir şekilde Maya takvimini korku ile beraber akla getirmiyor.

Yukarıda belirttiğim tartışmadan beri iki olası son tarih arasında iki farklı entelektüel kültür oluştu, bir tanesi inanç (21 Aralık 2012) diğer ise delil üzerine kurulu (28 Ekim 2011). Bu iki kültür arasında ki mesafe neredeyse ikisinden birinin Gregoryen (güneş) takviminin kullanımına olan mesafesi kadar uzaktır. 21 Aralık 2012 önerisi kanıtlanmamış bir inanç olan yalpalama (precession) döngüsünün insan evrimi için bir anlamı olduğuna dayanıyor ve inanılmaz bir şekilde bu son tarihi savunan hiçbir kişinin bu basit öneriyi kanıtlamaya çalıştığını görmedim. Öte yandan 28 Ekim 2011 tarihi, eski Maya kaynaklarından bilinen Dokuz Altdünya ve On Üç Üstdünyanın evrensel evrimi tüm yönleriyle tanımladığını destekleyen muazzam kanıtlara dayanmaktadır. Dahası Mayaların kehanetlerini ve tahminlerini baktun, katun, tun gibi zaman birimlerine dayandırdığını kanıtlayan kapsamlı deliller olmasına rağmen tek bir Maya metni 26,000 yıllık yalpalama döngüsünden bahsetmez. 21 Aralık 2012 son tarihini savunanlar, bu son tarihe götüren Maya takvimi değişim noktalarını tanımlamıyorlar. Bu yüzden ciddi herhangi bir bilimsel teorinin temel taşı olması gereken, tahminlerden yola çıkarak test edilebilirlik vasfı onların hipotezinde yer almıyor. Dolayısıyla bu bilim olmaktansa inanç olarak tanımlanabilir. 21 Aralık 2012 tarihi etrafında inançtan başka hiçbir şeye dayanmayan bir kültür ortaya çıktı ve bu Maya takviminin kalıplarına dayanarak bilimsel olarak anlaşılabilen ve kanıtlanabilen bir şey olmaktansa fanteziler, korkular ve umutlar için uygun bir yansıtma perdesi görevi görüyor.

28 Ekim, 2011 son tarihi ise mantıkla anlaşılabilir. Bu son tarih ayrıca birtakım tahminlerle onaylandı ve en güncel olanı benim ekonomik çökümün geleceğini ve zamanını tahmin etmem: “Böyle bir [finansal] çöküş hangi şekilde vuku bulursa bulsun, öyle görünüyor ki bu büyük olasılıkla Beşinci Gecenin Kasım 2007’deki [daha net konuşursak 19’u] başlangıcına yakın bir tarihte vuku bulabilir” (Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü, sayfa 278). Bu tahminle uyumlu bir şekilde bugün ekonomistler başlangıç tarihinin Aralık 2007 olduğunda hemfikirler (Bakınız Şekil 1). Bu tahmini benim İngilizce de ki ilk kitabım olan, 1999 yılında yazdığım ve 2001'de basılan Zamanımızın En Büyük Gizemini Çözmek: Maya Takvimi (sayfa 187) adlı eserde açık olarak belirtmiştim bile. Bu gerçektende Edgar Cayce’in zamanında yaptığı meşhur New York borsasının çöküşü tahmini ile paralel, ancak benim tahminim yaklaşık on yıl öncesinden yapılmıştı ve herhangi bir profesyonel ekonomist bu kadar zaman öncesinden böylesi bir ekonomik düşüşü tahmin edemezdi. Ancak ben sıra dışı psişik yeteneklerim olduğunu savunmuyorum aksine bu tahmin, doğru son tarih olan 28 Ekim 2011 ile Maya takvimin gizeminin çözüldüğünü tasdik ediyor. Bu tahminlerin doğru olduğunu kitaplarımda belirttiğim sayfaları incelerseniz sizde onaylanabilirsiniz. Öte taraftan Maya takviminin 21 Aralık 2012'de biteceğini öne süren herhangi birisi benzer bir tahminde bulunmadı ve aslında Maya takvimine dayanarak bir tek isabetli tahmin yaptıklarını iddia edemezler. Bu Maya takvimi ile medeniyetin evrimini anlamaya çalışan birisi için kırmızı ışık anlamına gelmeli.



Maya takvimini kanıta dayalı veya inanca dayalı olarak yorumlamanın pratik sonuçlarına gelmeden önce zamanın doğasını ve Maya takvimini özel kılan şeyin ne olduğunu ele almamız gerekiyor. Diğer bir deyişle Maya takvimi ile ilgilenmek için nedenlerimiz olup olmaması önemlidir. Neden diğer tüm takvimlerden farklı olarak Maya takviminin bir son tarihi var? Bunun cevabı, Maya takviminin diğer takvimlerden tamamen farklı bir tür zamanı ifade etmesidir. Çoğu takvim, Gregoryen, İslam, Budist ya da İbrani takvimleri astronomik döngülere dayanırlar ve sürekli devam eden bir zaman algısı getirirler. Ölçülebilir mekanik zamanı tarif ederler ki bu zamanın Eski Yunanlıların Chronos dedikleri yönüdür. Aslında modern dünyada zamanın tanınan tek yönü budur. İster ayın ister dünyanın döngüleri olsun isterse yalpalama döngüsü olsun bu döngüler önümüzde ki milyarlarca yıl boyunca devam edecekler ve bu yüzden bu döngülere dayanan takvimlerin sonra ermesi için bir neden yoktur. Maya takviminin ise bir sonu olduğundan bunun mekanik zamandan farklı bir zaman türüne dayandığı ortadadır ve dolayısıyla son tarih konusuda bilince dayalı zaman çerçevesi içinde tartışılmalıdır. Bilince dayalı zaman Eski Yunan’da Kairos olarak bilinirdi ve dolayısıyla biz bunun kaynağının ne olduğunu sormalıyız.


Eğer Maya Uzun Sayımının kaynağı için bilgi bulma amacıyla eski kaynaklara gidersek bunun astronomik döngülere dayandığını asla söylemediklerini görürüz1. Aksine Palenque’de ki Yazıtlar Tapınağı gibi Maya kaynaklarının açıkça söylediği şey Uzun Sayımın Dünya Ağacına ya da diğer kaynaklarda geçtiği ismiyle Yaşam Ağacına dayandığıdır. Yakında yayınlanacak olan The Purposeful Universe (Inner Traditions, Aralık 2009) adlı kitabımda* ele alacağım gibi Maya zamanı aslında nicemlenmiş (quantized) zamandır ve Evrensel Yaşam Ağacının farklı kuantum hallerini tanımlamaktadır. Maya takvimi daima böylesi kuantum zaman değişimleri çerçevesindedir ve sürekli devam eden astronomik döngülere dayanmaz. Bu sayede hem kendi bireysel hayatımızın hem de insanlığın ve uygarlığın önemli anlarını anlayabiliriz. Bu kuantum değişimlerinin arkasında olan evrenimizin merkezinde ki Evrensel Yaşam Ağacı, modern bilim tarafından ancak 2003 yılında bulundu. Onun gerçekliğinin artık kanıtlanmış olması ve sadece bir sembol veya mit olmaktan çıkması bizim tüm varoluşu anlayışımızda bir devrim çağrısıdır. Bu sadece bilimi etkilemez, aynı zamanda sık sık Yaşam Ağacına göndermelerde bulunan dini kehanetleri nasıl anladığımızı da etkiler. Mesela İncil’in Vahiyler Kitabı buna göndermede bulunur ve biz farkındalığımızı buna odaklanmaya başladık. Maya takviminin Yaşam Ağacından meydana gelmesi sadece günlük düzeyde geçerli değildir, her günün bir işareti ve sayısı olduğu gibi her katun, baktun, pictun vs bir sembolle ifade edilir ve farklı kuantum hallerini ifade eder. Bu haller ise Mayaların çağlar dediği, evrensel evrimin coğrafi ve tarihi dönemlerini yaratır. Pek çok insan Maya takvimi sona ererken kuantum sıçramaları bekliyor ve bunda da haklılar. Ancak sürekli devam eden astronomik döngüler tanımları gereği asla kuantum sıçramalarını bize göstermezler. Maya takviminin fosil kayıtlarında ve insanlık tarihinde ki zihinsel dönüşümlerde (bunlar yavaş ve düzenli olmaktan çok uzaktırlar) bulunan bu kadar çok kuantum sıçramasını açıklayabilmesinin nedeni diğer takvimlerden farklı olarak nicemlenmiş olmasıdır.**

Maya zamanını nicemlenmiş olarak anlamak, aynı zamanda potansiyel olarak bile dünyanın sonu olmayan sözde son tarihe daha anlamlı bir şekilde bakmamızı sağlıyor (Bu yüzden 28 Ekim 2011 tarihini kucaklayan hiç kimse bunu dünyanın sonu olarak görmüyor). Son tarih basit olarak Evrensel Yaşam Ağacının en yüksek kuantum haline eriştiği nokta anlamına geliyor. Bu aynı zamanda başlayacak yeni bir döngünün olmaması demek. Bu temeli oturtmak Kehanetler Kitabında tanımlanan “Yeni Kudüs”te barış dolu bir mutluluk çağı yaratacak halide rasyonel olarak anlamanın da tek yolu. Ya da bunun yerine bir Hindu benzetmesi kullanırsak bu en yüksek halin Karma tekerleklerinden (döngülerinden) özgürleşmek anlamına geldiğini düşünebiliriz. Kanıt temelli Maya takvimini inceleyen bir öğrenci bilir ki neredeyse insanlık tarihinde ki tüm savaşlar ve çatışmalar evrensel enerjiler arasında ki kuantum değişimlerinden meydana gelir ve Dünya’da uyumun hâkim olması için ciddi bir umut ancak bu kuantum değişimlerinin sona ermesi ile mümkündür. Dolayısıyla bu tür bir Maya takvimi yorumunda son tarihin yaşamın sonu veya dünyanın sonunun geleceği bir “kıyamet günü” olarak düşünülmesi için kesinlikle hiçbir neden yoktur.

28 Ekim 2011 son tarihi enerjiler arasında ki değişimlerin sona ereceği anlamına gelir ve bu yüzden bunu takip edecek yıl olan 2012’nin çok özel olduğunu pek çok kişinin sezmesine şaşırmamak gerekir. Şimdiye kadar evrensel evrimi yürüten süreçler sona erecekler ve bir süre sonra her şey sakinleştiğinde insanoğlu kendi başına evrimi yaratmaya devam edecek. Benim görüşüme göre son tarih sadece yeni bir değişim demek değil. Aksine bu o noktaya kadar Yaşam Ağacının kuantum hallerinin birbirini izlemesinden kaynaklı değişimlerin sonu anlamına geliyor. Bu değişimlere bir örnek olarak Beşinci Gece’nin başlangıcında ekonominin düşüşe geçmesine yol açan kuantum değişiminden yukarıda bahsetmiştim. Böylesi bir yeni Cennet Bahçesi vizyonu (daha üst bir seviyede de olsa) Maya takviminin mekanik astronomik döngülere dayandığına ve dolayısıyla yeni bir döngünün başlayacağına inanan insanlara rasyonel gelmeyecektir. İnsanlığın kurtuluşunu ve gelecekte geri gelecek bir Cennet Bahçesini anlamak temelde nicemlenmiş zamanı anlamayı gerektirir. Bu önemli bir prensibi ortaya koyar: kanıt temelli Maya takvimini anlamak zor değildir ve o saçma değildir. Bu sizin eski düşünme kutunuza düşüncesizce koyabileceğiniz bir şey değildir. Maya takvimi diğer tüm takvimlerden temelde farklıdır ve bunun neden ve nasıl olduğunu anlamak onu derin bir şekilde şereflendirmeyi ve saygı duymayı gerektirir.

Bu perspektiften bakıldığında görüyoruz ki döngüsel dönüşümlerin sonuna ve evrenin en yüksek kuantum seviyesine yaklaşıyoruz. Bu durumda mantıken yaşadığımız ekonomik düşüş takvimin daha önce ki Gecelerinde yaşadığımız gibi sadece bir “durgunluk” veya “geri çekilme” olmayacaktır. Bu gerileme aslında ekonominin döngülerinin sonunun başlangıcıdır. Maya takviminin zaman döngülerini incelediğimizde ve Gecelerde ki ekonomik daralmaları göz önüne aldığımızda, ekonomik döngülerin nasıl sona ereceğine dair bazı tahminler yapabiliriz. Büyüme ekonomisini aşağı çeken ilk dalga Beşinci Gece ile geldi ve büyümede, borsa değerlerinde ani bir düşüşe yol açtığı gibi işten çıkarılmalar ve hacizler arttı. Biz şu anda böylesi Geceler arasındayız, Altıncı Gündüzde (Bkz. şekil 2) aynı süreçler daha yavaş bir hızda devam ediyor ve hatta geçici olarak tersine dönebilir. Altıncı Gecenin başladığı tarih olan 8 Kasım 2009’a doğru ekonomik gerilemenin güçlenmesini ve Amerikan Dolarının çökmesini ve buna bağlı olarak dünyada kurulu para sisteminin çöküşünü bekleyebiliriz. Pek çok olay böylesi bir etkinliği tetikleyebilir ama önemli olan bunu ne tetiklerse tetiklesin, kaldı ki bu bir politik olay olabilir, sonuçta Altıncı Gecenin enerjisinin bir sonucu olacaktır. Aklıma gelmişken bu Altıncı Gündüzün ikinci yarısında ki yeniden doğuş enerjisinin neden bu kadar önemli olduğunu da açıklamaktadır.

Böylesi bir çöküşün ne anlama geleceğini ancak hayal edebiliriz ancak sanıyorum herkes bunun günlük hayatlarımıza yansımasının çok güçlü olacağı konusunda hemfikirdir. Zorlukların çok fazla gelmesinden dolayı pek çok insanın Yaratılışa inancını kaybetmesi veya cezalandırıldığımızı düşünmesi sözkonusu olabilir. Ben buna farklı bakıyorum: Galaktik Altdünya’nın bilinci gezegen için önceden planlanan bir koruma mekanizmasını uygulamaya koyuyor ve öncelikle büyümeyi durduruyor, tıpkı bir kanser doktorunun bir iyileşme olmadan önce yapması gerektiği gibi.2 Şimdi belki fark ettiğiniz üzere Maya takviminin son tarihi tartışması önemli bir konu haline geliyor çünkü gelecekle nasıl bağımızı kuracağımız buna dayanıyor. Bu ne saç yoldurtan türden akademik bir tartışma ne de sorumsuz bir Yeni Çağ fantezisidir. Kanıt temelli Maya son tarihi olan 28 Ekim 2011’i savunanlar, aslında Altıncı Gece ile gelecek olan daha derin bir ekonomik kriz için insanların hazırlık yapmasını öğütlüyorlar. 21 Aralık 2012 hakkında konuşanlar ise mantıkları ile tutarlı bir şekilde gelecekte ki bu fantezi sahnesine yansıtma yapmaya devam ediyorlar. Bu kişilerin aslında söyledikleri şey şu: “Kendinizi şimdi Yeni Dünya için hazırlamayın! 21 Aralık 2012’de değişim gelene kadar bekleyin!”. Çünkü onlar bu tarihten önce ki kuantum sıçramalarının farkında değiller. Son tarihi tam olarak bilmek insanlar için son derece büyük bir öneme sahip çünkü bu şimdiki anda hangi kuantum sıçramasını yaşamakta olduğumuzu bilmenin tek yoludur. 21 Aralık, 2012 tarihini savunanlar basitçe modaya ayak uydurup kendilerini öne çıkarma çabasındalar (ve bir takım ürünler satma peşindeler). Bence artık bu kişilerin yaptıklarından dolayı başkaları için nasıl bir sorumluluk taşıdıklarını fark etmeleri gereken zaman geldi. Büyük ihtimalle bu yüzden Maya takvimi ve 21 Aralık 2012 tarihi ile ilgili çekilen ve kesinlikle insanların kafasını karıştırmak için yapılan ilk Hollywood filmi Kasım 2009’ta gösterime girecek, yani Altıncı Gece başladığında. Sonrasında hâkim olan medya 21 Aralık 2012 tarihini gerçeği çarpıtmak için kullanacak ve elbette ki bu oyuna katılmak isteyenler olacak. Bu durumda Maya takvimini onunla uyumlanmayı imkânsız kılan geç bir tarihe yansıtmanın kimin işine yaradığını görmek oldukça kolaydır.

Kurulu olan uluslararası para sistemi Altıncı Gecede çöktüğünde gidilebilecek iki yol olacak. Birinci yolda bankalar, kâr ve büyümenin olmadığı sokakta ki insanın organize ettiği yeni bir ekonomiye geçilecek ve bu yenidünyada hâkimiyetin yeri olmayacak. Uluslar arası para sisteminin çöküşü özellikle de tüm borçların donmasına yol açacağından gerçekten tamamıyla eşitçi, gönüllü ortaklaşmaya dayalı ve açgözlülüğün dünyayı yok etmeyeceği bir dünyayı yaratma potansiyelini taşıyor. Bu tabii ki bir azınlığın kârı için organize edilmiş ve insanların ihtiyacındansa soyut değerlere yönelinen bir banka ve para sistemini dışarıda bırakıyor.

Yine de evrensel plana göre böylesi bir Yeni Dünya’nın uygulamaya konmasının dirençle karşılaşmamasını beklemek çok naifçe olur diye düşünüyorum. Bazı insanlar diğerleri üzerinde kurdukları güçlere tutunmak isteyeceklerdir. Pek çok kişi için mevcut olan insanın insana hâkimiyeti düzeninin düşüşü şoke edici olacaktır, çünkü bu alışageldikleri güven içinde yaşanan bir dünya deneyimini bozacaktır. Bankacılar, hükümetler, medya kuruluşları ve dünya çapında hüküm süren kurumlar tek bir yeni dünya para birimi oluşturmaya çalışacak ve egemenliklerini sürdürmeye çalışacaklardır ve buna da çok iyi hazırlanmış olduklarını düşünüyorum. Bilhassa insanlar kanıta dayalı Maya takviminin farkında değillerse ve bu zor dönemin yeni bir dünya yaratmak için gerekli sürecin bir parçası olduğunu görmezlerse bu durum gerçek olacaktır. Ancak ben yaklaşan Evrensel Altdünyanın yeni bir birlik bilinci getireceğini ve sırf varoluşun mutluluğunun ve var olan her şeyi olduğu gibi kabul ederek sevgi ve şefkat duyma halinin geleceğine ikna oldum. Yani belki her şey eski ekonomi açısından “daha iyi” olmayacak, ancak hayat daha eğlenceli olacak çünkü daha yeni bir bilinç seviyesi sayesinde dünyanın farklı bir şekilde algılanması mümkün olacaktır. Bu yüzden önümüzde ki yıllarda gerçekleşecek, görünüşte çelişkili görünen gelişmelerin kafa karışıklığı bizleri bekliyor. Buna hazırlığın kritik bir parçası ise (her ne kadar gelişmelerin yerine oturması son tarihten sonra bir süre daha devam edecek olsa da) en azından insanlara evrimin ritmini isabetli bir şekilde gösterecek olan ve 28 Ekim 2011’de biten, kanıta dayalı Maya takvimi bilgisidir.

Bu yüzden önümüzde ki dönem için ortaya çıkan vizyon ne “dünyanın sona ereceği” ne de “hepimizin mutlu şekilde uçacağıdır". Bunun yerine biz geleceği anlamak için elimizde ki en iyi delillere dayanan oldukça karmaşık bir senaryo görüyoruz. Bunun Vahiyler Kitabında anlatılan “Yeni Kudüsün” zorlu doğum senaryosu ile çok benzerliği vardır. Bu kitapta anlatıldığı gibi bu Yeni Dünya herkes için değildir ve ona tahammül edebilmek için kişinin kesinlikle manevi güce ve bütünlüğe ihtiyacı vardır. Bu tartışmaya dini bir hava katmak istemiyorum ama kesin olan bir şey var ki bu yeni dünyaya adım atmak isteyen herkes samimi bir şekilde hakikati aramalı ve basite kaçan açıklamalardan kaçınmalıdır.

Maya takvimi evrensel olsa da ve Vahiyler Kitabına özünde bağlı bulunsa da bugün ki Mayaların kendi son tarihlerini nasıl gördüğünü bilmek önemlidir. Doğal olarak bazıları takvimlerinin dünya çapında ilgi görmesinden mutlular ve arkeologların onlara söylediklerine yani 21 Aralık 2012 tarihine basitçe inanıyorlar. (Bu tarihin kökeninin dayandığı Uzun Sayım, Mayaların uzun süredir kullanmadığı bir sistemdir, dolayısıyla bu tarih onlara modern arkeologlarca iletilmiş durumdadır). Ancak İhtiyarlar Heyeti Lideri Don Alejandro Oxlaj gibi daha güven duyulan kaynaklar bu sürüye dahil olmuyorlar. Onunla iki yıl önce yaptığım röportajı izleyenler (Mayan Majix sitesinde DVD olarak bulabilirsiniz) onun 21 Aralık 2012 tarihini yanlış bir hesaplama olarak reddettiğini görebilirler (Bu o sırada benim için bir sürpriz olmuştu). O da On Üç Baktun ve 13 Ahau kehanetini taşıyor ve bu 28 Ekim 2011 tarihi ile tutarlıdır (bu tarihte bir 13 Ahau günüdür). Her ne kadar o benim gibi bir son tarih belirtmese de son katun döngüsünün (son 7200 günlük kehanetsel dönem) 1992’de başladığı konusunda hemfikir olduk. 10 Şubat 1992’de başlayan bu katun ile yeni bir dünyanın ortaya çıktığı önemli olayların ve kuantum sıçramalarının gerçekleştiğini kolaylıkla görebiliriz: Soğuk Savaşın sonu ve Sovyetler Birliğinin çöküşü (25 Aralık 1991), Avrupa Birliğinin Kuruluşu (7 Şubat, 1992) ve Dünya Çapında Ağın (WWW) başlatılması (Ağustos 1991). 21 Aralık 2012 insanları tarafından savunulan katun döngüsü (John Jenkins History Channel’da ki “Kıyamet Günü” belgeselinde Nisan 1993 diyor) yeni dünya çoktan ortaya çıkmıştı bile. Bu son tarihi kucaklayan insanlar gelecekte de her zaman için dünyada gerçekten olan şeylerin su birikintisinde yüzecekler. Bu durum son tarihin en büyük önemini ortaya koyuyor. Yaklaşan kuantum sıçramalarının bilinçli olarak bir parçası olmak isteyen ve bunlardan kaynaklanan yaratılış dalgalarında sörf yapmak isteyenler eğer kanıt temeli Maya takvimini ve 28 Ekim 2011 son tarihini reddederlerse bu fırsatları kaçıracaklardır. Eğer delilleri görmezden gelirseniz ve 21 Aralık 2012 “hizalanma” 3 peygamberlerini dinlerseniz büyük ihtimalle sizin hayatınızda çok ciddi direk sonuçlar doğacak ve bu geleceğe nasıl yaklaştığınızı etkileyecektir. Galaktik Altdünya’da hızlanan zaman yüzünden iki son tarih arasında ki 420 günlük fark gerçekten gece ve gündüz arasında ki fark kadar büyük olacaktır.

Seattle, 15 Mayıs 2009 (1 Kan)



1 Hiçbir Maya metni Uzun Sayımın son tarihinin önemi üzerinde bir yorumda bulunmaz. Ancak Uzun Sayımın başlangıcı çeşitli yerlerde tartışılmıştır ve bunun için önemli bir kaynak şudur: Freidel, Schele and Parker, Maya Cosmos, sayfa 59-122, The Hearth and the Tree.
Eski Mayaların politik hayatlarının nasıl astronomik olmayan döngülere bağlı olduğuna dair çok iyi bir kaynak şudur: Prudence Rice, Maya Political Science.
Mayaların kehanetlerinin nasıl astronomik olmayan döngülere dayandığını incelemek isterseniz Chilam Balam kitaplarında katun kehanetlerine bakmanızı öneririm.

2 Ben şahsen Yaratılışın rotasına müdahale eden bir Tanrı olduğuna inanmıyorum (Her şeyden önce böylesi bir fikir yaratılışın mükemmel olmadığını ima eder). Bunu şöyle açıklayabiliriz: Galaktik Altdünya soyut değerlere aracılık eden sol beyin yarıküresinin zararına olacak şekilde sağ beyin yarıküresinin tarafını tutuyor. Dolayısıyla biz banka bilgisayarları ve kâğıt banknotlardaki soyut değerlerin bir çöküşünü izliyoruz. Birkaç ay önce Larry King’in yaptığı bir röportajda Bill Clinton, dünya servetinin üçte birinin geçen yıl yok olduğunu söyledi. Bu soyut terimlerle düşünme tarzına harika bir örnek. Gerçeklikte herhangi bir gerçek değer yok olmadı. Yok olan şey banka bilgisayarlarındaki rakamların üçte biridir. Bu soyut değerlerin çöküşü henüz dibe vurmaktan çok uzaktır.

3Bu sözde hizalanma aslında 1998’de gerçekleşti, ancak bu çok nadiren halka sunuluyor çünkü şu anda “2012 fenomeni” satan medya için herhangi bir kar getirmeyecektir.

*Çevirenin Notu: Calleman’ın bu kitabının Türkçeye çevrilme süreci başlamıştır.

**Çevirenin Notu 2: Yazar burada “quantized” ifadesini kullanıyor. Fizik dilinde “nicem” sözcüğünün eş anlamlısı “kuantum” olarak geçiyor. Bu ifade Maya takviminin kuantum sıçramalarını gösteren bir doğası olduğuna işaret ediyor.


Carl Johan Calleman Stockholm Üniversitesi’nden aldığı Fiziksel Biyoloji Doktoru ünvanına sahiptir ve geçerli bilim yazınında yaklaşık 1500 kez referans gösterilmiştir. Seattle’daki Washington Üniversitesinde Çevresel Sağlık Kıdemli Araştırmacısı olarak görev yapmıştır ve ayrıca Dünya Sağlık Örgütü (WHO) için kanser uzmanı olarak çalışmıştır. Solving the Greatest Mystery of Our Time: The Mayan Calendar (Garev 2001) kitabı ile Maya takviminin kanıt temelli araştırmasına öncülük etmiştir ve bunu The Mayan calendar and the Transformation of Consciousness (Bear and Co, 2004) [Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü (Akaşa, 2004)] takip etmiştir. Yakında basılacak olan The Purposeful Universe (Bear and Co, Aralık 2009) ilk kez olarak Yaşam Ağacının fiziksel gerçekliğini tanımlamaktadır ve son 150 yıl içinde Darwinizm’e alternatif olarak sunulan ilk eksiksiz teoriyi takdim etmektedir. Carl’ın web sitesi www.calleman.com adresindedir.

Çeviren: Fatih Keçelioğlu
fatihist@gmail.com

Çarşamba, Mayıs 06, 2009

YENİDEN DOĞUM KUTLAMASI

9-11 Mayıs 2009

Mayıs 2009’da Maya Kozmolojisine göre, evrenin merkezindeki kavranılamaz büyük bir zeka olan Hunab-Ku’dan büyük bir yayılma, kozmik boyutlardaki görkemli bir doğumu haber verecek. Bu devir, Galaktik Altdünyanın Altıncı Gündüzünün Orta Noktası, insanlık için evrimsel güçlerle işbirliği yaparak bireysel ve kollektif hedeflere ulaşmak ve uyum, bolluk ve Doğayla denge içinde yaşayan bir dünya yaratmak adına harika bir fırsat sunuyor. Ve herhangi bir doğumda olduğu gibi, ölüm de vardır… artık bu yeni tekamül enerjileri tarafından desteklenmeyen şeylerin ölümü. Bu makale bu çelişkili görünen mübarek ve uğursuz anın ve buna bilinçli şekilde katılmak için bireysel ve kollektif olarak ne yapabileceğimizin geri planını sağlıyor.

Yeniden Doğum Kutlaması – Galaktik Altdünyanın Altıncı Gününün Orta Noktası, 9-11 Mayıs 2009

Carl Johan Calleman

Maya takvimine göre şu andaki durumumuzu anlamak için, önce Galaktik Altdünyanın son zamanlardaki geçiş noktalarının en önemlilerinde neler olup bittiğine bakmanın gerekli olduğuna inanıyorum (Bakınız Şekil 1). Bu çok önemli noktalardan bir tanesi 19 Kasım 2007’de 5 nci GECE’nin başlangıcıydı. 2003 yılında yazdığım Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü adlı kitapta ekonomi ile ilgili tartışmayı bu zaman dilimiyle ilgili bir tahmin ile bitirmiştim (sayfa 278): “Böyle bir [finansal] çöküş hangi şekilde vuku bulursa bulsun, öyle görünüyor ki bu büyük olasılıkla Beşinci Gecenin Kasım 2007’deki [daha net konuşursak 19’u] başlangıcına yakın bir tarihte vuku bulabilir” Bu tahmin kozmih tarih boyunca 5 nci GECEnin, eski düzenin sıklıkla yıkıldığı bir zaman olduğu gerçeğine dayanıyordu. Bugün, ekonomistler küresel ekonomik gerilemenin Aralık 2007’de başladığını kabul ederlerken (bakınız Şekil 2), geçmişe bakarak, bunların gerçek Maya takvimine dayandığında ne inanılmaz doğrulukta tahminler olduklarını görebiliriz. Bu takvimden elde edilen tahminler taşa yazılmış olmasa da, yine de hangi zaman periyotlarının belirli aktivitelere ve zihin çerçevelerine olanak sağladığını bize anlatır.



Şekil 1: Galaktik Altdünya zamanın değişen enerjilerinin dalga hareketidir.



Şekil 2: Dow Jones İndeksi


İkinci çok önemli geçiş noktası 6 ncı GÜN’ün başlangıcıyla geldi: 12 Kasım 2008. Obama’nın ABD başkanı olarak seçilmesiyle, yeniden doğum enerjisinin tezahür etmiş olduğu söylenebilir. Bu ayrıca doğum tanrıçası Yohalticitl ile sembolize edilen o belirli zamanda başlayacağı tahmin edilmiş olan şeydi. Barack Obama Maya takviminde 9 Ben’de doğmuş. Bu ABD’nin doğum günü olan 4 Temmuz 1776’ya özdeştir ve böylece bu ulusun tarihinde önemli bir rol oynayan Obama tam bir çember yaratıyor. Onun şeffaflıkla yönetme ve diğer ülkelerle daha dostça ve eşitlikçi ilişkiler kurma niyetleri, elbette ondan önce gelenlerin çoğuna zıt bir durum oluşturmaktadır. Etik değerlerin yeniden doğum duygusu, daha büyük ölçekte küresel bir birlik fikrine olanak yaratarak onu kuşattı.

Ancak ekonominin, 6 ncı GÜN başladığında tekrar düzelmediğini fark edebiliriz. Bunun neden böyle olduğu farklı seviyelerden anlaşılabilir. Bir seviye ekonomidir, kredi kolaylığını genişleterek ekonomik büyümeyi sürdürme araçları şu anda tükenmiştir. Borç alan herkes, bunun gelecekten kaynaklar almak anlamına geldiğini bilir ve bunun gelebileceği son sınırlara ulaşılmıştır. Anlayışın bir diğer seviyesinde kozmik plan vardır. Buna göre şu anda temel amacı ekonomik ve teknolojik gelişim olmayan Galaktik Altdünyadayız. Tersine, Galaktik Altdünya insanın ufkunu dünyanın ekonomik sisteminin gittikçe çatıştığı, tüm yaradılış ve bütün gezegen için kaygı duyduğumuz holistik bir bakış açısına genişletmekle ilgilidir. Medya gerilemenin ne zaman sona ereceğini konuşmaya devam etmesine ve bankacılar ve Obama dahil dünyanın yöneticileri bu maksatla önlemler almasına rağmen, dünyanın yine uzun bir ekonomik büyüme periyodu deneyimleyip deneyimlemeyeceğini ciddi olarak sormak için nedenlerimiz var.

Şu anda büyüme ekonomisini yeniden canlandırmak için yapılmaya çalışılan şey, bankacılara vergi ödeyenlerden aldıkları aynı parayı vergi ödeyenlere ödünç verebilmeleri için, bankacılara vergi ödeyenlerin parasını vermektir. Bu kulağa şaka gibi geliyor. Buna rağmen pek çok kişinin bunu mecburiyet olarak kabul etmiş olması ve sıradan insanın anlaması için çok karmaşık olması gerçekleri eski yollara hala ne kadar inanç duyulduğunu gösteriyor. İnsanların çoğunluğunun bunu sorgusuz sualsiz kabul etmesinin nedeni, içine doğdukları Gezegensel Altdünyadan dolayı gelecekte bir zamanda ekonomik büyüme periyodunun tekrar olacağıdır. Ve aslında, eğer MS 1755 – MS 1999 arasında bilincimizde baskın etkisi olan Gezegensel Altdünyanın dalga hareketini incelersek, GÜNLER ve GECELER arasındaki geçişlerinin direkt bir sonucu olarak ekonomik büyüme periyotlarının, gerilemelerle yer değiştiğini görebiliriz. Endüstriyel ekonomide GÜNDÜZLER düzelme (iyileşme), GECELER düşüş (sıkıntılı dönem) anlamına geldi.

Ancak, Gezegensel Altdünyanın bu dalga hareketi, 19 Kasım 2007’de başlayan Galaktik Altdünyanın 5 nci GECESİ tarafından aşılan şeydi. O zaman, şu andaki durumda herhangi birinin büyüyen ekonomiyi yeniden canlandırması gerçekten olası olacak mıdır? Kişisel olarak belki sınırlı sektörler ve sınırlı dereceler haricinde durumun böyle olduğunu düşünmüyorum. Bu 6 ncı GÜNde düşüş bir şekilde yavaşlayabilir, ancak 7 Kasım 2009 civarında başlayacak olan 6 ncı GECE zamanında şiddetlenmesi olasıdır. Şu andaki Galaktik Altdünyanın amacı, Gezegensel Altdünyanınkinden farklı olarak dünyaya cinsiyetler, gezegendeki (ve aslında tüm evrendeki, ama bununla ilgili çok az şey biliyoruz) uluslar, ırklar ve dinler arasındaki dengeli ilişkilerde tezahür eden, bütünsel, küresel ve eşitlik taraftarı zihniyete dayanan ilişkileri sunmaktır. İstersek, bütün Bush döneminine bu bilincin tezahür etmesini bloke edici gözüyle bakabiliriz.

Böylece, Maya takviminin enerjilerinin etkisi altında olduğumuzu hissederken (aksi taktirde tahminler mümkün olmazdı), ayrıca bizim seçimlerimizin ve farklı yöneticilerin seçimlerinin bunların nasıl tezahür edeceğini etkilediğini de hissediyorum. Bu nedenle, örneğin Bush döneminin belirli politikaları durumu kötüleştirmiş olabilir. Her şeye rağmen, şu anda işlerini, özel ekonomilerini ve evlerini kaybetmiş olan ve de zamanla muhtemelen benzer durumlarla karşılaşacak olan birçok birey için hayli zorluklar olacağını tahmin etmek için nedenler vardır. Ancak farklı bir gezegendeki bir gözlemci buna farklı bir perspektiften bakabilir. Bu gözlemci sürekli büyüme ekonomisinin sonunun, gezegensel kanserin gerilemeye başlaması olduğunu ve insanlığın hayatta kalma ve amacını gerçekleştirme umudu bulunduğunu görebilir. Bu tür bir perspektifte, buna sanki kozmik plan Dünya için koruyucu bir mekanizma kurmuş gibi bakabiliriz, çünkü emin olabileceğimiz tek bir şey var, eğer büyüme ekonomisi sona ermezse, o zaman dünyanın sonu gelecektir. Küresel ısınma, okyanuslardaki yaşamın tükenmesi, yağmur ormanlarının yıkımı, arıların ortadan kaybolması nedeniyle bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini hiç kimse söyleyemez. Gerçekte, gezegensel ekosistemin çöküşünü neyin tetiklediğini bilmeye ihtiyacımız yok, çünkü kavranacak nokta çevremize olan bu tehditlerin hiçbirine diğerlerinden izolasyon içinde bakılamaz. Hepsinin ekonomide ortak bir kaynağı vardır, uzun süredir ekonomi sürekli büyümeye dayanmaktaydı ve şimdi Galaktik Altdünya tarafından taşınan bilinç çerçevesi bizi bunun sonuçlarıyla yüzleşmeye zorluyor.

Bunun önümüzdeki yıllarda, kişisel seviyede genellikle basit çözümleri olmayan çok zor ikilemlerle yüzleşebileceğimiz anlamına geldiğini hissediyorum: “Eğer kendime bakmazsam, kim bakacak? Daha büyük bütüne özen göstermezsem, ben kimim?” Elbette ekonominin çöküşü için geleceğin kaynaklarından geçimimizi sağlamaya yol açan ekonomiyi yaratan bankacıları ve başkalarını suçlayabiliriz. Ancak bu çok fazla şey değiştirmez ve ayrıca maddi anlamda bundan bir dereceye kadar yararlanmayan birini bulmak muhtemelen zordur. Demek ki birkaç istisna hariç insanlar büyümeye son vermeye gönüllü olarak istekli değildirler.

Bu durumda sorabileceğimiz yapılacak bir şey var mıdır? Eğer ekonomi bir daha asla büyümeye başlamazsa, onun yerine ne ortaya çıkacak? Birçokları gerçekleşmesine ihtiyacımız olan şeyin, insanlığın 5000 yıldır deneyimlememiş olduğu bir şeye, sürdürülebilir ekonomiye geçiş olduğunu kavrıyor. Bu, yeni ve daha yüksek seviyede çevre ile dengeli dualistik olmayan Cennet Bahçesine geri dönüş, birçoklarının muhtemelen çok zor bulacağı ve zihinsel olarak kavranması neredeyse imkansız olan bir geçiş anlamına gelir. Örneğin, şu anda hiçbir dünya liderinin veya ekonomistin sürdürülebilir olan bir ekonomiye geçişi savunmadığı gerçeğine dikkat edebiliriz. Şimdiye kadar, çok az kişi ekonomide düzelme olmayacağını düşünmeye başladı ve bu durum insanların kafasına dank etmeye başladığı zaman, farklı kültürlerde farklı şekiller alan çaresizlik ve sosyal huzursuzluk eylemlerinin her türüne tanık olabiliriz. Birçok hiyerarşik yapı muhtemelen çökecektir.

O zaman, sürdürülebilir bir ekonomi ortaya çıkacak mı? Maya takviminde bunun yanıtı yok, çünkü bu insanların önümüzdeki zamanlarda yapacakları seçimlere ve ne yaratmaya odaklanacaklarına bağlıdır. İnsanlığın geleceğini belirleyen bu tür kollektif bir seçimin varlığını ele aldığımızda, insanların kutup değişimleri, meteorlar (Marduk vs), doğal felaketler, güneş lekeleri veya bizim dışımızda ki diğer fiziksel olaylar nedeniyle Maya takviminin dünyanın sonunu kehanet etmesi ahmakçadır. Gerçek şu ki Maya takvimi bilincin evrimini tanımlar, ve gelecek için insan varlıklarından direkt veya dolaylı olarak yayılanlar haricinde herhangi bir şeyin kehanetinde bulunmaz. Aynı şeyi söylemenin başka bir yolu, bu gezegende kendimizin dışında gerçekleşmekte olan başka “bilinç değişimleri” yoktur. Ekonominin düşüşünün tam zamanı, bunun Kozmik Hayat Ağacı ile rezonansa bağlı olan insan davranışının sonucu olması nedeniyle Maya takvimine bakarak tahmin edilebildi. Mayalara ve diğer kadim geleneklere göre Kozmik Hayat Ağacı, takvimdeki kritik geçiş noktalarında kuantum sıçramaları yapan evrenin merkezindeki Hunab – Ku, kavranılamaz büyük Zekadır. Evrenin böyle merkezi bir ekseninin varlığı son zamanlarda (2003) bilim tarafından keşfedildi, bunun tüm zamanların en önemli keşiflerinden biri olduğuna inanıyorum ve bu konuyu yakında yayınlanacak olan yeni kitabımda geniş şekilde ele alacağım [The Purposeful Universe (Inner Traditions, Aralık 2009)]. Evrenin tüm seviyelerinde tekamülü senkronize eden bu Kozmik Hayat Ağacından yayılan enerjilerdir. Bu enerjilerle kendi rezonansımız ve onun kuantum değişiklikleri vasıtasıyla, dünyamızı kozmik plandaki yedi GÜNDÜZ ve altı GECE’nin dalga hareketleri ile uyum içinde yaratmak için ilham alıyoruz.

Bu perspektiften History Channel veya Hollywood filmlerinde sunulduğu gibi önceden belirlenmiş bir “kıyamet günü”nden konuşmak, Maya takvimi ile ilgili bilgisi olanlar için saçma görünüyor. Bu tür bir düşünce sadece korku aşılamaya ve dikkatimizi gerçek sorunlardan saptırmaya hizmet eder. Sürdürülebilir bir ekonomiye başarılı bir şekilde geçemezsek, dünyanın sonu gelse bile, bunun nedeni önceden belirlenmiş bir “kıyamet günü” olmayacaktır. Böyle bir felaket olsa olsa insanlığın kollektif olarak kendisine çektiği bir şey olur. Buna ancak Maya takviminin mesajını görmezden gelmemiz neden olabili; Maya takviminin mesajı birlik içinde huzur haline geçmemizi ifade ediyor. Gelecekteki bir tarihe korku yansıtma veya gerçekleşeceğini düşünmenin, çok güçsüzleştirici olduğuna ve olayların yönüne etki eden şu andaki eylemlerimizin sorumluluğunu bizden uzaklaştırdığına inanıyorum.

Bu tür tahminlerden kaçınmak için, şu anda yaşamakta olduğumuz Maya takviminin değişen enerjilerinde niyetlerimizi ve eylemlerimizi oluşturmanın ve bizleri şu anda hangi tür niyetlerin güçlendirebileceğine bakmanın gerekli olduğunu hissediyorum. Bunları anlayışımız, ekonomik gerilemenin başlangıç zamanının tam tahmin edilmesi gibi farklı Altdünyalar arasındaki paralelliklere dayanırr. Bu, küresel ölçekte Büyük Bunalım’ın başlangıcını ifade eden Gezegensel Altdünyanın 5 nci GECESİNİN başlangıcı olan 1932 yıl ile olan benzerliğine dayanıyordu (Düzelti Notu: 5. Gece hem 1930’larda ki ekonomik buhranın hem de Kasım 2007’de derinleşen ekonomik krizin yaşandığı Maya takvimi dönemi oldu). Farklı Altdünyalar arasındaki aynı paralellikleri düşünerek, biz 11 Mayıs 2009’daki (10 Ahau) Galaktik Altdünyanın 6 ncı GÜNÜNÜN orta noktasına ve 7 Kasım 2009’a kadar olan ikinci yarısına yaklaşırken, şu andaki durumumuza da bakabiliriz. Bu geçiş tarihi 1962 yılına paraleldir (Gezegensel Altdünyanın 6 ncı GÜNÜNÜN orta noktasıydı) ve ikinci yarısı 1962 – 1972 zaman periyoduna paraleldir. Bu zaman periyodu sırasında neler olduğunu hatırlamak isteyebiliriz. 1962 Küba Füze Krizi yılıydı, bir geçiş noktasıydı, bu noktada Soğuk Savaşın buzları çözülmeye başladı ve bir yıl sonra Beatles fenomeni patladı. Elbette buradaki nokta bunun gibi müzikal bir fenomeni vurgulamak için değildir, ancak bu muazzam kültürel yeniden doğuş ve sosyal deneyimler yaratacak olan yoğun bir değişim dalgasının başlangıcıydı, daha sonra çiçek çocukları, hippiler ve barış hareketi dünyaya yayıldı. Bu hareketin farklı ülkelerde farklı karakterleri vardı ve buna rağmen küresel olarak senkronize idi. Yaşamın her alanında kontrol oluşturmanın dışında yeni yolları test etme arzusunu taşıyordu. Bugün bunun bazı ifadelerine aşırılıklar olarak bakabiliriz, örneğin Çin’deki kültürel devrim gibi, ancak şu andaki dünyamız hala o dönemde yaratılmış olana açıklığın ve eşitlikçiliğin çoğuna minnettardır.

Söylemeye gerek yok, bugün dünya 1962’den çok farklı ve bir fark varsa bu, ekonomik büyümenin sınırlandığı bir diğer Altdünya tarafından hükmediliyor. Yine de, bu tür bir deneysel tutumun şimdiki zamanda tam olarak gerekli olan şey olduğunu düşünüyorum. Herhangi bir kriz zamanı yeni yaratıcılığı teşvik eder, bu yaratıcılık yönetici hiyerarşilerin baskısından kaçan kendini – organize eden ortak girişimlerin birçok şeklini alabilir. Bundan başka, Maya takvimine dayanarak ekonomide ki düşüş tahmin edilebildiyse, önümüzdeki zamanlarda yoğunlaşmış kökleşmiş bir yaratıcılığın Hayat Ağacı tarafından destekleneceğini farzetmemiz için nedenlerimiz vardır. Şu andaki durumda eski yolların genelde insanlar için işlemediği ve yeni bir şeylerin ortaya çıkması gerektiği zaten açığa çıkmıştır. Bunu şimdi anlamazsak, 7 Kasım 2009’dan 2 Kasım 2010’a kadar olan 6 ncı GECE sırasında, büyüme ekonomisinin geri dönmesinin mümkün olmadığı kesinlikle açık olacaktır. Bu nedenle, 5000 yıldır ilk kez sürdürülebilir ekonominin yaratılmasına odaklanmak için, sizleri 9-11 Mayıs’taki küresel meditasyona katılmanız için davet ediyoruz. Bu milyonlarca insanın paylaştığı bir niyettir, ancak küresel ölçekte büyüme ekonomisini aştığını hep birlikte görmek farklı bir konudur.

Meditasyonda yapabileceğimiz şey, bunun gerçekleşmesi için neye ihtiyacımız olduğuna bakmaktır. Ayrıca şu anda sadece Dünya nüfusunun çok küçük bir azınlığı tarafından paylaşılan Kozmik Hayat Ağacının artan farkındalığının, insanlık kaynakları, işleri vs paylaşmanın yeni yollarını ararken en çok ihtiyaç duyulan artan şefkati yaratmaya yardımcı olacağına inanıyorum. Böylece paylaşma, işbirliği ve şefkat ruhunun, 9-11 Mayıs 2009’da 6 ncı GÜNÜN orta noktasında küresel meditasyonu renklendirmesine gereksinim var. Eğer yeni yollar şefkat ve işbirliğini kucaklamazsa, muhtemelen sadece eskiyi yeniden üreteceklerdir. Küresel bir meditasyon kendi başına insanlığın problemlerini çözmez. Ama çözülmesine yardımcı olur! 28 Ekim 2011’de 13 Ahau enerjisinde en yüksek haline ulaşacak olan Kozmik Hayat Ağacına bağlanmaya odaklanarak, kendi amacımızı gerçekleştirmek için gerekli olan şefkati yaratmaya yardımcı olabiliriz. Küresel bir meditasyonda sürdürülebilir Cennet Bahçesine geçiş için gereksinim duyulacak olan temel yaratıcılığı uyandırmaya odaklanabiliriz, kendi adıma ben bunun kozmik planın amacı olduğuna ikna oldum.

Carl Johan Calleman,
Seattle, 9 Reed (14 Nisan 2009)

www.calleman.com

(Çeviri: Saffet Güler)
(Düzelti: Fatih Keçelioğlu)

Çarşamba, Kasım 12, 2008

Maya takviminin 6. gündüzüne dair

Yarın sabah güneşin ilk ışıkları itibari ile Galaktik Altdünya’nın 6. Gündüzüne giriyoruz. 13 Kasım 2008’dan 7 Kasım 2009’a kadar sürecek olan bu dönem bilincin evriminde kolektif sağ beyin enerjisini besleyen ışığın geri gelmesi anlamına geliyor. Aynı zamanda da en karanlık gece olarak tanınan 5. Gecenin sonunu kutladığımız bugün 6. Gündüz şafağı, yeni niyetler ekmek için çok uygun bir gün…

Peki ne anlama geliyor 6. Gündüz? Bilincin evrimi adına bu dönemden neler beklenebilir? Çok basit bir ifadeyle 5. Gündüzde (24 Kasım 2006 – 19 Kasım 2007) kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yeni dersler, yeni gelişmeler ve yeni genişlemeler. 6. gündüzün ışığı, 1999’da tohumu atılan bitkinin büyüme yolculuğunda yeni bir safha demek. Bu yeni safha, “çiçek verme” dönemi olarak açıklanıyor Maya takvimi araştırmacısı Carl Calleman tarafından. Peki nasıl çiçekler açacak 6. Gündüzde?

Bunu cevaplamak için bir mikro tarih analizi ile 1. Gündüzde neler olduğuna bakmak gerek. 5 Ocak 1999 – 30 Aralık 1999 arasında ki 1. Gündüz, o zamana kadar hakim olan batı medeniyetine bir tepki getirmişti. Seattle olayları olarak bilinen, küreselleşme karşıtı ilk büyük eylemler gerçekleşmişti. Bu akım daha sonra indymedia.org sitesinin kurulumu ile var olan düzene bir alternatif getirme yönünde hareketlenmişti. 2. Gündüzde (25 Aralık 2000 – 20 Aralık 2001) gerçekleşen 11 Eylül olayları sonrasında ikiz kulelere yapılan saldırıların bir tezgah olduğunu ileri sürmüş bunu şaşırtıcı netlikte veri ve bulgularla desteklemişti bu anti-sistem akımı. 5. Gündüze geldiğimizde Zeitgeist isimli bir internet filmi geniş yankı uyandırmış ve güçlü mesajıyla var olan sistemin iç çamaşırlarını ortaya sermişti. Dolayısıyla 6. Gündüzde bu anti-küreselleşme akımının yeni ve daha güçlü adımlarla ortaya çıkışını gözlemleyebiliriz.

Bütün bu akım binlerce yıldır dünyaya hakim olan, sömürü metoduna karşı bir uyanıştır. Sömürü, insanın insana hakim olması, ücret köleliği gibi yönleriyle var olagelmiş olan batı hegemonyası 6. Gündüzde yeni bir darbe alacağa benziyor.
Biraz geriden bakarsak, beş bin yıldır dünya bilincine hakim olan, ayırıcı ve hakimiyetçi sol beyinin yeni uyanmakta olan birlikçi sağ beyin ile bir düellosudur bu gördüğümüz. 5. Gecede yaşanan (ve devam eden) ekonomik krizin bize söylediği şudur: Bireysel zenginliğe aşırı pirim veren vahşi kapitalizm sağlıklı bir sistem değildir ve kolektifçi bir anlayışın geliştirilmesi gerekmektedir. ABD ve diğer gelişmiş ülke hükümetlerinin sosyalistçe yaklaşımlarla ekonomiye müdahale etme zorunluluğu, uyanmakta olan bu sağ beyin bilincinin göstergeleridir.

Yaşanan ekonomik krizin insanlığa getirdiği mecburiyetlerden birisi de enerji politikalarında radikal değişimlerdir. Küresel krizi 2006 yılında tahmin eden ekonomist Nouriel Roubini’nin iddiasına göre “Küresel kriz şartlarında bile, alternatif enerji kaynakları, hibridler ve teknolojik ilerlemeye yatırım yapılması gerekmektedir. Alternatif, yenilenebilir enerjiye yatırım yapılmalıdır.”
Bunlar gösteriyor ki insanlığın bilincinin evrimi, bizim zihnimizden öte faktörlere bağlıdır ve evrimde gerekli adımlar, gerekli acillikte gelmektedir. Bu adımlar bir taraftan vadeler ve taksitlerle “bu anda” yaşanmayan, dijital sistem ile neredeyse tamamen soyutlaşan ve artık “burada” olmayan sistemin çöküşünü hazırlamaktadır aslında. “Burada ve bu anda olmak” Maya takviminin sonunda ki nihai bilincin en sade ifadesidir. 28 Ekim 2011 olan Maya takviminin sonuna yaklaştıkça kolektif bilinçte burada ve bu anda olmamızı engelleyen her şeyin bir kriz yaşaması doğaldır.
Diğer taratan 1999’da atılan tohumlardan biri olan internet, 6. Gündüzde çiçeğini verecek. 5. Gündüzde Facebook, Gaia.com gibi sosyalleşme sitelerinin trafiğinde yaşanan artış 6. Gündüzde yeni bir internet formunun ortaya çıkmasına yol açacak ve bu sayede bilincin evriminde yeni bir adım atılacak. İnterneti, sağ beyin bilincin uyanışı yönünde kullanmak ve insanlığın yaşadığı krize olumlu faydalar getirmek yine bizim sorumluluğumuz altında.

Kendi bireysel evrim yolculuğumuzda da aynı şekilde sorumluluk bizim elimizde. İnsan türü olarak Maya takviminin sonuna yaklaştıkça ilahi planın kuklaları olmaktansa kendi bireyselliğimizi tamamen keşfederek, toplumsal transtan, TV kültüründen, zehir kültüründen kendimizi özgürleştirerek kendi tanrısallığımızı idrak etmeliyiz. Bunu yaparken izlenecek yöntemlerin güvenilir ve sağlam bilgilere dayanıyor olması son derece önemlidir. 2 günde Reiki Masterı olan, 1 günde DNA aktivasyonu yapan, geçici ve sadece rahatlatıcı hizmetler sunan kişilere temkinli yaklaşmak ve en önemlisi doğru bilgiyi ve doğru rehberliği bulabilmek için kendi akıl filtremizi son derece geliştirmek zorunda olduğumuz bir dönemdeyiz.

Osho’nun dediği gibi hem içsel hem dışsal yolda, doğru bilgi ve hakiki sezgi ile ilerlemek için sürekli farkındalık göstermek zamanındayız…

Hepinize bu yolda dengeli sağlıklı dönüşümler dilerim…

Muhabbetle,
Fatih Keçelioğlu

Pazartesi, Ekim 20, 2008

Otoritelerden Maya Takviminin Sonuna Dair Yorumlar

Don Alejandro’nun mesajı

Don Alejandro, Mayaların öğretilerinin, görüşlerinin ve kehanetlerinin en önde gelen bekçisidir. Guatemala Ulusal Maya önde Gelenleri (İhtiyarlar) Meclisi başkanı, Maya Takvimi tutucusu, 13. kuşak Quiche Maya Yüksek Rahibi
ve Amerika’nın Kıtalararası önde Gelenleri(İhtiyarlar) Meclisi ve Ruhsal Rehberlerinin en kıdemli üyesidir. Aynı zamanda Maya Kültürü konusunda uluslararası bir okutmandır.

Sevgili kardeşlerim,

Cennetlerin kalbi ve Dünyanın kalbi adına sizleri selamlarım. Ulusal Maya önde Gelenleri(İhtiyarlar) Meclisi adına, Guatemala Ruhsal Rehberleri adına küresel seviyedeki, muazzam manyetik bağlantılarınıza dikkat çekmek istiyorum:
Maya Ulusunun ruhu ve Toprak Ana ruhu bizleri bütün dünya insanları ile
dost olmaya davet ediyor. Bir Maya kehaneti der ki "bir elin parmaklarının birleştiği gibi,
hepimiz bir gün bir araya geleceğiz". Hepimiz Dünyanın çocuklarıyız, hepimiz yüce 'Yaradan'ımızın bahçesinden gelen farklı renkte, şekilde, bedende, farklı aromada; farklı diller konuşan, kendi kültürüne göre tapınan, meditasyon yapan ancak en nihayetinde ayni Yaradan'a ibadet eden insanlarız. Yaradan'a hepimiz kendi kültürümüze göre farklı bir ad vermişiz.
Umarız bu bildiri gitmesi gereken her yere ulaşır, özel kesimlere olduğu kadar
yönetimlere de ulaşır; toprak sahipleri, bilim adamları vs. dünyadaki her tur insana.
Kardeşlerim, yeryüzünde 500 senedir katliam hüküm sürmekte, insanların yok edilmesi, kardeşlerimiz olan hayvanların ve asırlık ağaçların yok edilmesi her gecen gün daha da artmakta. Biz kıdemliler olarak mistik ve binlerce yıllık bilgi birikiminin bekçileriyiz.
Yorulmaksızın ucan kuşlar, kehanetlerin gerçekleştiğini görecek kadar yaşadılar.
Dünyadaki bütün insanları ve hükümetleri bilinçlendirmek ve gezegenimizin su andaki durumunu analiz etmesini ve yansıtmasını istiyoruz.

500 sene önce Amerika kıtasının cennetten bir köşe olduğunu hatırlamakla ise başlayalım. Bakir ormanlar, harika hayvanlarla dolu şehirler, rengârenk özgürce ucan kuşların oluşturduğu şehirler; herkese yetecek kadar yiyecek. Sular saf ve bereketli idi ve insanlar, geleneklerine göre yaşıyorlardı, kültürlerini koruyorlar ve Toprak Ana’nın güzelliğini muhafaza ediyorlardı. Atalarımız bulaşıcı hastalıklardan uzak bir şekilde 100 yaşlarından fazla yaşayabiliyorlardı. Yaradan'ın kanunlarına saygılı ve itaatkâr idiler.

Bir de şimdiki zamandan konuşalım. Teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanıyor,
her gün hayatimizi daha da kolaylaştıran icatlar yapıyoruz ve hepimiz bunları
kullanıyoruz. Ancak bu nimetler için ormanlarımızı yok ediyor, nehirlerimizi kurutuyor
ve sularımızı kirletiyoruz. Ekinlerimiz hastalık kapıyor ve ekinleri yiyen hayvanlarımız
oluyor. Hepimiz bulaşıcı hastalıklar tehdidi altındayız ve bu hastalıkların çoğu
geçmişte olmayan hastalıklar. Kimyasalların kullanımının artması, böcek ilaçlarının
ekinlerde kullanılması hepimizin zararına. Ve en önemlisi nükleer denemeler:
nükleer bombalar dünyamızı ve üzerinde yasayan her canlıyı hiç olmadığı kadar tehdit altında bırakmaktadır. Birçok kişi evsiz, çocuklar sokaklarda dileniyor, bazıları ise fahişelik yapmak zorunda kalıyor. Yağmacılar ve talancılar ise yükselişte. Sokaklarda gündüz gözüyle öldürülen insanlar, insan kaçırmalar, gasp, okullarda toplu katliamlar, çocuklarını öldüren aileler, ailelerini öldüren çocuklar, kendi öz çocuklarına tecavüz eden aileler. Bütün bu olanlar zehirlenmenin sonucu. Saygı diye bir şey kalmadı; daha doğrusu hayata saygı kalmadı. Otoriteler kendilerini satıyor. Adalet alınıp satılabilen bir mal haline geldi.

Simdi de gelecek hakkında konuşalım. Biz Mayaların kıdemlileri ve dünyadaki
tüm yerliler olarak, geleceğimiz için ibadet ediyoruz. Sadece bugünümüzü değil,
yarınlarımızı düşünüyoruz. Çocuklarımız, torunlarımız ve gelecek nesillerimiz için.
Büyük bir karanlığın yaklaştığını görmekteyiz, büyük zarar verecek olan bir karanlık.
Büyük kirlenme dediğimiz karanlık. Bunun tüm sebebi bizler yani insanlarız.
Kendi mezarlarımızı kendimiz kazıyoruz. Savaşlar başka yeni ülkelere kayıyor; sebep olarak
özgürlük götürdüklerini soyluyorlar ancak sonuçta daha fazla kölelik ortaya çıkıyor.
Yeni kalkınma hamleleri yaptıklarını soyluyorlar ama sonuçta az gelişmiş ülkeler daha fazla
açlığa sürükleniyor. Böyle devam edersek eninde sonunda savaşmak için bile insan bulunamayacak. Ulusal Maya önde Gelenleri(İhtiyarlar) Meclisi dünyanın tüm uluslarına sesleniyor - hükümetleri ve yöneticilerine - kirlenmeyi durdurun; küçük ve büyük isletmeler alternatif enerji kaynakları kullanın. Daha fazla savaş, daha fazla olum, nükleer testler, kimyasal madde kullanımı istemiyoruz çünkü Toprak Ana gereğinden fazla isindi. Eğer simdi durmazsak çok yakında milyonların ölümüne sebep olacak bir cevap verecektir.

Yaradan bizleri O'na ibadet etmemiz, birbirimizi sevmemiz ve saymamız için bizleri
yarattı. Hepimiz eşitiz, bizler dünyanın çiçekleriyiz, farklı bedenlerde, kokularda, renklerdeyiz. Ama hepimiz O'na doğru bakıyoruz ve değişik danslarla, müziklerle, seremonilerle ibadet ediyoruz. Hepimiz O'nun çocuklarıyız, görüp göremediğimiz, hissedip hissedemediğimiz herzeyi O yarattı. İyi olmamız için bize akil ihsan eyledi. Her renkten erkek ve kız kardeşlerim, hep beraber birlik olursak gücü elinde tutan yöneticiler, politikacılar, is adamlarına su mesajları verebiliriz: savaşa hayır,
bombalara hayır, ölümlere hayır. Hep beraber bir fark yaratabiliriz.
Maya kehaneti söyle der: "Kalkın(yükselin), hepiniz kalkın(yükselin), hiç kimse
arkada kalmayacak şekilde yükselin, hep beraber bir kez daha geldiğimiz yeri, özümüzü
göreceğiz"

Alejandro Cirilo Perez Oxlaj/ Wandering Wolf
Grand Elder of the National Council of Elders Mayas,
Xincas and Garifunas of Guatemala



2011’de ne olacak sorusuna Calleman’ın yanıtı

''2011'de düalist (ikilikçi) zihnin hâkimiyeti son bulacak ve insanlığın daha düşük bilinç düzeylerinden kaynaklanan tüm çatışmaları çözülüp ortadan kalkacaktır. Aydınlanma halinin perspektifinden, eski düzen artık gerçek olmayacaktır. Düalist zihnin geliştirdiği teknolojiler doğru yerlerini bulacaklar, yani, hükmetme araçları olarak değil, insanlığın ve canlı kozmosun hizmetinde kullanacaklardır. O zamana dek sadece eski monarşik yönetim değil, demokrasi de geçmişe ait bir şey olacaktır (eğer herkes Tanrısal Olan ile birlik ve uyum içinde yaşıyorsa, onları yönetecek birisini neden seçsinler ki? )Tüm hiyerarşiler yıkılmış olacaktır. Dualitenin son bulması ile birlikte, bir ruhun diğerlerine hükmetmesi doğal olarak sona erecek ve böylece (ulusun egosu gibi olan) bir hükümetin, insanları çatışan çıkarlar arasında yönlendirmesine hiç ihtiyaç olmayacaktır. Tüm insanlar şimdikinden çok daha derin bir anlamda, eşit değere sahip olarak- her biri Tanrısal Olanın bir tezahürü olarak- görülecektir. Evrensel bilinç düzeyine tırmanma sürecinde, tüm sınırlayıcı düşünceler ortadan kalkacaktır.
Ancak 2012 yılında ne olacağını görmek için beklemek hedefi tümüyle ıskalamak olacaktır. 28 Ekim 2011'den sonra- ya da en azından yeni realite kesinlikle tezahür ettikten sonra- aydınlanmak mümkün olmayacaktır. Düalist bir zihin ile tek gücün, yani Yaradan’ın altındaki yeni birlikçi ilahi realite ile rezonansa girmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla hepimizin bugünden başlayarak, kozmik zaman akışına katılarak ve düşünüş davranış ve varoluşumuzda düalist Altdünyaların etkisini mümkün olan her biçimde aşmaya çalışarak kendimizi hazırlamamız akıllıca görünmektedir. Sonuçta, Evrensel Altdünya aydınlanmış bir varoluş halini, sevgi ve sevinç varoluşunu kayırıp destekleyecektir ve bir kez bu oluşturulduğunda artık dualiteye geri dönüş mümkün olmayacaktır.''
Carl Johann Calleman, Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü, Akaşa Yayınları

Perşembe, Ağustos 14, 2008

Galaktik Altdünyanın 4. Dünyası

Kehanetsel bir sistem olması ile bilinen Maya takvimine göre kolektif bilincimize derinden etkileyecek önemli bir değişim daha geldi. 15 Ağustos 2008 tarihi Işığın Dördüncü Dünyası olarak bilinen dönemin başlangıcı. Bu tarihten itibaren ilahi planın davulları farklı bir müzik çalacak.

Calleman modeli olarak tanınan Maya takvimi şifre çözümünde, zamanın 9 seviyesi vardır. Dokuz Altdünya olarak tanınan bu dokuz seviyeden 5 Ocak 1999’da başlayan sekizinci tabakanın, yani Galaktik Altdünyanın etkileri altındayız. Takip edenler biliyor, 24 Kasım 2006 ve 19 Kasım 2007 tarihlerinde iki önemli geçiş ile dünya ve insanlık olarak yaşadığımızı dönüşümler iyice yoğunlaşmıştı. Şimdi ise 4. Dünyanın başlaması ile bu dönüşüm dönemi çok daha yoğun bir niteliğe sahip oluyor.



Peki, bu 4. Dünyanın anlamı nedir? Bunu keşfetmek için klasik bir Maya takvimi analiz yöntemi kullanarak bir önceki zaman tabakasında (1755-2011 Gezegensel Altdünya) 4. Dünyanın başlangıcına bir bakalım. Bu başlangıç 1947 yılında gerçekleşti. Gezegensel Altdünya (1755 - 2011) çok materyalist bir bilinç getirmekte idi ve dünyada hüküm süren Batı ve sol beyin hâkimiyetini destekliyordu. Fakat 1947 ile beraber biz insanlık olarak Galaktik Altdünya'nın bilinci etkisini yaşamaya başladık. 4. Dünyanın özelliği bir sonraki Altdünyanın bilincinin erken bir versiyonunu getirmesi ve mevcut Altdünyanın bilinç alanına bir tepki yaratmasıdır.
1947 yılında doğanlar 1968'de 21 yaşında idiler. Bu size bir şey söylüyor mu? Kariyer fikrine isyan eden ve doğunun mistisizmini keşfeden çiçek çocuklar. Politik alanda ise 1947 itibari ile Dünya’da ki Batı egemenliği bir çatlama yaşadı. Hindistan, Çin Halk Cumhuriyeti ve Endonezya bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ayrıca bugün çok yaygın olan bazı spiritüel temelli terapi ve bilinç genişletme yöntemleri de ortaya çıktı. NLP, Primal Terapi, Silva Düşünce yöntemi gibi. Aynı zamanda batıda büyük etkide bulunan Transandantal Meditasyonunda adım adım genişledi. Bütün bunlar bugün dünyayı sadece sol beyinle ve materyalist değil sağ beyin ve sezgi ile de algılayan Galaktik Altdünya bilincinin erken bir temsilini ortaya koydu.

Peki, 15 Ağustos 2008 itibari ile ne beklemeliyiz? Bu sefer Galaktik Altdünyanın 4. Dünyası
başlıyor. Bu da 11 Şubat 2011'de başlayacak Evrensel Altdünya'nın Birlik bilincinin erken bir deneyiminin başlangıcı demek. Evrensel Altdünya ayrılıkta ve karanlıkta yaşadığımız binlerce yılın sonunda ilahi plan piramidinin tepesinde ki aydınlanma ışığına ulaşmamız için çıkacağımız son basamak.

Tüm gezegeni etkisi altına alan gözü bağlı dualist anlayış ve bunun getirdiği acılar, çatışmalar, gerilimler, daha doğrusu tüm insanlık karması, çözülme yolunda daha yüksek bir yoğunluğa giriyor artık. Evrensel Altdünya’nın hiçbir ayırım gözetmeyen Tanrı bilinci bu eski bilinçle bir düelloya giriyor. Kariyer, sömürme, rekabet gibi anlayışlar, sanallaşan finansal sistemler, ülkeler, kültürler ve ırklar arasında ki çatışmalar, ve insan bilincinde hastalıklı olan diğer tüm özellikler bu yeni dönemde bir krizin başrol oyuncuları olacak. Bastırılımış, çözülmemiş ne varsa ortaya çıkarak şifa bulmaya doğru yol alacak. Elbette bu kolay bir süreç olmayacak. Manevi kültürler adına elimizde ki tüm hazinelerin değerini en iyi bilmemiz gereken bir süreç bu. Gerçekten işe yarayan ve evrilerek şifa bulmamızı sağlayan tüm yöntemleri uygulamak ve bu konuda disiplin göstermek tek kurtuluş yolu.

Şimdi bu günlerde neler olduğunu bir hatırlatmak istiyorum. ABD ve onun sayesinde tüm dünyayı etkileyen finansal kriz, tarihin rekorunu kıran petrol fiyatları ile gidiyor. ABD’de ilk kez bir zenci başkanın iktidara gelmesi söz konusu ve bu büyük endişeleride beraberinde getiriyor. Çin olimpiyatları düzenlerken dünyanın belki de manevi açıdan en evrilmiş uygarlığı olan Tibet’e uyguladığı baskılar ile dikkatleri çekti. İran’ın İsrail ve ABD ile savaşa girmesi an meselesi. Rusya Gürcüstan’a girdi.

Bütün bunlara ilaveten geçtiğimiz 9 Ağustosta (8 Chiccan) Guetamala’da Mayalı şamanlar ve onların lideri sayılan Don Alejandro Oxlaj’a Guetemala Hükümetinde bir koltuk verildi ve yerli haklardan sorumlu hükümet görevlisi ilan edildi. İnsanlık tarihinde ilk kez bir yerli halk bu kadar çok imtiyaz görmüş oldu. Şimdi bir düşünün 28 Ekim 2011 olan Maya takvimin son tarihine bu kadar yakınken ve 4.Dünya başlamadan günler önce gerçekleşen bu olayın manevi anlamı nedir?
Bu arada ülkemizde de yoğun ve karışık bir karmik tarih artık çözülmek üzere tüm gizliliğinden soyunmaya başladı. Siyasi, dini, kültürel tüm çatışmalar, hesaplaşmalar, gerilimler şifa bulmadan önce terleyen ve acı çeken bir hastada olduğu gibi hepimizin başını ağrıtmaya başladı. Tezgahlar, gizli eller,üzerimizde oynanan oyunlar henüz açıklığıyla ortaya çıkmadı, fakat kaynama noktasına yaklaştıkça ve hakikat ortaya çıktıkça hipnotize edilen toplumumuzda uyanmaya başlayacaktır.

Tüm bunları şöyle gözünüzün önünde canlandırın dostlar.
Galaksi büyüklüğünde bir GONG... Ve artık zamanın sonuna doğru son dönemece
giriyoruz... Gerçekten iradesini ve teslimiyetini ortaya koyanlar için
Evrensel Altdünya'nın, bütün ermişlerin guruların, azizlerin, yogilerin
yaşadığı bu bilincin dünyaya inişi başlıyor... Tabii ki bizim üzerimizden... Ve ancak çaba gösterirsek… Maya takvimini bilmenin el ense yatma ehliyeti vermediğini hatırlatmak isterim...
İşte böylesine önemli bir geçiş için kendi evriminizle ilgili çalışmalarınız ve taahhütleriniz çok önem taşıyor. Bu bizim tamamen aydınlanmanızı sağlayacak bir potansiyel demek. Self-realization, yani kendini idrak ediş. Kendi tanrısallığımızı idrak ediş.

Fatih Keçelioğlu

Not: Bu konuyla ilgili tam bir açıklama için MAYA TAKVİMİ VE BİLİNCİN DÖNÜŞÜMÜ - Carl Johann Calleman (Akaşa Yayınları) kitabından şu sayfalara bakınız:

Sayfa 162 – 168, Şekil 7.1 (Sayfa 174),
Sayfa 205 – 210 ve 223

Cumartesi, Aralık 29, 2007

Sevgili Grupcanlar,

Bodrum Bitez'den, 5 Imix gününden sevgi ve selamlar...
Dün 4 Ahau ve Şabat kutlamasını Didem, Altay, Pınar, Sinan ve Moşe ile beraber yaptık... Bugün sevgili Şebnem'de bize katıldı.. Sahilde güneş batarken Sinan'ın rehberliğinde şamanik bir enerji çalışması arkasından ateş başında sohbet...

Biliyorsunuz dün 4 Ahau sıradan bir Ahau günü değildi, Maya şamanlarının 65 günde bir özel bir seremoni yaptığı günlerden Ahau olanı (Diğerleri 4 Köpek, 4 Kartal ve 4 Yılan). Kollektif bilinçte sıkışmış enerjilerin salıverilmesi ve anormal davranışları dengelemek için ateş seremonisi yapılan bir gün bu, enerjisi ise 12 gün öncesinden başlıyor aslında. Benazir Butto suikastı ve Pakistan'da olanlar bu enerji temizlenmesine olan ihtiyaçtan bağımsız değil. Bence kollektif niyetimizi ortaya koyarak Pakistan'da ve dünyadaki dinsel ve dualist bilinçten kaynaklı bu tür delilikleri dengelemek için çalışabiliriz. Bugün 5 Timsah günü olarak bunun içinde elverişli bir ortam sunuyor...

4 Ahau aynı zamanda uzun sayım tekviminin sonu olarak görülen 21 Aralık 2012 günününde enerjisi... Arkeolojik olarak Maya takvimi bu tarihte bitiyor... Fakat hem Calleman hem de Don Alejandro maya takviminin bitiş enerjisinin 13 Ahau olacağını söylüyorlar... İnternet üzerinden dostluğumuzu sürdürdüğümüz başka bir Maya takvimi uzmanı olan Carlos ise bu tarihlerle ilgili başka şu konulara dikkat çekiyor: "Maya takviminin bitişi Calleman tarafından 28 Ekim 2011 tarihine denk düşüyor. Bence bu iyi bir tahmin çünkü Venüs Geçişi Kapısı dahilinde kalıyor bu tarih. Venüs güneşin önünden 8 Haziran 2004 (6 Rüzgar) tarihinde geçti ve tekrar 6 Haziran 2012 (1 Rüzgar) tarihinde geçecek. 21 Aralık 2012 bu tarihin dışına denk düşüyor. 28 Ekim 2011 ise bunun dahilinde!"

"Arkeologlar gezegenler ile özel bir galaktik uyumlama olacağına ve foton kuşağına takılmış durumdalar. Onlar bu ruhsal geçişin güzelliğini kaçırıyorlar. Hele de Tzolkin sayımını takip etmiyorlarsa ve Çağların Değişimi sırasında olanları HİS etmiyorlarsa."

"Bu Pazar günü (30 Aralık) 6 Rüzgar, yani 8 Haziran 2004'de ki venüs geçişinin enerjisini aynen taşıyor. Çok yoğun bir dişi enerjinin ortaya çıkmasını umuyorum!"

Bunlara ben bir kaç bilgi eklemek istiyorum. 6-8 Haziran 2004 venüs geçişi dönemi benim Maya takvimi seminerleri vermeye başladığım dönem. Oldukça güzel bir zamanlama olduğunu düşünüyorum bunun.

Başka bir mevzu Musevilerce Mesih bilincinin hakim olacağı zaman olan Büyük Şabat. Her cuma akşamı ve c.tesi günü Büyük Şabata bir hazırlık olarak kutlanır onlarda. Daha önce de bu konuda ki hislerimi paylaşmıştım. Şabat aslında Dişi ve Erkek enerjinin bütünlüğü ve Mesih bilincinin yeryüzünde tezahürünü taşıyor. Bu aslında Maya takvimin sonuyla aynı anlamda. Dün, yani 4 Ahau gününün Cuma'ya denk gelmesi güzel bir eşzamanlılık oldu. Peki 28 Ekim 2011 hangi güne denk düşüyor? Cuma! İlginç değil mi?...

Bu arada bugüne dair bir not. Bugün Tzolkin içinde 9. Uinale (20 günlük döngü) girdik. Yani 5. Gündüze denk düşen bir enerjiye girdik. Daha önceki makalemde belirttiğim gibi 17 Ocak 2008 tarihine kadar evrimde atılımlar beklememiz gereken bir 20 gün bu. Türkiye Cumhuriyeti'nin doğum enerjisinin 5. gündüz olmasından dolayı Türkiye içinde önemli açılımlar beklemeliyiz. Beşinci gece ve Beşinci gündüzün yönetici tanrıları olan Quetzalcaotl ve Tezcatlipoca'nın aynı Tanrısal enerjinin aydınlık ve karanlık ikizleri olduğunu hatırlarsak, Beşinci Gece içindeki Beşinci Gündüz olan bu 20 günün ilginç bir zaman olacağı kesin. Aydınlık ve Karanlık arasında ilginç bir dansın vizyonunu görüyorum.

Bütün bunlara ilaveten 1 Ocak günü benim doğum günüm, yani 8 Kan. Şimdiden iyi dileklerinizi için teşekkürler..

Sevgiyle kucaklıyorum,
Fatih K.

Çarşamba, Kasım 21, 2007

En Aydınlık Gündüzden En Karanlık Geceye.

Kadim Maya kütürünün takvimine ilgi duyup onu takip edenler artık biliyorlar, tüm insanlık ırkı olarak evrimimizde çok kritik dönemlerden geçiyoruz. 1999 yılında başlayan Galaktik Altdünya’nın Beşinci gündüzünü ( 24 Kasım 2006 – 18 Kasım 2007) geride bıraktık ve artık Beşinci gecedeyiz (19 Kasım 2007 – 12 Kasım 2008). Maya kültüründe Beşinci Gündüz yaratılışın 7 gündüzü içinde en parlak olanı iken Beşinci Gece ise 6 gece içinde en karanlık gece olarak biliniyor.

Maya mitolojisine göre Beşinci Gündüzün yöneticisi Işık Tanrısı ile Beşinci Gecenin yöneticisi Karanlık Tanrısı ikiz kardeşler. Aynı ilahi enerjinin aydınlık ve karanlık taraflarını temsil ediyorlar. İlahi planın bir güzelliği de bu işte. Kutupluluk zaten evrenin doğasında var. Tekamülün gereği aydınlık ve karanlığa eşit derecede ihtiyaç duyuyoruz. Beşinci gündüzde evrimimizde hangi dersi aldıysak beşinci gece bunun pekişeceği bir zaman olacak. Bu makale boyunca beşinci gündüzde hangi dersleri aldığımıza odaklanıp nasıl bir gece beklediğimi ifade etmek istiyorum.

Karanlık, o çok korkulan karanlık... aslında kucaklanması gereken bir karanlıktır... karanlıktan ve korkudan kaçarak değil, ancak onu tam olarak fethederek özgürleşebiliriz... Beşinci Gece is bunu deneyimlemek için çok iyi bir fırsat... Korktuğumuzun başımıza geleceği bir zaman Beşinci Gece. Korktuğumuz başımıza gelsin ki aslında korkulacak birşey olmadığını görelim... Karanlığın bilgeliğini içimize çekelim ki Yeni Şafağı getirelim...

Biz 1999’da Galaktik Altdünya’ya girdiğimizden beri dışarıya odaklı olmaktan içeriye odaklı olmaya, sol beyin merkezli olmaktan sağ beynimizi uyandırmaya doğru yol alıyoruz. Spiritüel açılımlar yaşıyoruz, meditasyon ve şifa teknikleri ile ilgileniyoruz, hafife alınmayacak derecede bilgeleşiyoruz. Daha çok anda yaşıyoruz ve “ben başka bir senim” diyebiliyoruz, yani her birimiz eşsiz ve biricik varlıklar olsakta bir diğerinin yansımasında anlam bulduğumuzu, quantum boyutunda bir olduğumuzu idrak ediyoruz. Beşinci Gündüz süresince bu konuda Birinci Gündüzden (1999) beri aldığımız yolda bir sıçrama gerçekleştirdik. Şimdi Beşinci Gecenin başında yapılacak en iyi şey ise dönüp bir bakmak ve Beşinci Gündüzün derslerini farketmek olmalı.

9 Altdünya’nın daha önceki Beşinci Gündüz ve Beşinci Gecesinde neler oldu?

Toplam 2 milyon yıllık 4. Katta Beşinci Gündüz İ.Ö. 788,000 yılında başladı ve İnsanoğlu olarak ateşi keşfettik. Beşinci Gecenin bşlangıç tarihi ise İ.Ö. 630.000 yılı civarındadır ve bu süreçte Buzul Çağı başladı. Ateşi icat etmeden buzul Çağına girdiğinizi bir düşünün? Evriminize devam etme oranınız ne kadardır?

Toplam 100.000 yıllık 5. Katta ise Beşinci Gündüz yaklaşık İ.Ö. 40.000 yılında başladı. Bu dönemde iki insan cinsi vardı; Homo Erectus ve Neanderthal İnsan. Beşinci Gündüzde Homo Erectus sanat eserleri yaratmaya başladı. Mağara duvarlarında yapılan resimler. Pek çok antropolog bunun geçmiş av sahnelerinin resmi olduğunu ileri sürer. Bana ve diğer Maya takvimi araştımacılarına göre ise bu geleceğe dair bir olumlu bir imgelemdir. Bir sonraki avın başarılı geçmesi ve kabilenin soyunu sürdürebilmesi için yapılmış bir duadır. Beşinci Gece Yaklaşık 32.000 yıl önce başladığında ise Neanderthal İnsan hala sanat eserleri üretmeye başlamamıştı. Ve tahmin edin ne oldu? Kendi geleceğini imgelemeyen Neanderthal İnsan’ın bir geleceği olmadı ve Beşinci Gece’de yokoldu. Biz bugün kendi geleceğini olumlu şekilde imgeleyen Homo Erectus’un torunlarıyız. Maya takviminin sonuna doğru yaklaşan bizler için önemli bir farkındalık yatıyor burada. Kendi geleceğini olumlu bir şekilde hayal etmenin önemi.

Peki Galaktik Altdünya’da Beşinci Gündüz’de evrimimizi sağlayacak olan neler keşfettik? Beşinci Gece’de hangi derslerin sınanması ile karşılaşacağız? Dilerseniz önce kollektif ölçekten bakalım, yani Dünya geneline.

2007 yılı yadsınamayacak bir şekilde Küresel Isınma’ya dair bir farkındalık gelişti. Son günlerde ülkemizide tehdit eden seller Dünya’da da ilgiyle izleniyor. Mevcut sistemlerin sağlıklı gitmediğini kitleler halinde idrak etmeye başladık. Dünya’nın böyle devam edemeyeceği giderek açıklık kazanıyor. Ekolojik kriz kapımızı çalmaya başladı. Peki buna vereceğimiz yanıt nasıl olmalı? Herşeyden önce Dünya ile ilişkimizi iyileştirmek için bir fırsat olarak görülmeli bu durum. Ve sadece dünyayı kurtarmaya yönelik ekolojik hareketlerle sadece insanları düşünen yaklaşımlar arasında bir köprü kurulmalı. Çünkü dünya zaten biziz. Dünya ve insan birbirinden ayrı değil. Ekolojik kriz özünde ruhsal bir krizdir ve ruhsal bir uyanış olmadan dünya’yı kurtarmak mümkün gözükmemektedir.

Bir taraftan ise alternatif enerji teknolojileri konusunda büyük atılımlar gerçekleşmekte. Ülkemizden de bu konuda önemli katkılar geliyor, belki en bilineni Vestel’in yakıtsız pili. Küresel bazda ise alternatif enerji kaynaklarına en fazla yatırım Avrupa ülkelerinden geliyor, özellikle de Dünya Ağacının yatay çizgisi etrafında ki ülkelerden. Amerika bu konuda bariz şekilde geri kalıyor, Kyoto anlaşmasını hala imzalamayan bir dünya devi olarak. Aslında Kıta Avrupası ve İskandinav ülkeleri yeni bilincin yayıldığı Dünya Ağacına yakın olduğu için küresel bilinç atılımlarını bu bölgeden beklemek çok mantıklı. Batı ile doğu arasında bir dengeyi getirecek olan coğrafi lokasyon yine merkezi Avrupa’dır. Amerika ise daha çok eski bilinci temsil eden bir değer olarak ciddi bir düşüşe sürüklenmekte. Son günlerde aldığım duyumlardan birisi ise Bush’un seçimleri iptal ederek faşist bir yönetime geçm ihtimali üzerinde. 1932’de Beşinci Gece’nin başlaması ile iktidara gelen Hitler gibi bu seferde Bush mu kanallık edecek Tezcatlipoca enerjisine?

Bu arada küresel ısınmayı farketmenin başka bir yönü ise dünya olaylarının iç yüzünü keşfetmek ile paralel gitmesi. İnsanın insana hakim olmasına dayalı dünya düzeninin medyayı nasıl bir yönetim aracı olarak kullandığı ve pek çok gerçeğin nasıl saklandığına dair bir uyanış devam ediyor Bu konuda önemli bir tohum 1999 yılında atılmıştı, www.indymedia.org adresindeki kuruluş sayesinde. İnsanlar kitleler halinde gerçeği duymak için sesini yükseltiyor. Küresel ısınmaya dair, 11 Eylül olaylarının hakikatına dair ve başka pek çok konuda. Galaktik Altdünya ile yaygınlaşan İnternet bu konuda önemli bir kanal olmakta. 2007 yılında yine UFO dosyalarının açıklanması için çok büyük bir imza kampanyası düzenlendi. Galaktik bilince uyumlandığımız bu süreçte Galaktik komşularımızı tanımak içinde daha büyük bir istek duyuyoruz.

Başka önemli bir konu ise bilim ve özellike tıp alanında gerçekleşen bazı sentezler. Doğu ile Batı’nın sağ beyin ile sol beynin sentezine dayanan yeni teknolojiler heyecan veriyor. Nanoteknoloi ile doğu tıbbının birarada kullanılması Quantum fiziğinin çıkarımları ile kendi kendine şifa yöntemleri giderek yaygınlaşıyor. Bedenin kendini iyileştirme yetenekleri arttıkça dışarıya, ilaç endsütrisine bağlı insanlar, içeriye ve kendi gücüne dayanan bireyler olma yolunda. Secret (Sır) adlı film ve kitabın bu kadar popülerleşmesi ise kollektif bilinçte bu konularda bir farkındalığın genişlediğni gösteriyor.

Yeri gelmişken, ben kollektif bilinç üzerinde yarattığı etkiler dolayısıyla vizyona giren filmleri takip etmeyi çok seviyorum. Birinci ve Üçüncü gündüzlerde gösterime giren Matrix filmleri yaşamın gerçekliğini sorgulatmak ve mistik mesajlar vermesiyle son derece etkili olmuştu. Beşinci Gündüz’ün hemen başında ise Maya kültürü ile ilgili iki önemli film gösterime girdi. Bir tanesi daha çok ün ve şöhret peşinde koşan Mel Gibson’un şiddet dolu Apocalypto filmi iken diğeri insanlığın aydınlanma hikayesini harikulade bir dille anlatan “The Fountain” (Kaynak) oldu. Bu film 24 Kasım 2006’da başlayan Beşinci Gündüzden tam iki gün önce gösterime girdi: 22 Kasım.

Beşinci Gündüzün Türkiye Açısından önemi

Yine takip edenler biliyor, Türkiye Cumhuriyeti açısından da Beşinci Gündüz önemli bir dönem idi. 29 Ekim 1923, 1913 ve 1932 arasında süren Gezegensel Altdünya’nın Beşinci Gündüzüne denk düşmekteydi, hem de nerdeyse orta noktasına. Dolayısıyla Beşinci Gündüzde Türkiye için bir uyanış ve silkeleniş dönemi oldu. Herhalde söylemeye gerek yok. Daha 24 Kasım sıralarında Papa’nın Türkiye’yi ziyareti ve dinlerin birliği mesajını vermesi. Erke isimiyle bir alternatif enerji şirketinin ortaya çıkması ve ardından Vestel’in haberleri. 2007 başında Hrant Dink cinayeti ve arkasından cenaze töreni. Nisan ayı boyunca (13 Nisan - 2 Mayıs arası 260 günlük Tzolkin döngüsünde de Beşinci Gündüz idi) İzmir, Ankara ve İstanbul’da tarihin en büyük yürüyüşleri, ve buna rağmen 21 Temmuz seçimlerini AKP’nin kazanıp Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi. Ülkede laiklik ile dincilik arasında bir kutuplaşmanın yükseldiği bir sırada PKK karşısında bu kutuplaşmanın birleşmesi. Amerika’ya kafa tutan Hükümet ve Ermeni tasarısı, ve şimdi hala sınır ötesi operasyon ihtimalleri. Son günlerde İsrail – Filistin barışı için Ankara’nın arabuluculuğu. Bütün bunlar aslında yurdumuzun İlahi Plan’daki misyoununa uyanmasının işaretleridir. Elbette bu uyanış sancılı ve kaotik olmaktadır, fakat Beşinci Gece boyunca bu uyanışın etkilerinin berraklaşacağını sanıyorum. 29 Aralık 2007 – 17 Ocak 2008 döneminde ciddi bir çözülüm gerçekleşmesini beklemek lazım. Bu 20 gün yine küçük resimde (Tzokin’de) Beşinci gündüz dönemidir. Dışarıdan manipulasyon ve körüklemelerle başlayan bu yangını Anadolu’nun kendi özünü keşfetmesi ve şefkat ve hoşgörü enerjisinin yayılması ile söndüreceğimize inanıyorum. Unutmayın 2007 yılı UNESCO Mevlana yılı olarak ilan edilmişti.

Beşinci Gece İslam ve Ortadoğu.

Beşinci Gecenin başka bir önemi ise hem İslam’ın hem de İsrail’in doğum enerjisini taşıması. Kuran-ı Kerim 622 yılında yani Ulusal Altdünyanın Beşinci Gecesinin (434 – 829) ortasında inmeye başlamıştı. Bu açıdan İslam Dünyasında da büyük bir uyanış ve silkelenme bekleyebiliriz önümüzdeki dönemde. Orta Doğu’yu ilgilendiren bir mesele ise 1932 – 1952 arasında ki Gezegensel Altdünya’nın Beşinci Gecesinin Israil’e de doğum vermesi (1947). Bu açıdan hem İsrail’in hem İslam’ın kendi yaşam amaçlarına uyanması sonucunda, Orta Doğu’da barış ifadesini telaffuz etmek için çok nedenlerimiz olacak Beşinci Gece’de. Özellikle 18 Ocak – 6 Şubat ve 4 – 23 Ekim 2008 arasında ki 20 günlük döngüler Tzolkin’de de Beşinci Gece’ye tekamül ettiği için daha net bazı gelişmeler bekleyebiliriz.

Beşinci Gecenin krizi

Beşinci Gecenin başka bir özelliği ise Yıkım getirici olması. Gezegensel Altdünya’da 1932 1952 arasında Hitler ve İkinci Dünya savaşının yıkımını yaşadık, atom bombalarıda dahil olmak üzere. Fakat bu demek değil ki benzeri bir fiziksel yıkım bizleri bekliyor yine. Günümüzde ülkeler arasında ve dünya’da çok farklı bir mücadele var bu artık bariz şekilde para piyasalarında gerçekleşiyor. O yüzden finansal açıdan bir yıkım beklemek daha mantıklı gözüküyor, özellikle de 1929, 1930 ve 1932 yıllarının büyük finansal buhranlar getirmesinden dolayı.

Öncelikle mevcut finansal sistemin nasıl bir bilince dayandığına bakalım. Dünya’da her gün gitgide Faiz, Kredi ve borca dayanan bir sistem genişliyor. Para dediğimiz olgu ise zaten 5000 yıl önce sol beyin bilincinin hakim olmaya başlamasıyla evrilmekte olan bir soyutlama. Bu soyutlama gitgide daha soyut olmakta ve elle tutulur olmaktan uzaklaşmakta. Bu ise kollektif insan bilincini anda yaşamaktan gitgide uzaklaştıran ve zamanı materyalist bir şekilde algılamamıza yol açan bir sistem. Geçmiş ve geleceğe bağlı hatta bağımlı olmamıza neden oluyor. Aslında Maya takvimi bize bu sistemin Ulusal ve Gezegensel altdünyaların bilinçlerinin sonuçları olduğunu söyleyecektir. Peki Sağ beyin küresini uyandıran Galaktik Altdünya nasıl bir etki yaratmakta? Sağ beyin anda yaşamamızı sağlayan beyin yarı küremiz. Küresel sağ beyin uyandıkça barter sistemleri daha çok önem kazanmaya başladı. Bunun etkilerini Beşinci Gündüz süresince daha somut olarak deneyimlemeye başladık. Direk alış verişe dayalı sistemler, parayı aradan çıkararak daha sağlıklı bir takas sağlamaktalar. Bunlardan bazılarının örnekleri şu adreslerde bulunabilir: http://www.letslinkuk.net/ http://www.schumachersociety.org/

Beşinci Gündüz’de seslerini duymaya başladığımız bir kriz Amerika mortage endüstrisinde patlak vermekte. Tamamen birbirine bağlı dünya finans sisteminde bir domino taşının yıkılması tüm domino taşlarının yıkılmasına benzer bir etki yaratağa benziyor. Faiz, Kredi ve borca dayalı sistem büyük bir kriz yaşayacak. Beşinci gece kanımca en çok bu açıdan zor olacak. Dolayısıyla sizlere tavsiyem, borçlarınızı kapatın daha fazla kredi ve borç almayın. Mümkünse kendi evinizde yaayın ve barter sistemlerini kullanmaya başlayın. Dünya’nın Sağ beyin yarıküresinde yaşayan ülkemizin esnafı neden peşin paraya daha çok önem verir? Çünkü bu anda ve buradadır peşin para. Barter ise bundan daha değerli aslında çünkü çok yakında gerçekten en değerli şey burada ve bu anda olan olacak. Zaten Maya takvimin son noktasıda bu demek. Bu anda ve burada olmayı deneyimlemek, tamami ile. Bu kriz ise bizi anda yaşamaya doğru getirecek.

İnternet ise bu konuda çok ilginç açılımlar sağlamaya devam edecek. Sağ beynin uyanmaya başladığı 1999’da internet birdenbire yaygınlaşmıştı. Şimdi ise Beşinci Gündüz’de özellikle Facebook ve diğer online kominitelerin yaygınlaşması ile ilginç bir noktaya vardı bu durum. Facebook sayesinde eski arkadaşlarımızı bir bir bularak onlarla olan ilişkimizi gözden geçirme ve şifalandırma fırsatları ediniyoruz. Yarım kalmış hesaplar kapanıyor, yeni açılımlar yaşanıyor,çemberler tamamlanıyor. Sanki geçmiş ve gelecek sıkıştı ve birbirine iyice yakınlaştı hayatlarımızda. Maya takviminin sonunda yaşanacak olan hisse hazırlanıyoruz bu sayede, zaman çok hızlı akıyor gibi veya hiç akmıyor gibi...

Bütün bunlar olurken ve bir taraftan politik ve ekolojik krizler devam ederken, kollektif bilinçte ki korku iyice açığa çıkacak. Karanlık tanrısının enerjisi heryerde hissedilecek. İşte tam bu noktada, korkutuğunuzu hissettiğiniz anda kendinizi kollektif transtan kurtarın. Televizyounuzu kapatın, daha çok korku ve endişe yaratan bilinç dalgalarında kapılmayın ve kendi merkezinizi bulun. Beşinci Gündüzün en önemli dersi buydu. Kendi merkezinde olmak. Bilmek. İçeriden bilen, kendini bilen korkuyu fethetmiş demektir.. İlahi planı bilen teslimiyetin huzuru içindedir. Beşinci gündüzün dersi buydu bana göre ve bu konuda rahattık sanki üniversite de derslerimizi görüyorduk. Şimdi hayata atılıyoruz ve çok net şekilde içselleştirmek durumundayız derslerimizi. Altıncı gündüzün şafağına kadar eski bilinç kriz yaşarken, esen kasırgalarda içinizdeki sonsuz kaynaktan güç bulun... Bu dönem dış referanslı ve eski bilincin değerlerine güç verenlerin değil iç çağrısına uyanların başarısını getirecektir. Başka önemli bir ders ise aslında kollektif bir bilince sahip olduğumuzu ve kollektif şekilde aydınlanma yolunda ilerlediğimizi farketmek. Hiçbirşey kişisel değil, kendi egomuzu şifalandırmak için kendimize en uygun aynalığı yapacak insanları çekiyoruz hayatımıza. Bu sayede hep beraber eskiden sıyrılma, travmalarımızı şifalandırma ve birlik bilincine ulaşma şansını yaratıyoruz hayatlarımızda... Bu gerçekten de çok önemli bir farkındalık noktası ve bir kex bu farkındalığı edinen insan için yaşam acısıyla tatlısıyla ilahi bir oyun olmaya başlıyor....

Bu yeni dönemde olanları idrak etmek ve heyecan verici bu yolda ilerlerken deneyimlerinizi paylaşmak için yeni bir mail grubumuz var... Gelin bu yazının devamını orada yazalım beraberce...

http://groups.google.com/group/besinci_gecenin_bilgeligi

Sevgi ve şükran ile selamlıyorum,

Fatih Keçelioğlu, 8 Kan

Galaktik Altdünya’da 9.0.3, 6 Akbal

Cuma, Eylül 07, 2007

İyi günler,

Sizlere bildirmekten heyecan duyuyorum ki CommonPassion (OrtakTutku-Şefkat) websitesi şimdi “30 Gün Barış: Bir Birlik Kutlaması” için kayıtları almaya başladı. Bu küresel program 11 Eylül 2007 tarihinde başlıyor ve 10 Ekim 2007’de bitiyor.

Bu 30 günlük sürecin orta noktası birleşmiş milletler tasdikli 21 Eylül Uluslararsı Barış Günü. Geçen yıl bu tarihte 20 milyondan fazla insan ve 3.000’den fazla grup barış eylemlerine katıldılar. Bu yıl biz buna küresel uyumlu meditasyon/dua/şarkı ve dans ekliyoruz.


*** Bunun büyük bir başarıya dönüşmesinde sizde faydalı olabilirsiniz.***

CommonPassion, Barış Kültürü Girişimi, Küresel Yeni Düşünce Derneği, Dünya Barış Duası Topluluğu, küresel dikşa topluluğu, Gaia Alan Projesi, Earthdance ve binlerce başka grup birliğin bu görkemli kutlamasına müzik, dans, meditasyon ve dua ile katılıyorlar. Geçtiğimiz Mayıstaki Atılım Kutlamasında olduğu gibi barış ve uyum için hepimiz ortak bir niyeti paylaşacağız.


Lütfen bu davetiyeyi tüm arkadaşlarınıza ve dostlarınıza iletin. Sizden bu organizasyonun haberini aktif olarak yaymanız için ricada bulunuyorum. Bütün bilgi CommonPassion sitesinde var; yapacağınız tek şey arkadaşlarınıza neden bize katılmalarını istediğinizi söylemeniz ve bu siteye yönlendirmek:


www.CommonPassion.org

Hedefimiz 30 günlük süre boyunca 5 milyon insanın katılımını sağlamak ve herkesin dilediği spirituel pratiği uygularken dünya barışı için ortak niyette bulunması.

*********

ÖNEMLİ: Bu 30 Günlük barış programı için oluşturulan barış niyeti cümlesi için katkılarınızı acilen bekliyoruz. Fikirlerinizi duymak için bir tartışma forumu oluşturduk. Burada diğerlerini dinleyip kendi fikirlerinizi ifade edebilirsiniz. Lütfen ziyaret edin ve ne düşündüğünüzü/hissettiğinizi bize söyleyin:


http://forum.commonpassion.org (İngilizce)

*********

Katkı ve yardımlarınız için samimi teşekkürlerimi kabul edin. Geçenlerde bir spiritüel-iş arkadaşım, öğrenciyken işletme okulu profesörünün ona söylediğini aktardı, “Büyük düşün, sonra daha büyük düşün.” Bu 30 Günlük Barış Programının dünyada barış ve uyum için şimdiye kadar en büyük etkide bir ortak yaratım getirmesini sağlayalım.

Lütfen... Yeni Vibrasyonu beraberce yayalım!


En iyi dileklerimle,

Joseph R. Giove
Executive Director
www.CommonPassion.org


Cuma, Temmuz 13, 2007

Sevgili Gönüldaşlar,

Kadim maya takvimine göre, dünya olaylarının akışı doğanın gözle görünen döngülerinden değil gözle görünmeyen metafizik döngülerinden etkilenir. Bu takvimin esaslarından olan 260 günlük Tzolkin döngüsü 22 Temmuz 2007 tarihinde başlayacaktır. Mayalara göre bir döngünün tamamlanışı veya başlangıcı son derece önemlidir. Peki TBMM seçimlerinin bu tarihe denk düşmesi ilginç bir rastlantı mıdır? Yoksa Maya takvimi ile öngörülen ilahi planın kusursuz olarak işlediğinin bir kanıtı mıdır? Bu seçim tarihlerinin bizim için anlamı nedir?

Öbür taraftan Cumhuriyetimizin doğum tarihi 1913 – 1932 arasında ki beşinci gündüze denk düşmektedir. Beşinci gündüzü şimdi tekrar yaşarken (24 Kasım 2006 – 19 Kasım 2007) ülkemiz insanı olarak bir kaos ve dönüşümden geçiyoruz. Bununla ilgili 7 Ocak 2007 tarihinde yayınladığım yazıda öngördüğüm kehanetlerin nasıl gerçekleştiğini izliyoruz. Papa’nın ziyaretinden Hrant Dink’in öldürülmesine, Cumhuriyet mitinglerinden Meclis ve Cumhurbaşkanı seçimlerine, yaşanan tüm bu olaylar kaos ve dönüşümün tezahürleridir.
Bkz. http://mayatakvimi.blogspot.com/2007_01_01_archive.html

Başbakan Erdoğan’ın da bir seferinde ifade ettiği gibi seçim sonrası kaotik bir durumun yaşanması oldukça ihtimal dahilindedir. Görünen o ki zaten tüm Dünya olarak kaotik bir duruma doğru ilerlemekteyiz. Fakat Maya takvimi araştırmacısı Carl Calleman bu durumu İlahi rehberlikle yönetilen bir kaos olarak tanımlar. Ona göre biz kaderin kuklaları olmaktan çıkıp, sorumluluk alan, niyetinin gücünü deneyimleyen ortak yaratanlar olma yolundayız. Bu farkındalıkla 21 ve 22 Temmuz tarihleri niyetlerimizin gücünü deneyimlemek için önemli bir fırsattır.

Mayalara göre tam bu tarihlerde ekilecek bir tohum evren tarafından iyi bakılacak ve beslenecektir. Diğer bir deyişle Tzolkin başlangıcında ekilecek bir olumlu niyet tohumu kollektif bilinc üzerinde olumlu bir etki yapacaktır.

Bu yeni dönemde ülkemizin ve insanımızın hayrına yapılacak bir dua veya meditasyonun son derece önemli etkileri olabileceğini düşünüyorum. Bu ortak etkinliğe gönlünüzden geçtiği şekilde ve sezgilerinizi dinleyerek katılabilirsiniz. Herhangi bir kural, zorunluluk, inanç sistemi kıstası olmadan, ortak niyetimizin gücünü eşzamanlı olarak kullanalım.

Bu deneyim için Tzolkin’in son günü olan 13 Ahau (21 Temmuz) ve yeni Tzokin’in ilk günü 1 Imix (22 Temmuz) en uygun günlerdir. Ortak bir saat yaratmak adına sabah 07, öğlen 13 ve akşam 19 saatlerinden birini veya birkaçını seçebilirsiniz. Fakat bu saatler size uymuyorsa gün içerisinde herhangi bir saatte de katılabilirsiniz. Arkadaş gruplarınıza, mail gruplarına, medistayon gruplarına bu günlerde bir meditasyon organize etmeyi önerebilirsiniz.

Gelin tüm evrim için, insanlık için, dünya için, ülkemiz için, ailemiz için, çocuklarımız için, kendimiz için, evrenin en yüksek hayrına bir dua edelim.... Bu yeni dönemde gelen kaosun en yüksek hayrımız için çalışmasını, İlahi rehberliğin ve yüksek benliğimizle birliğimizin daimi olmasını dileyelim.

Niyet cümlesi için farklı görüşleriniz olursa lütfen grubumuzda paylaşın:
http://groups.yahoo.com/group/Besinci_Gunduzun_Isigi/

Ayrıca bu mesajı forward etmekte özgürsünüz.


Sevgi ve Işık ile selamliyorum,

Fatih Kecelioğlu,
5 Yol, Galaktik Altdünyanın Beşinci Gündüzü

Pazartesi, Haziran 04, 2007

22 Mayis meditasyonuna katilim yapilan noktalara arasinda ki bilinc agi

Perşembe, Mayıs 10, 2007

15-29 Mayis meditasyonlarina katilim icin oneriler


Sevgililer...


Yeni bir çağın enerjilerini hissetmeye başladığımız bu günlerde, 7 Ahau, (23 Kasım) tarihinden beri 20 günde bir yapılan Atılım kutlamaları devam ediyor.


Atılım kutlaması, sahip olduğunuz inanç, dini seçiminiz, seçtiğiniz yol veya teknik ne olursa olsun, bunu değiştirmeden katılabileceğiniz küresel bir kutlamadır. Dua, meditasyon, deeksha veya başka herhangi bir teknik veya yol, hiç farketmez. Önemli olan insanlık olarak ortak bir enerji alanı yaratmak ve kozmik zaman planına göre akan enerjilerle uyumlanmaktır.


Atılım kutlamasına tercihen Türkiye saati ile 07.00, 13.00 ve 19.00 saatlerinde, ya da istenilen saatte katılabilirsiniz. Nerede olursanız olun tek başınıza veya çevrenizdeki konuya ilgi duyan insanlarla beraber bu meditasyona katılabilirsiniz.


Eğer halihazırda bir manevi pratik (dua, meditasyon) veya teknik bilmiyorsanız, aşağıdaki meditasyonu uygulayabilirsiniz.


Yapmanız gerekenler cok basit:

- sessiz ve rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortam bulun
- rahat bir konumda oturup, gözlerinizi kapatın
- derin ve uzun nefesler alarak kendinizi gevşetin
- zihniniz dinginleştiğinde şöyle bir imgelem çalışması yapabilirsiniz:


Beyaz bir ışığın kalbinizden çıkarak yanınızda bulunan bütün insanların kalplerinden geçerek hepinizi bağladığını hayal edin.
Kalplerden geçen bu beyaz ışık ağı ile bağlandığınızı hissedin ve birlik duygusuna odaklanın.
Yarattığınız bu ortak auranın giderek güçlendiğini ve beyaz bir ışık kümesine dönüştüğünü hayal edin.
Şimdi, dünya üzerinde sizinle aynı amaç icin biraraya gelmiş bütün diğer insanları ve grupları hayal edin. Grubunuzun tüm bu insanların kalpleriyle beyaz bir ışıkla bağlandığını ve bir ağ yarattığını hayal edin (tek başınaysanız direk olarak meditasyonun bu safhasından başlayabilirsiniz). Bağlandığınız bu ışık ağının giderek canlandığını, güçlendiğini ve dünyayı beyaz bir ışıkla kapladığını hayal edin.
Bu safha da hislerinize odaklanın... sevgiyi hissedin... dünya üzerinde sayısız insanla beraber yarattığınız bu enerjinin gücünü hissedin...
Tüm insanlığın aydınlık bir bilinç ve sevgi ile birlik duygusunu deneyimlediği bir dünya hayal edin... Maya takvimine göre zamanın sonunu resmetseydik böyle bir resim görürdük... Zihinlerdeki ayrılık illüzyonunun sona erdiği, her insanın evrenle ve insanlık ailesi ile bir olduğu bir dünyayı hayal edin...
Bitirirken; Yavaş yavaş nefesinize odaklanın ve bir süre böyle devam ettikten sonra gözlerinizi açabilirsiniz..
Etrafınızdakileri sevgi ile selamlayın. Yalnız insanları değil, canlı ve cansız yaratılmış herşeyi selamlayın...


Aşk olsun...

Çarşamba, Nisan 18, 2007

KUTSAL MİSYON

Acil Bir Mesaj: Maya Takvimi

“Evrim kozmik bir plan izler ve evrim aslında bilincin evrimidir. İnsan bilinci gezegen üzerinde ortaya çıkınca bilincin evriminde bir başka aşamaya geçildi.

Maya Takvimi, evrimin izlediği eneri kalıbını ortaya koyarak, bilinçli evrime yön veriyor.”

Fatih Keçelioğlu, Maya Takvimi hakkında yukarıdaki yorumu yaparak, bilinçli evrimin artık herkes için mümkün olduğunu, söylüyor. Ona göre sezgiyi ve aklı bütünsel bir şekilde kullanarak, evrimimizi yönetebiliriz. Maya Takvimi bize bu konuda rehberlik etmek için tasarlandı. Maya Takvimine göre insan bilincinin, evrimde bir başka aşamaya sıçraması için tüm koşullar bir araya geliyor. Ve Fatih Keçelioğlu, bu temel bilginin herkese ulaşmasının çok acil olduğu mesajını iletiyor. Bu ona göre KUTSAL BİR MİSYON!

Fatih Keçelioğlu ile bu KUTSAL MİSYONU paylaşıyoruz.*


*Bu röportaj Madde ve Ruh derneğinde uzun yıllar görev alan sevgili dostum Hürriyet Kalalı tarafından yapılmıştır. Harika enerjinle bu röportajı ortaya çıkardığın için yürekten teşekkürler Hürriyet'cim.

- Sevgili Fatih, bu Kutsal Misyonu hissediş elbette bir içsel yolculuğun sonunda oldu. Bize içinde yaptığın ve seni buraya getiren yolculuktan söz eder misin?

- Bu soru beni çocukluğuma kadar götürüyor. Her zaman bir adaptasyon sorunum vardı. Dünyada olup biteni anlamakta güçlük çekiyordum. Acı çekenlerle acı çekiyordum, göz yaşı döküyordum. Ve zaman içinde hayatın sertliği, içimdeki bu ışığı azalttı, içimdeki ışıkla bağlantımı üniversite yıllarımda bile tekrar kuramamıştım. Üniversite bittikten sonra, iç ışığım tekrar yükselmeye başladı ve felsefeye merakım beni Japonya’ya kadar sürükledi. Oraya giderken ateist bir insandım, ışığım artmıştı ama ruhsallıkla bağım hala kurulamamıştı. Fakat Japonya’da yaşadığım deneyimler daha çok içseldi ve bunlar manevi yanımla tekrar bağımı kurmamı sağlayan yoğun deneyimlerdi. Bu deneyimler beni yıllardır bastırılmış öz varlığımla temasa soktu ve o zamandan beri hayatım daha farklı akıyor. Daha sonra Hindistan’a gittim. Bu üç aylık bir geziydi. Bu gezi sırasında karşılaştığım bazı bilgiler ki Maya Takvimi bunlardan biridir, hayatım boyunca yaşadığım acıları boşuna yaşamadığımı, bu hayatta bir misyonum olduğunu fark etmemi sağladı. Bu bilgiler, tamamıyla kendimi ve yerimi bulmamı sağladılar.

Bu bilgileri üç temel bilgi olarak ifade edebilirim. Bir tanesi İndigo Ruhu ki indigo ruh taşıdığıma inanıyorum. İkincisi Maya Takvimi ve üçüncüsü de Hintli bir mistik ve yogi olan Sri Aurobindo’nun vizyonları ve felsefesi. Sri Aurobindo yeniçağdan bahseden ilk insandır. Bu üç bilgi birbirini çok tamamlayan bilgilerdi ve bunları Türkiye’de paylaşmaya karar verdim. İndigo Çocuklar ve Sri Aurobindo ile ilgili olarak az da olsa çalışmalar vardı. Ben de o ana kadar hiç çalışma olmayan Maya Takvimi’ne yoğunlaşmaya karar verdim. Yaklaşık üç yıl oldu. Bu üç yılda Maya Takvimi aşama aşama daha derin anlamlar ifade etmeye başladı, artık kendi yolumu çok net olarak görüyorum. Buradayım, bu çağdayım, insanlığın ve dünyanın aydınlanmasına katkıda bulunmak için buradayım. Bu artık benim için çok açık

- Maya Takvimi Nedir? Bize genel hatlarıyla açıklar mısın?

- Maya Takviminde zaman döngüleri var. Ama bu hiçbir zaman bir kısır döngü değil. Ben seminerlerimde bunu spiraller olarak tarif ediyorum. Spiraller yaparak yükselen ve bir son noktada tamamlanan zaman anlayışından söz ediyorum. Kısır döngü ve birbirinin aynı olan döngüler söz konusu değil. Aslında bu bilgi, Mayaları bile aşan bir durum. Aslında onların da kanal olduğu bir kozmik bilgiden söz ediyoruz. Sezgisel ve rasyonel bakışın ikisini de kullanarak baktığımızda gördüğümüz şey, evrimin düzeninde belli kalıpların olduğudur. Örneğin Maya Takviminde yaradılışın yedi gündüz altı gece kalıbıyla devam ettiğini, sürdüğünü görüyoruz. Yaradılışın henüz bitmemiş bir süreç olduğu birçok mistik, sezgisel kaynakta zaten söylenmektedir. Aynı zamanda Eski Ahit’te, İncil’de ve Kuran’da da yaradılışın yedi gündüz altı gece sürdüğü yazar. Görüldüğü gibi bilgeliğin hakikati tek ve Maya Takvimi bu bilgelikle uyum içindedir.

- Büyük çoğunluklar bu bilgiye ulaştığında, bu onlar için ne ifade edecek? Pratikte bu bilgiye ulaşmak ne ifade edecek?

- Pratikte ifade ettiği ilk şey, basit ve temel bir spritüel farkındalık. Bu hayatın bir tesadüf olmadığı, tarihin bir rasgele olaylar dizisi olmadığı, olmuş olan her şeyin ve olmakta olan her şeyin ilahi bir plan dahilinde olduğu ve burada olmamızın bir manasının olduğu gerçeğini insana hatırlatan bir bilgi bu. Dolayısıyla kolektif olarak ve bireysel olarak tek tek, manevi evrimimize odaklanmamızın acil ihtiyacımız olduğunu bize hatırlatıyor. Çünkü biz maya takviminin son tarihine çok yakın yaşıyoruz. Bu yüzden bu bilginin acil biçimde kitlelerle paylaşılmasına ihtiyaç var.

-Gerçekten ilahi bir düzen içinde, evrimin, döngüsel enerji kalıplarıyla sürdüğü bilgisi doğruysa, bu bilgiyi bilmemek neyi değiştirir?

- Bir takvim nedir sence?

- Bir takvim benim için planlama ihtiyacına cevap veren bir cetveldir. İlk anda aklıma gelen bu. Bir takvimin olursa günleri işaretleyebilir, belli günlerde ne olacağını ya da olmasını istediğini işaretleyebilirsin. Tekrar eden rutinleri de işaretleyebilirsin. Doğum günü rutini, ya da kocakarı fırtınası rutini gibi.

- Bir takvim her şeyden önce bir zaman çizelgesidir. Bir takvim üzerinden zamanı nasıl algıladığımız bizim bilincimizi çok derinden etkiler. Biz bunun farkında olmasak bile. Rutinlerden söz ederiz. Doğum günü, fatura ödeme günü, işe gitme zamanı gibi. Tüm bunlar şu anda medeniyetimizin merkezinde olan gregoryen takvimine dayalıdır. Ocak, Şubat, Mart…, ya da Pazartesi, Salı, Çarşamba…gibi süren bildiğimiz takvim…Bu takvimin doğasına baktığımız zaman gördüğümüz, onun fiziksel bir zaman algısı yarattığıdır. Ayın güneş etrafındaki döngüleri, dünyanın Güneş etrafındaki döngüleri, fiziksel, astronomik döngülerdir. Maya takvimi hariç diğer tüm takvimler zamanı fiziksel niteliğiyle algılamamıza, ya da materyalist bir gözle algılamamıza yol açar. Halbuki zaman Maya kaynaklarında da görebileceğiniz gibi, manevi, ruhsal bir nitelik taşıyor. Ve bu yapı bilincin evrimi rotasını izliyor. Bu yapıya göre tarih tekerrürden ibaret değil. Bu yaklaşım lineer, materyal zaman algısına göre böyle. Maya takviminde de döngüler var. Ama bu döngüler, tekrar değildir. Döngüler hiçbir zaman aynı şekilde tekrar etmez. Takvimin yapısı bilincimizi birebir etkiliyor. Hangi takvimi kullanıyorsak bilincimiz ona göre etkileniyor. Eğer manevi bir yapı taşıyan Maya takvimini izlersek, bilinçli evrime yönelmiş, bilinçli evrimi seçmiş oluruz. Maya takvimi, temelde kozmosu algılayışta böyle bir radikal fark yaratır. Bilinçli evrim diye bir kavram var. Maya takvimi aslında bunu anlatıyor. Bu konudaki farkındalık bizim bilinçli bir şekilde evrimimizi sürdürmemizi sağlıyor. Biz bu zaman kadar evrildik ve bu bilinçli değildi. Bundan sonraki bilincin evrimi, bilinçli evrimi gerektiriyor. İnsanın kendi fark etmesi ve bir üst insana geçebilmesi için bilinçli faaliyet de bulunması gerekiyor. Biz bunu tasavvuf kavramlarıyla açıklarsak, orada yedi tane nefis mertebesi vardır. Bunlar nefsi emareden İnsanı Kamil’e kadar uzanır. Bilincin diğer yükselişlerinde belki gerekli değildi ama insanı kamil olabilmek için bir farkındalık gerekiyor. Bilinçli bir evrim gerekiyor. Maya takvimi bize bu bilinçliliğin gerekli olduğunu ve nasıl olmakta olduğunu söylüyor. Takvimi gün gün takip etmemiz de, kozmik evrim planıyla uyumlanmamızı sağlıyor. Ve aynı zamanda kozmosun doğasına dair daha bilgece bir algı, daha gerçekçi bir algı getiriyor.

-Materyal düşünen, zamanı gregoryen algılayan çoğunluğun böyle bir bilgiyle ilk karşılaştığındaki tepkisi, bunun kaderci, mistik ve bireyin gücünü dışarıya teslim etmesi ile sonuçlanan, özgür irade karşıtı bir yaklaşım olduğu şeklinde. Ve bunun uygarlıkta geriye gidiş olduğuna vurgu yapıyorlar. Evrimin genel çerçevesinin önceden bilinebilir olması, yüksek bir iradenin iş başında olduğu varsayımı geniş kitleler için kabul edilebilir görünmüyor. Çağımızın mistikleri bile bu konuda ikiye bölünmüş görünüyorlar. Gücü teslim etmek konusu için ne düşünüyorsun?Teslimiyet kavramı Maya takvimi açısından ne anlama geliyor?2012 tekamül silindiri tarafından ezilip geçilmek korkusu için ne dersin?

-Bana yansıttığın bilinç çok sol beyin bir bilinçti. Sol bilinç andan daha çok geçmişin ya da geleceğin daha önemli olduğunu düşünür. Sol beyinin hakim olduğu bilinçler anda yaşamaktan kopukturlar ve gelecekte ne olacağı onlar için çok önemlidir. Maya takvimi bize ne söylüyor, 2012’de ne olacak? 2012’de hiçbir şey olmayacak! Aslında 2012’de yanılsamanın bir parçası!

-Fakat takvimde bir işaret var. 2012 evrimimizde kreşendo noktasına ulaştığımız bir an ya da zamanın bir kesiti olarak açıkça vurgulanıyor ve bu sol beyine gönderilmiş bir bilgi mi?

- Özellikle radikal bir şey söyledim, yanılsamayı kırmak için. 2012’den daha önemli bir tarih var. ŞU AN!. Bilincin evrimi şu an gerçekleşiyor. Şu an oluyor. Siz şu an bu trene binmezseniz, 2012 geldiğinde geride kalmış olacaksınız. Belki de ona yetişemeyeceksiniz.

- Evet, demek istediğim tam da bu. Geride kalacağım! Bu baskı negatif bir duruş yaratıyor. Ve evrimin holistik, zaman dışı doğasıyla çelişiyor.

- Bütün kehanetlerden farklı olarak Maya takviminin temel bir özelliği var. Maddi, fiziksel boyutta bize ne olacağına dair bir şey söylemiyor. Örneğin, 2008 yılında doğal felaketler olacak gibi. Böyle bir şey yok! Maya takvimi, bize son derece analitik bir şekilde, enerjinin nasıl bir doğa izlediğini anlatıyor. Ve bu enerjiler ruhun evriminde nasıl etkiler yaratıyor? Nasıl etkiler yaratması beklenebilir? Bu şekilde bir rehberlik sunuyor. Bunu anlayıp uyumlandığımız anı zaten sezgisel olarak hissediyoruz. Evet, doğru yerdeyim! Ben şu anda doğru yerdeyim, doğru şeyi yapıyorum, doğru bir bilinçle hareket ediyorum. Benim Maya takvimi ile tanıştığımdan itibaren bireysel deneyimin bu yönde. Şimdi bunları yaşıyorum ve bu çok mantıklı. Bazı kanal bilgilerinde olduğu gibi, “18 Şubata kadar bütün kapılar kapalı olacak, XX tarihinde kozmik tetiklenme olacak” gibi mesajlar, bütün bunlar bana göre kozmosun içine tesadüfen atılmış taşlar gibi. Mantıklı bulabileceğiniz bir tarafı yoktur böyle mesajların.

- Ama Maya takvimi?

- Maya takvimi çok sistematiktir. İncelediğiniz zaman on altı milyar yıl öncesinden başlayan yaratılışın yedi gündüz, altı gecesini, dokuz piramit katı boyunca, son derece rasyonel ve bilimsel kanıtlarla desteklenecek şekilde anlatıyor. Bunun dışındaki muğlak tarifler, anlamlar sadece kafa karıştırıyor.

-Maya takvimi ile ilgili bir kitap yazan, Carl Johann Calleman’la tanıştın. Bu kitap Akaşa yayınlarından çıktı. Bu hayatında başka bir eşikti. Calleman, Maya Takvimini inceleyerek, on altı milyar dört yüz milyon yıl öncesinden itibaren bilincin gelişimini, tarihsel süreci inceleyerek araştırdı ve sol yan beyin için anlamlı bir çerçeve oluşturdu. Calleman’ın yarattığı fark neydi. Bu inceleme, insanlık için şu anda ne ifade ediyor?

- Şu anda son derece yoğun bir biçimde sağ beyin enerjisinin uyandığı bir dönemdeyiz. Sağ beyin enerjisi uyanan insanlar da zaten Maya takviminin mistik yönünü algılıyorlar. Fakat Maya takvimi, kesinlikle sadece beynin bir yarım küresine hitap eden bir sistem değil. Son derece bütünsel. Siz sağ ve sol yarım küreleri eşit bir biçimde kullanmalısınız ki, onu doğru bir biçimde anlayabilesiniz. Calleman’ın yorumunda beni yakalayan da zaten bu olmuştu. Calleman’la tanışana kadar, çok kısa bir süredir, yeniçağ ile ilgili bir takım bilgiler duyuyordum. Özellikle Kiara Windrider’dan kaynaklı bazı bilgiler. Bunları oturtmaya çalışıyordum ve sezgisel bir biçimde çekiliyordum bu bilgilere. Fakat Calleman’la tanıştığımda son derece ikna oldum. Çünkü hem rasyonel, bilimsel zihni, hem de mistik, sezgisel zihni aktive etmeyi gerektiriyordu. Calleman’la tanışmam bir tesadüf ki, bu arada tesadüf Arapçada “aramadan bulmak” demekmiş, onu aramadan buldum. Hindistan’da Altın şehir denilen bir yerde, Dikşa enerjisinin verildiği bir yerde, Bhagavan’ın aşramında, İsveçli bir organizasyonun yaptığı bir haftalık bir festivalde. Bu festivalde üç tane salonda sabahtan akşama kadar birçok seminer yapılıyordu. Ve ben Kiara’nın özel daveti sayesinde oraya gitmiştim. Fazla param olmamasına rağmen, bana Kiara bir iş ayarladı ve ben bir gazeteci olarak bütün seminerlere girip çıkıp not alıyordum. Maya takvimi konusu geldiğinde, iki editör arkadaşım daha vardı, hemen öne çıkıp buna ben giderim dedim. Onları diğer seminerlere yönlendirdim. İçeriye adımımı attım ve o anda hayatım değişti. Gerçekten büyülendim. Daha önce başka bir şekilde böyle büyülenmemiştim.

- Merak ettim. Büyülenmene neden olan şeydi. İlk çakan flaş neydi örneğin?

- İlk flaş Maya takviminin tarihsel analiziyle çaktı. Calleman şöyle söylüyor. “Bir kehanetsel sistem geleceğe dair bir şey söylüyor ise, o önce geçmişe dair ne söylüyor ona bir bakalım.” Ve bilincinin evriminin geçmişini nasıl açıkladığını gördüğümde, gerçekten bulmacanın bütün parçaları kusursuz bir biçimde yerine oturuyordu. Tarihin rasgele bir olaylar dizisi olmadığı, kozmik bir plan uyarınca aktığı, kolektif bilinçteki bütün hareketlerin, kültürel, politik, mistik, bütün hareketlerin, aslında kozmik evren bilimine göre aktığını gördüğünüzde bundan etkilenmemek mümkün değil. Tabi bu ilk başta bilimsel bir zihne de hakim olmayı gerektiriyor. Seminerlerimde bu yanı çok güçlü olmayan insanlar zorlanabiliyorlar. Bu yüzden sunumlarımda çok görsel malzeme kullanıyorum.

- Maya takvimine ilgin Calleman’la mı başladı?

- Calleman’la tanıştıktan yıllar geçtikten sonra, çocukluğumda çok sevdiğim bir çizgi

film hatırladım. Bu TRT’de, ben dört beş yaşındayken yayımlanan bir çizgi filmdi. Güneşin oğlu Esteban ve iki arkadaşıyla beraber gizemli altın şehirlerin peşindeki macerası. Altın bir kartala binerler, uçarlar. İnka bölgesinden Maya bölgesine geçen, son derece mistik öğelerle bezenmiş bir çizgi film. Aslında bilinç altıma ne kadar derin bir biçimde kazındığını fark ettim. Ve internetten o çizgi filmin bölümlerini indirip izlediğimde, aslında, o çizgi filmde Maya takvimine ilişkin öğelerin olduğunu gördüm. Filmi yapanlar Calleman’ı veya bu bilgiyi bilmiyorlardı. Ama kozmosta hiçbir şey tesadüf değil. Calleman’la tanışana kadar 2012 kavramını birkaç kez duymuştum o kadar. Calleman’la tanıştıktan sonra iyi ki onunla tanışmışım diyorum. Maya evren bilimiyle ilgili dünyada iki önemli araştırmacı daha var. Biri John Major Jenkins, diğeri ise Jose Arguelles. Onların yorumlarına baktığımda temel bir fark görüyorum. Onları da incelemem Calleman’ın doğru yorumu yapan kişi olduğunu anlamama yol açtı.

-Bu temel farklardan fazla genişletmeden söz etmek mümkün mü?

- Jose Arguelles aslında Maya takviminin manevi doğasını keşfedip modern dünyaya yansıtan ilk insan. O yüzden de önemli bir görevi var. Fakat sonrasında Arguelles, kendisi bir Maya takvimi icat ediyor; on üç ay (veya Dreamspell) takvimi diye isimlendirdiği. Bunun gerçek Maya takvimiyle hiçbir ilgisi yok. Ve ne yazık ki dünyadaki insanların çoğu Maya takvimi nedir denildiğinde bu takvimi biliyor. Çünkü Arguelles, ateşli bir biçimde bu bilgiyi insanlara dağıtmaya, paylaşmaya başlamış. Bu takvimi Mayalı Şamanlarda kabul etmiyor, kendi takvimlerinin bu olmadığını söylüyorlar. Arguelles son yıllarda biraz geri adım atmış görünüyor. Jenkins’e gelince, o değerli bir bilim adamı. 21 Aralık 2012 tarihindeki Galaktik hizalanmadan bahsediyor. 2012 kış gün dönümünün (21 Aralık), ve uzun sayım takviminin sonunun galaktik hizalanma ile kesiştiğinden yola çıkan Jenkins, o tarihin bilinçte bir sıçrama tarihi olacağını öngörüyor. (Uzun sayım takvimi: Mayaların önemli zaman süreçlerinden biri. Geç dönem mayaların icat ettikleri 21 Aralık 2012’de son bulan takvim) ve bunun aslında beş çağ denilen yirmi altı bin yıllık sürenin sonu olduğunu söylüyor. Bu yorumun sağlam bir bilgi yapısı var gibi görünüyor, fakat Calleman bizi çok daha derine götürüyor. Calleman, on altı milyar dört yüz milyon yıllık bir sürecin sona erdiğini söylüyor ve Maya takviminin ruhsal özüne vurgu yapıyor. Jenkins ise, biraz daha astronomik ve fiziksel zaman algısı ile sentezleyerek anlatıyor.

- Jenkins’ın yorumunu yanlış değil, eksik olarak mı yorumluyorsun?

- Yanlış değil eksik. Fakat bu eksik, rasyonel değil, sezgisel ya da mistik bir kavrayış

açısından eksiklik diyebilirim. Ya da daha tamam olanın Calleman olduğunu söyleyebilirim.

- Maya takvimi bize tam olarak ne diyor. Biraz daha ayrıntıya girerek bahseder misin?

- Maya takvimine göre biz Galaktik Aldtünya’nın beşinci gündüzündeyiz. Bu noktada beşinci gündüzden bahsetmeliyim. Maya takviminin, yaratılışın yedi gündüz ve altı gecesini açıkladığını söylemiştim. Beşinci gündüz, bu yedi gündüz içinde en parlak olanı. Yedi gündüz altı gece kalıbı, toplamda dokuz kez tekrar ediyor. Dokuz katlı bir piramit gibi, bilincin farklı katmanları olarak bunlar tekrar tekrar aktif oluyorlar. Bu dokuz katın birincisi 16,4 milyar yıl önce başladı. Ve her bir kat bir öncekinden yirmi kat daha kısa bir zaman alarak birbirlerinin üstüne bindiler. İkinci kat 800 milyon yıl, üçüncü kat 40 milyon yıl, dördüncü kat 2 milyon yıl, beşinci kat 100.000 yıl, altıncı kat 5.125 yıl kadar önce yedinci kat 1755’te sekizinci kat ise 1999’da başladı. Dokuzuncu kat ise henüz başlamadı ve 11 Şubat 2011’de başlayarak 260 gün boyunca bilincin dönüşümünde bizi en yukarı noktaya taşıyacak. İşin özü, bu dokuz katın yaradılışın dokuz aşamasını temsil etmesidir. Yaradılış dokuz katlı bir piramit gibidir. Dokuz katı tamamladığımızda yaradılışı da tamamlamış oluyoruz. Bu da insanı kamil seviyesi, ya da aydınlanmış insan seviyesi oluyor. Maya takvimine göre her bir katın kendi zaman birimi vardır. Örneğin en alt kat 13 hablatundur. Bir üst kat 13 alautundur. 13 kinçiltun, 13 piktun şeklinde devam ediyor. Bunlar Mayaların zaman birimleri. Örneğin 1 hablatun 1,6 milyar yıl sürüyor. Dolayısıyla onlar son derece basit sistemlerle çok büyük zaman dilimlerini açıklayabiliyorlar. Mayalar evrenin tarihine, yaşına dair çok derin iç görüler elde etmişler. Buradan yola çıkarak bu zaman birimlerini ve bu tarihi yaratmışlar. Buradan tekrar konuya dönersek, Mayalar bu dokuz kata Altdünyalar diyorlar. Birinci alt dünyada madde bilinci, ikinci alt dünyada yaşam bilinci, üçüncü alt dünyada ise maymun bilinci ortaya çıkıyor. İnsan dördüncü altdünyada ortaya çıkıyor. Dördüncü alt dünyadan sonra evrim insan üzerinden devam ediyor.

- Şu anda kaçıncı Altdünyadayız?

- Sekizinci Altdünya 1999’da başladı. Burada birde altıncı altdünyadan da bahsetmeliyim ki, bu MÖ 3115’de başladı. Bu bilinç alanı insanlığın kolektif zihninde sol beyin hakimiyetinin tohumunu ekti. Yazıyı icat ettik. İlk millet ortaya çıktı. İlk tek tanrılı dinler ortaya çıktı ve aslında insan tanrıdan ayrılığı deneyimlemeye başladı. Bu aslında bir anlamda cennetten kovuluş,ya da düşüş. Kolektif bilinçte sol beyin hakimiyetinin, ayrılık illüzyonunun başlaması. Son beş bin yıldır insan bilincine bu hükmediyor ve bu da ilahi planın dahilinde. Yedinci kat 1755 yılında başladı ve son derece materyalist bir bilinç getirdi. 1999 yılında sekizinci kat aktif oldu ve biz buna galaktik altdünya diyoruz. Galaktik altdünya bizi galaktik bilince doğru götürüyor. Bu tarihten itibaren insanlığın kolektif bilincinde sağ beyin uyanmaya başlıyor. Doğu felsefelerine olan merak ve ekolojik yaşama dönüş, alternatif terapiler, meditasyon, spiritüalite giderek artan bir ilgiye maruz. 1999 ile yedi gündüz altı gece kalıbı bir kez daha başladı ve biz şu anda beşinci gündüze girdik. Beşinci gündüz, her zaman için o altdünyanın bilincinin en yüksek tezahürünü getirmiştir. Örneğin ilk altdünyada, beşinci gündüzde güneş sistemi ortaya çıktı. Bir başkasında sürüngenler ortaya çıktı ve yaşam denizden karaya geçmiş oldu. Dördüncü katın beşinci gündüzünde ki sekiz yüz bin yıl öncesine denk geliyor, insanoğlu ateşi keşfetti. Altıncı katta ki MS 40 yılıdır, Hz. İsa ve Aziz Paul ile beraber Mesih bilinci geldi. Yedinci katta beşinci gündüz 1913-1932 arasıdır. Bu dönemde Mesih bilincinin tekrar nasıl yükseldiğine dair işaretler görüyoruz. Özellikle Einstein, yeniçağdan ilk kez söz eden mistik Sri Aurobindo bu dönemin temsilcileri ki ben Atatürk’ünde bu temsilcilerden biri olduğuna inanıyorum. Galaktik alt dünyada da beşinci gündüz 24 Kasım 2006’da başladı. Beşinci gündüzü ışık tanrısı yönetiyor. Mayalar’ın Kukulcan (Aztek dilinde: Quetzalqoatl) dedikleri. Geri dönüşünü bekledikleri ve insanlığa aydınlığı getirecek olan tanrı. Tıpkı Hıristiyanların İsa Mesih’in dönüşünü bekledikleri gibi. Dolayısıyla bu dönem kendi içinde büyük bir ışık taşıyor. Kolektif bilinçte, bu katın özellikle sağ beyin enerjilerini canlandırdığını düşünürsek, sağ beyinin uyanışında büyük bir atılım bekliyoruz. Bunun küresel sonuçları var. Bir tanesi sol beyin hakimiyetinin, yani, batının hakimiyetinin büyük darbeler alması. Sağ beyinin, yani doğunun yükselişte olması ki bunun içinde Asya ülkelerini ve sağ beyine ait bütün bilinç hareketlerini düşünebiliriz. Toprak anayla ilişkimizi iyileştirecek ekolojik alanda bazı sıçramalar var. Çok ilginç olarak 21 Kasımda, beşinci gündüz başlamadan üç gün önce, gazetelerde Erke şirketi ile ilgili haberler duyduk. Tükenmeyen enerji teknolojisinden bahsettiler. İki hafta sonrasında 15 Aralıkta Vestel yakıtsız pil teknolojisi geliştirdiğini söyledi. Bu ve benzeri teknolojiler sadece Türkiye’de değil, dünyada da çok yayılıyor. Bu uyanan sağ beynin sonucu olarak, insanın dünyayla ilişkisini iyileştirecek atılımlar. Aslında insan ve dünya bir ve aydınlanma, yani Maya takviminin son tarihindeki aydınlanma dünyanın aydınlanması. Yani aydınlanma, insan-dünya-kozmos birliği içinde gerçekleşiyor. Çünkü bunların hepsi bir. Şu anda çok önemli ve heyecan verici bir dönemdeyiz. Beşinci gündüz, orta noktası olan 22 Mayısla beraber en yüksek noktasına ulaşacak. Bunun acil bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Özellikle birlik bilincine ulaşmayı amaç edinmiş spritüel insanların arkasından rüzgarların eseceği bir dönem bu. Bu dönemi iyi değerlendirmek gerekiyor. Çünkü arkasından beşinci gece geliyor ve beşinci gece de her zaman en karanlık gece olmuştur. Beşinci gündüzün ışığına evrimde bir tepki oluşturuyor. O da yine 1 tun (360 gün) sürecek; 19 Kasım 2007’den, 13 Kasım 2008’e kadar ve zor olabilecek. Aslında şu andan itibaren artık ilahi bir rehberlik altındaki kaosu yaşıyoruz. Maya takviminin son tarihine yaklaştıkça bütün dengeler değişiyor. Artık, rasyonel, sol beyine dayalı bir dünya görüşünün işe yaramadığı, çalışmayacağı bir döneme girdik. Sol beyin-sağ beyin dengesini taşıyarak, ilahi rehberliğe teslimiyetin çok önemli olduğu bir dönemdeyiz. 2012’ye doğru ilerlerken teslimiyet çok önemli. Fakat bu teslimiyeti pasif bir teslimiyet olarak anlamayalım. Bu teslimiyet, bir köşede oturalım, ne olacaksa olacak teslimiyeti değil. Tersine aktif bir teslimiyet bu. Var oluşumuzun her hücresini ilahi plana adayarak gerçekleştirdiğimiz bir teslimiyet. Bu teslimiyet bizim o rehberliğe açılmamızı sağlıyor. O zaman bireysel hayatlarımızda doğru yerde doğru zamanda doğru şeyi yaparken buluyoruz kendimizi. Sri Aurobindo’nun da vizyonu çok önemli. Onun söz ettiği şey, supremental bilincin artık dünyaya indiği. Aurobindo, hücresel boyutta dönüşümü yaşama aşamasına geçtiğimizi söylüyor. Ruhsal bilinç artık hücrelerimize iniyor ve eskiden yükselme olarak tanımlanan aydınlanma deneyimi, şimdi iniş olarak yaşanıyor. Tanrısal bilinç iniyor, dünyayı dönüştürüyor. Yeryüzünde cenneti yaratıyoruz. Ve bütün bunlar aslında bir uyum içerisinde. Örneğin, Sri Aurobindo, beşinci gündüzde yazmaya başlıyor, 1913’te. Bir de bütün bunların içinde Türkiye’nin özel bir konumu olduğunu söylemek istiyorum. Örneğin Aziz Paul Mesih bilincini yaymak için yaptığı gezilerin çoğunu Anadolu’da yapmıştır. M.S. 40, ulusal alt dünya katında beşinci gündüzün başladığı yıldır. Yani beşinci gündüzle beraber Anadolu’da Mesih bilinci yayılmaya başladı. Bunu böyle alalım ve bir üst kata çıkalım. Yahova şahitlerini bilirsiniz. Onlar 1914’de Mesih’in geri geleceğini söylüyorlar. Ve kıyametin geleceğine inanıyorlardı. Bu zamanda birinci dünya savaşı çıkıyor, Mesih gelmiyor ve Yahova şahitleri çok takipçi kaybediyorlar. Fakat aslında sezgisel olarak doğru bir bilgiydi bu. Çünkü o tarihte beşinci gündüz enerjisi başlamış oldu ki, özellikle Kukulcan’ın dönüşü, ışık tanrısının dönüşü olarak düşünürsek, bu Mesih bilinciyle aynı şey aslında. Calleman, gezegensel alt dünyanın atılımının demokrasiyle geldiğini söyler. 1755’den itibaren, her bir gündüzle beraber demokrasinin gelişimini gözlemleyebiliriz.

- Birinci dünya savaşıyla totaliter rejimlerin çöküşüne ve demokrasilerin zemin kazanmaya başlamasına şahit oluyoruz. Çarlık Rusyası, Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı çöküyor. Ve yerlerine uzun vadede de olsa demokrasinin zemin kazandığı rejimler geliyor. Aristokrasi çöküyor.

- Bu süreçte Atatürk’ün Anadolu’da başlattığı kurtuluş savaşının özel bir yeri olduğunu

düşünüyorum. Atatürk’ün verdiği savaşın sonuçlarına baktığımızda, gerçek bir kurtuluş

durumu var ki bana “kurtar bizi İsa “ deyişini anımsatıyor. Ve o dönem Anadolu’da birlik

bilincinin çok uyandığı bir dönemdi. Yokluktan o savaşın kazanılması, birlik duygusunun çok yoğun olarak yaşanmasıyla mümkün oldu. Yoksa mümkün olamazdı. Ve Atatürk’ünde bir misyonu olduğuna dair sezgisel düzeyli bir çok bilgi var. Örneğin Meriç Tümlüer adında bir kişi var. Atatürk’ün gizli vasiyetini araştıran bir araştırmacı. Atatürk’ün 1933 de doğan bir çocuğun onun gizli vasiyetini açıklayacağına dair bir beyanda bulunduğu iddiası var. Ve Atatürk’ün, ben öldükten elli yıl sonra açıklansın dediği bir vasiyeti olduğu söyleniyor. 1988 yılında açıklanmıyor. Kenan evren yönetimi vasiyeti açıyor ve halkın buna hazır olmadığını söyleyerek bu vasiyetin açıklanmasını yirmi beş yıl erteliyor. Meriç Tümlüer, 1933’de doğan bu kişinin oğlu. Babası gerçekten bu gizli vasiyete hayatını adamış. Oğlu Meriç bey bayrağı devralmış ve taşıyor. www.ataturkungizlivasiyeti.com sitesinde yaptığı araştırmaları görebilirsiniz. Meriç Tümlüer’de Atatürk’ün görevli bir varlık olduğunu söylüyor. Tahsin Mayatepek üzerinden gelen Mu kıtası, Maya uygarlığı ve Türk uygarlığı arasındaki benzerlikler ve Atatürk’ün bu konularda yaptığı incelemeler bize ne söylüyor? Atatürk’ün Maya takviminin son tarihine dair bir bilgisi var mıydı? Gizli vasiyetinde verdiği mesajın bununla bir ilgisi var mıydı? Bu arada Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihi de, beşinci gündüzün tam ortasına geliyor. (1913-1932) Maya takviminde orta noktalar çok önemlidir. Orta nokta o bilinç alanının en yüksek ifadesi demek. O katta beşinci gündüzün orta noktası Şubat 1923. Cumhuriyetin kuruluşu orta noktaya çok yakın bir tarih (29 Ekim 1923). Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti beşinci gündüzün enerjisiyle doğmuş bir bilinç. Yani ışık tanrısının bilinciyle yüksek bir eşzamanlılık yaşıyor. 22 Mayıs 2007 olan beşinci gündüzün orta noktası tekrar gelirken, Türkiye de seçimler yaklaşıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi ve belki paralel gelişecek millet meclisi seçimi. Bütün bunlar aslında Türkiye’nin yeniden doğuşunu mu içeriyor. Maya burç sisteminde, doğum enerjiniz geri geldiğinde, siz ruhsal misyonunuza tekrar bir uyumlanma yaşarsınız. Kozmik bir hatırlama yaşarsınız. Dolayısıyla bu bir yeniden doğuştur. Erke ve Vestel’in ortaya koyduğu buluşlar bu yeniden doğuştan bağımsız değil. Bu bağlamda sağ beyinin aktif hale geçmesinde ve aydınlanma sürecinin oluşmasında Anadolu’nun da önemli bir fonksiyonu olduğunu düşünüyorum. Bir şey daha eklemek istiyorum. Sri Aurobindo’yu takip etmeye başladıktan kısa bir süre sonra aydınlanan ve sonra adları hep beraber anılan bir kadın var; Mira Alfassa. Anne diye biliniyor. Gerçekten de birbirini tamamlayan bir ruhsal ikili gibiler. Anne Paris doğumlu fakat annesi Mısırlı babası ise Türk. Yeniçağı ilk kez insanlık bilincine ulaştıran Sri Aurobindo’nun bilincini temsil eden bir kadın. Mira Alfassa’nın babasının Türk olması Anadolu’nun yeniçağ ile olan ilgisini de ortaya koyuyor olabilir. Atatürk’ün onuncu yıl nutkunda söylediklerine baktığımızda ve daha bir çok bağlantı kurabileceğimiz bilgiye baktığımızda, pek çok şey birbirine bağlanabiliyor. Örneğin Meriç Tümlüer, yakında on şiddetinde manevi depremler olacağından söz ediyor. Gerçekten de çok özel bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum. Hrant Dink’in cenazesinde olanlar bence, Mesih bilincinin yayılmaya başladığının en büyük kanıtı. Kolektif anlamda kendini ifade etmenin en büyük göstergesi idi ki bu henüz başlangıç. Önümüzdeki dönemlerde bunun çok daha büyük ve farklı olacağını düşünüyorum.

- Maya takvimi bağlamında ve kişisel gelim ve ruhsal büyüme bağlamlarında ürünlerin var. Bize neler yaptığından söz eder misin?

- Oraya gelmeden önemli bulduğum bir şeyden söz etmek isterim. Calleman’ın organize

ettiği ve atılım kutlamaları dediğimiz etkinlikler var. Atılım kutlamaları beşinci gündüzün

atılım enerjisine daha fazla uyumlanmak ve bu atılımı kutlamak için yapılıyor. Çünkü bu sağ beyinin uyanması ve aydınlanma yolunda önemli bir adım. Bunu yapmak için Calleman, küresel senkronize meditasyonlar öngörüyor, yirmi günde bir. Bu süreç durup bekleyeceğimiz bir süreç değil. Bilincin evrimi ve aydınlanma aktif katılımımızı gerektiren bir süreç. Bunu en çok ortak niyetlerimizle ve kolektif meditasyonlarımızla yapabiliyoruz. Çünkü biz aslında ortak yaratanlarız. Tanrı bizden ayrı değil. Biz zaten O’yuz. Biz tanrıyız. O yüzden hepimizin bu idraki yaşaması ve bu enerjiyi bir araya getirmesi bence çok önemli. Ve atılım kutlamalarında kesinlikle herhangi bir kısıtlama yok. Siz istediğiniz neyse onu yapın. İnancınızın gereği neyse onu yapın. Fakat bunu senkronize bir biçimde yapın. Yirmi günde bir kutlamalar devam edecek. Önümüzdeki atılım kutlaması tarihleri 14 Nisan, 2 Mayıs ve 22 Mayıstır. Özellikle 22 Mayıs 2007’de büyük bir atılım kutlaması yapılacak. Röportajı okuyan herkesi bu kutlamalara davet ediyorum. 16 - 23 Mayıs’ta binlerce insanın dünyanın dört bir yanından binlerce insanın gelerek katılacağı Barış meditasyonlarına bir ekip olarak gidiyoruz ve buna da katılım mümkün.

- 22 Mayıs’ı büyük yapan nedir?

- Beşinci gündüzün orta noktası olması. Fakat her biri çok değerlidir. Bununla ilgili bilgiler blog sayfamda var.

- Blog sayfanın ismi nedir?

- www.mayatakvimi.blogspot.com

- Ürünlerinden söz edecektin?

- Maya takvimiyle ilgili, giderek kendi yorumlarımın da yoğunlaştığı seminerler düzenliyorum. Bunları iki veya üç bölüm halinde organize ediyorum. Bu seminerler Calleman’ın kitabında anlattıklarını çok daha net bir şekilde dinleyicinin farkındalığına sunuyor. Çünkü çok görsel bir dil kullanıyorum. Bunun dışında, bireysel danışmanlık yapıyorum. Maya takvimine göre hepimizin bir burcu var. Ve bu burç üzerinden bir yaşam ağacı ortaya çıkıyor. Bu klasik astrolojiden çok farklı ve çok daha derine giden bir sistem. Bu bizim ruhsal misyonumuzun, bu hayatta neden bulunduğumuzun daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Bir tür spritüel danışmanlık diyebilirsin. Maya burç sistemi üzerinden böyle bir seans yapıyorum.

- Peki, son soru: Evet şu an önemli. Ve Maya evren biliminin ortaya koyduğu Maya takviminin

açıkladığı evrim düzeni içinde ilerliyoruz. Ve maya takvimi insan bilincinin evriminin 2012 sıralarında bir kreşendo durumuna ulaşacağını söylüyor. İnsanlık için Maya takviminin vaadi nedir? İnsanlığın önünde 2012 sonrasında hangi potansiyeller olabilir. Maya takvimi bu konuda bir şey söylüyor mu?

- Bir ön cevapla başlayayım. 2012 önemli gözüken bir tarih. Calleman’a göre 28 Ekim 2011’dir bu tarih. Evet önemli bir tarih. Ama orada açılacak kapıya biz burada ve bu anda giriyoruz. Yani biz şu anda beşinci gündüzü kaçırırsak belki de hiçbir şey olmayacak. Her şey mümkün.

- Demek ki Maya takvimi her halükarda işleyecek diye bir şey yok.

- Çünkü son noktada, insanlık bilinci, içindeki tanrısallığı keşfederek ve yaratıcı ve yıkıcı olabilecek kundalini enerjisini doğru kanalize etmeyi öğrenerek, insanı kamil olma yolunda kullanmalı. Dolayısıyla son aşamada sorumluluk tamamen insan ait. Çünkü insan bilincinin evrimleşmesi, bu bilincin ipleri ele almasıyla mümkün oluyor. Otomatik bir süreç yok. Maya takvimi bize planı sunuyor. Fırsat kapıları yarattığımız sürece olacak. Ne yaratırsak o olacak. İnsanlığın birlik bilincinde yaşamasını yaratmak istiyorsak bunu yaratacağız. Her bir insanın kendi tanrısallığını deneyimlediği, an be an, şimdide yaşadığı, ben sen illüzyonundan sıyrılmış, baktığı zaman birliği yaşayan bir bilinç. Örneğin Mayalar In Lak’ech derler. Ben başka bir senim, demektir. Birlik bilincinin yaşandığı bir dünya. Bu hayalimde o kadar güzel ki onu tanımlamak istemiyorum. Sanki tanımlamak enerjisini düşürebilirmiş gibi geliyor. Çok büyük bir fırsat kapısı. Kelimeyle şu anda ifade edemiyorum!

- Sorularım bitti. Son olarak paylaşmak istediğin bir şey varsa seni dinliyorum.

- Bu bir kreşendo. Fakat kreşendoyu da iyi anlamak gerekiyor. Gittikçe iyileşen bir şey

olmayacak bu. Her zaman ve belki de son ana kadar kaotik olacak. Süreç kendi içinde gece ve gündüzler içeriyor. Bunu anlamak, idrak etmek ve uyumlanmak önemli. Bu olduğunda da her şey mümkün. Yeryüzünde cenneti yaratmakta mümkün. Aydınlanmış bir dünya yaratmak da mümkün. Niyetlerimizin gücünü fark etmek çok önemli. Niyetlerimizi kolektif niyetle, yani ilahi planla uyumlamak çok önemli. Bunu yapan insan için süreç daha az acılı olacak. Bunun farkında olmayan ve sol beyin hapishanesi içinde yaşayan insanlar için, daha acılı süreçlerden geçeceklerini söyleyebiliriz. Maya Takvimi bize hiçbir zaman fiziksel boyutta şu olacak demiyor. Bize ruhsal evrimin dalgalarını anlatıyor. Doğal felaketler olacak, hepimiz ışık bedenlere kavuşacağız gibi şeyler söylemiyor. Bu konuda bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.

- Harika bir söyleşiydi. Çok yararlandım. Eminim söyleşiyi okuyanlar da duygularımı paylaşacaklar. Teşekkür ederim

- Ben teşekkür ederim.

BİYOGRAFİ

İzmit’te 1978’de doğdum. İlk ve orta eğitimimi yurdun değişik yerlerinde yaptım. Bilgi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden 2001 yılında mezun oldum. Daha sonra Japonya ve Hindistan’a gittim. Bunlar daha çok içsel yolculuklardı. Ruhsal deneyimler yaşadığım bir dönemdi. Hindistan’dan dönüşte askere gittim. Askerliğin bitişi olan 2005 Şubata kadar profesyonel bir hayatım olmadı. 2005 Mayıs ayında bir uluslararası danışmanlık şirketinde eğitmen ve Koç olarak çalışmaya başladım. Eğitmen eğitimi ve Yönetici Koçluğu gibi alanlarda çalıştım. O dönemden sonra Yaşam Koçluğu’na eğildim. NLP ile Koçluk sertifikası ve Hipnoz sertifikası aldım. Bu alanlarda çalışmayı sürdürüyorum. Altı yıldır Yoga yapıyorum. Son yıllarda Pilates ile tanıştım. Beden-zihin-ruh sağlığı üzerinden bütünsel bir başarıya ulaşma yolunda bir model geliştiriyorum. Buna bütünsel, (holistik) başarı diyorum. Bütünsel Koçluk dediğim bu hizmetin içinde Pilates eğitimi var. Zihin için hipnoz, NLP ve Yaşam Koçluğu var. Ruha yönelik Maya burçları üzerinden ruhsal danışmanlık var. Yoga deneyimimi de yansıtıyorum gerekli oldukça. Ayrıca “Yaşam Amacı Koçluğu” dediğim bir süreç uyguluyorum. Böylece kişinin kendi bütünselliğini yakalamasına destek oluyorum. Bireyin ihtiyaclarına göre esnek bir program uyguluyorum.

Pazar, Mart 18, 2007

19 - 26 Mayıs Barış Meditasyonlarına Çağrı

Lütfen bu mesajı yayınlamaktan ve dağıtmaktan çekinmeyin!

Sevgili Arkadaşlar,

Bugün pek çok farklı spritüel topluluk 19-26 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek Küresel Barış Meditasyonlarına hazırlanıyor. Bu tarihler Galaktik Altdünyanın Beşinci Gündüzünün orta noktası olmasından dolayı bir öneme sahiptir. (Bkz. www.Commonpassion.org)

Bu günlerde Budapeşte Klubü, Transandantal Meditasyon grubu (TM) ve Diksha hareketi gibi topluluklar, ortak bir niyet ve tutku üzerinde birleşerek barış ve huzurun gerçekleşmesi için ortak bir çalışma içindeler. Bu da Atılım Kutlamalarının yeni bir seviyeye geldiğini göstermektedir. Farklı topluluklar, kendilerine has katkılarıyla ve kendi diledikleri şekilde bu sürece katılıyorlar. Bu da bugüne kadar yapılan pek çok barış meditasyonundaki gibi tek bir topluluk, uygulama veya fikir yerine, barış ve huzur için ortak bir tutkunun burada temel olduğunu söylüyor. Açıkçası bu topluluklara dahil olmayanlarında diğer hemfikir insanlarla beraber bu meditasyona katılma imkanı var. Örneğin Kudüs’te eski şehir bölgesinde bu gerçekleşecek ve dünyanın farklı dillerinde barış şarkıları söylenecek.

Bazen barış için yapılan küresel bir meditasyonuna katılmak “yapmamız gereken” bir şeymiş gibi gelir. Bu durumda yaklaşan bu barış meditasyonlarını böylesi bir katılım için nasip olarak görüyorum. Kişisel olarak bu meditasyona katılmanın bile önemli bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Yine de Küresel Bilinç Projesinin (GCP) sonuçları ölçecek olması heyecanı arttırmaktadır. Barış ve huzuru tezahür ettirmek isteyen dünyanın her yerindeki insanları etkinlikler düzenlemeye ve diğerlerine de katılım için fırsatlar sunmaya davet ediyorum. Aynı zamanda dünya üzerinde barışın tezahürünü gerçekleştirmek isteyen bir topluluğa ait insanları da diğer toplulukların niyetleriyle uyum içinde olarak katılmaya davet ediyorum. Aslında herkesi etkinlik düzenlemeye ve sahip oldukları farklı yüzleri göstermeye davet ediyorum. Bu daveti hisseden herkes, lütfen Joseph Giove ve Birgitte Rasine’in yarattığı www.commonpassion.org web sitesine girerek planlarınızı paylaşın.

Çağların değişimi bizimle beraber gerçekleşecek!

In Lak'ech
Carl Johan

Pazartesi, Şubat 12, 2007

Galaktik Altdünyanın Beşinci Gündüzü ve ortanoktasının kutlamaları, 19-22 Mayıs 2007

Carl Johan Calleman

(Lütfen dilediğiniz gibi yayınlayın ve dağıtın!)


Galaktik Altdünyanın Beşinci Gündüzü 23-24 Kasım 2006’da başladı ve pek çok insan o sıralar gerçekleşen enerji değişiminden kesinlikle etkilendi. Dünya politikaları açısından değişim yeni Gündüz başlamadan bir uinal (20 gün) önce ABD seçimleri ile hissedilmeye başlandı. Bu değişimle beraber Dördüncü Gündüzde yazdığım bir makalemde tahmin ettiğim gibi bir idrak ediş gerçekleşti. Galaktik Altdünya süresince savaşların kazanılamayacağının idrak edilmesi. Bu hernekadar savaşların başlatılmaması gerektiğinin idrakine götürmesede, insanoğlunun algısında çok önemli bir değişimin gerçekleştiğini göstermektedir. 5000 yıldır hükümetler ve yöneticiler savaşların kazanılabileceği ve hakimiyetin kurulabileceği fikri üzerinden hareket etmektedir. Galaktik Altdünya bu eski dengesizliği dengelemeye yöneldiğinden şu an yaşadığımız zaman seçilmiş olanın yönetimi demek olan demokrasiden daha çok anarşiyi (“kuralsızlık, yönetimsizlik”) kayırmaktadır. Hükümetler farkedecek ki savaşları başlatmak anarşinin çıkması riskini yani kendi hakimiyetlerinin sonunu getirme riskini taşımaktadır.

Beşinci Gündüz’ün başladığı değişim zamanında Amerikan Dolarının zayıflığı gözönündeydi, her ne kadar benim tahmin ettiğim düşüş gerçekleşmesede. Doların kaderi sonuçta Çin milli bankasının ellerindendir. Çin kendi malvarlığının değerini düşürmemek veya ihracat gelirlerinin düşüşüne yolaçmamak için doların suni değerini tutmaya bir süre daha devam edecektir. Bunlar dış dünyada Beşinci Gündüzün getirdiği değişim işaretlerinden bazılarıdır ve bu Gündüz sürdükçe derinleşeceklerdir, fakat bunlar neden olmaktadır? Beşinci Gündüz başladığından beri Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya, Batı hakimiyetinin sona erişinin net ifadesi olmayan bir gün nerdeyse hiç geçmedi. Batı hakimiyetinin sona ereceği tahminini Maya takvimine dayanarak yaptığım zamanlarda bu tahmin görünen gerçeklikten çok uzaktı ve Amerika tamamen güçlü gözüküyordu. Bu noktada cevap şudur; bu Gündüzün gelmekte olan Işığı, ekonomik ve politik gerçekliği yaratan insanoğlu bilincini son derece tahmin edilebilir bir şekilde etkilemektedir. Dışsal değişimler gerçekleşiyor çünkü biz kendimiz değişiyoruz. Çağların değişimi insanoğlunun algısının dışında değildir. Biz değişimi barındırıyoruz ve değişim öncelikle insanoğlu ile onun dışsal dünyası arasındaki ilişkide gerçekleşiyor. Bu bilincin tezahürünün önündeki bir filtrenin ortadan kalkması ile gerçekleşiyor.

Fakat yine zihindeki bu ilk değişimden sonra Beşinci Gündüz süresince bu değişimlerin tersi yönünde bir süreç geçti. Absürd bir şekilde Amerikan Hükümeti Irak’taki askerlerini arttırma kararı aldı, ve Beşinci Gündüzün hemen başındaki dolar düşüşü o kadarda dramatik olmadı ve aslında tersine döndü. Aslında çoğu insanın içsel bir düzlemde deneyimlediği (Galaktik Altdünya öncelikle içsel değişim ile ilgilidir) değişimlerin görünüşe göre yolunda gitmediğini söylemektedir bunlar. Bu durumda doğal olarak akla gelen bir paralel Gezegensel Altdünyada Beşinci Gündüzün (1913-1932) başlangıcıdır. Bu dönem daha öncede ifade ettiğim gibi hayatın her alanında devasa değişimlerle başlamış bir dönemdir. Bu aynı zamanda bazı dini ve spiritüel gruplarcada Mesih çağının başlangıcı olarak algılanmıştır (teozoficiler, antropozofistler ve Yehova şahitleri) ve büyük barış toplantıları yapılmıştır.

Fakat bildiğimiz üzere Gezegensel Altdünyanın ilk yılından sonra (1914) bu başlangıç Birinci Dünya Savaşının başlaması ile tersine dönmüş ve en azından savaşın sonuna kadar (1918) eski otokratik yönetim mentalitesi devam etmiştir. Yeni dünya demokrasisini, kadın özgürlüğünü.. vs getiren asıl atılım 1920’lerde gelmiştir, yani Gezegensel Altdünyanın Beşinci Gündüzün orta noktasından sonra. Dilerseniz ayın şekilde Ulusal Altdünyanın Beşinci Gündüzünde (40-434) Hristiyanlığın atılımına bakabilirsiniz. Yeni din Hz. İsa’nın öğretileriyle başladığında bu Gündüz henüz başlamak üzereydi, fakat onun kitlesel bir fenomen olması ancak Beşinci Gündüzün ortanoktası civarında gerçekleşmişti. Bu ortanoktadan önce pek çok engelleme ile savaşmak zorunda kalmıştı. Hissediyorum ki bunlar şu anda Galaktik Altdünyanın ilkyarısında olmakta olanlarla paraleldir. Geçtiğimiz Kasım ayında yeni bir mentalitenin tohumu atıldıysa da bu kendi önündeki pek çok direnç ile mücadele etmek zorundadır, hakimiyet zihniyeti gücünü kaybedene kadar.

Beşinci Gündüzün ortanoktası sırasında yapılacak (19-22 Mayıs 2007) küresel barış meditasyonlarının neredeyse kendiliğinden bir şekide gerçekleşmesi bir tesadüf değildir (açıkcası Joseph Giove’in inanılmaz çabaları yüzünden çokta kendiliğinden olmadıklarını söyleyebiliriz). Bir bakıma 22 Mayısın Atılım Kutlamasının tepe noktası olduğunu söyleyebilirsiniz, ama başka bir bakımdan bu atılımın sadece başlangıcıdır. Küresel Dikşa hareketi, TM, dünya Maya takvimi hareketi ve Budapeşte Klubü bu süreçte yapılacak küresel barış meditasyonlarına hazırlanmaktadır. Küresel Bilinç Projesi bunun sonuçlarını ölçecektir. Yapılan planlar arasında Kudüs’ün Eski Şehrinde toplanmak ve dünyanın her dilinde “inançlar arası” barış şarkıları söylemektir.


“Neden bu küresel meditasyonlarına katılmalı?” diye sorabilir birisi. Benim basit cevabım şu olurdu: “Barış ve huzur yaratmanın güzelliği için.” Farklı organizasyonların aktivitelerini koordine ederek ortak bir niyet göstermesi ve herşeyi aynı kalıp içine sokmaya çalışmaması barışın ve huzurun güzel bir ifadesidir. Gelecekte gelecek bir barış ve huzur için çalışmak değil, onu şimdiki anda deneyimlemek. Hissediyorum ki, spiritüel ifadenin zenginliği içinde niyet birliği yaratmak için çalışmalıyız. Bu yönde tüm organizasyonların barış niyetini paylaşmasına ve kendi yollarınca katılımda bulunurken sunacakları hizmetleri de özgürce paylaşabilmeleri için çalışmalıyız.


Eğer Beşinci Gündüzün sunduğu, dengeye getiren atılım enejilerinden faydalanmak istiyorsak, orta noktada yapılacak bu kendiliğinden barış meditasyonları için katılımın büyümesini sağlamalıyız. Aynı niyeti taşıyan diğer hareketlerin, organizasyonların ve kişilerin katılımını sağlamalıyız. Küresel organizasyonlardaki kontaklarımıza ulaşıp şu anda dünya barışı için duyulan arzunun bütünsel bir ifadesine olanak tanımalıyız. Atılım Kutlaması başlangıcından beri büyümektedir, özellikle Arthur Collins ve Andi ve Jag’e çok teşekkürler. Fakat bu katılımlar genelde bireysel boyutta oldu. Ortanokta için spiritüel organizasyonları dahil etmek üzerine çalışalım ve onların kendi diledikleri şekilde katılabileceklerini belirtelim. Barışı ve huzur beraberce deneyimleyelim


Carl Johan Calleman, Maya Takvimi (Garev 2001) ve Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü (Bear and Co, 2004) kitaplarının yazarıdır. Web sitesinin adresi:
http://www.calleman.com. Bilgi için ayrıca bakınız: www.maya-portal.net ve www.breakthroughcelebration.com.

Çeviren: Fatih Keçelioğlu

Pazar, Ocak 07, 2007

Mesih’in geri gelişi nasıl gerçekleşiyor?

Beşinci Gündüz, Mesih Bilinci ve Yeni Çağ: Atatürk, Anadolu, Sri Aurobindo ve Einstein

Galaktik Altdünya’da Beşinci Gündüzün enerjisi ile uyumlanmakta olduğumuz şu günlerde Maya takvimi bilgisini kullanarak ulaştığım bir yorumu sizlere paylaşmak istiyorum. Bu yoruma giden yolda çıkış noktam şöyle bir soru: “Mesih tek bir insan olarak mı geri geliyor, yoksa Mesih enerjisini taşıyan bir insan grubu olarak mı?” Maya takvimine göre bu soruyu sormanın tam zamanıdır. Beşinci Gündüz enerjisi, hem onu yöneten tanrısı Kukulcan’ın (Işık tanrısı) Maya inanışlarında tanımlandığı haliyle Mesih’e eşdeğer olmasından, hem de kozmik zaman-bilinç piramidinin önceki katlarında Beşinci Gündüz zamanında Mesih enerjisinin dünya üzerinde yayılmasından dolayı böyledir.

Mayalara göre Işık Tanrısı Kukulcan, Yaratılışın yedi gündüzünün en parlağı olan Beşinci Gündüzü yönetir. Ayrıca Maya efsanelerine göre Kukulcan geri dönüşü ile aydınlanmayı getirecektir. Bu yüzden Mayalar onun geri dönüşünü beklerler, tıpkı Hıristiyanların İsa Mesih’in geri dönüşünü bekledikleri gibi. İsa Mesih’in Işığının yeryüzünde yayılması ise Işık Tanrısı Kukulcan’ın enerjisinin insan bilincine yön verdiği döneme denk gelir: Ulusal Altdünyanın Beşinci Gündüzü (40 – 434).

Maya takviminin holografik yapısına göre Beşinci Gündüz, bundan sonra üç kez daha tekrar eder. Gezegensel Altdünya’da (1913 – 1932), Galaktik Altdünya’da (24 Kasım 2006 – 19 Kasım 2007) ve Evrensel Altdünya’da (21 Temmuz – 10 Ağustos 2011). Benim düşünceme göre de Mesih bilinci, Beşinci gündüz ile beraber her seferinde tekrar tezahür eder. Fakat bu tezahür her seferinde farklı bir şekilde gerçekleşir ve piramidin her bir üst katında daha fazla sayıda insanca paylaşılır. En üst katta, yani Evrensel Altdünya’da ise tüm insanlıkça paylaşılacaktır. Bu da Mesih’in nihai geri gelişi ve İnsan ırkının ve Gaia’nın aydınlanması anlamına gelir.

Bu konuyu etraflıca açıklamadan önce Maya takviminin holografik yapısına dair bir açıklamaya ihtiyaç duyuyorum.

Maya takviminin holografik yapısıyla eşdeğer olan Holografik Evren yapısı

Mayalı şamanlar Evrensel/İlahi yaratılış planının kalıplarını, trans hallerinde edindikleri sezgisel bilgiler ile çözmüşlerdir. Bu bilgilere göre Mayalar Yaratılışının 9 seviyede/süreçte gerçekleştiğini söylerler. Bu 9 yaratılış süreci/seviyesi birbirinin üstüne binen piramit katları gibidir (Mayaların piramitlerinin 9 katlı olması bu nedendendir).

Bu 9 seviyenin çok önemli bir özelliği vardır. Bunlar aslında birbirinin holografik bir kopyası olan süreçlerdir. Microkozmostan Makrozkozmosa kendini tekrar eden kalıplardır. Böylesi bir evrim/zaman anlayışını klasik zaman algılama sistemlerini kullanarak kavramak zordur. Mesela Klasik astroloji, evrenin holografik yapısından bir haberdardır ve yerel ve lineer bir zaman anlayışına sahiptir. Güneş sistemi dahilinde ki ve sadece gözlemlenebilir verilere dayanan, 3 boyutlu bir evren algısıyla sınırlı bir sistemdir.

Mayaların “9 Altdünya ve 13 Üstdünya” ile tanımladıkları Evren anlayışı ise batı biliminin bugün fraktal evrenler veya holografik evren yapısı diyerek açıkladığı çok boyutluluğu içeren bir anlayıştır.

Evrenin holografik yapısı ve buna bağlı olarak bilincin izlediği evrim sürecinin de bu holografik yapıyı takip ettiğini Maya takvimine bakarak anlayabiliyoruz.

Bu bilgiye ulaşırken izlenen yol nedir peki?

Maya takvimi araştırmacısı John Major Jenkins, “Maya Evrenbilimi” (pp 326 -328) kitabında bakın nasıl açıklıyor Mayaların deneyimlerini:

“Uzun Sayım Evrenbilimi... “psikedelik” veya “çok boyutlu” olarak tanımlanabilir, “doğanın” sınırları insan zihninin de sınırlarıdır. Yeni Dünya’nın şaman astronomları tarafından bilgiyi aramak için yapılan vizyon yolculukları, evrenbilimi derinlemesine oluşturabildikleri veriyi sağlamaktaydı... Maya düşüncesinde... ‘astronomik gözlemler, evrenbilimsel kurgular ve ilaç alınarak girilen trans durumu arasında yakın bir bağ vardır.’ Kızılderili evren bilimciler, bilgiyi edinmek için içe dönmekle, “insan zihninin çok katmanlı boyutlarını” izlemekle uğraşıyorlardı. Böyle yaparak, yaşamın, zamanın ve ruhsal gelişimin temel ilkeleri içinde iç görülerle karşılaşıyorlardı... Bu dünya görüşleri, insan mikrokozmosunda yansıması görülen daha büyük bir kozmos düzenini kapsar... Mezoamerika evrenbilimi, insan zihninin ve ruhunun çok boyutlu kapasitesine, gerçekliğin çok boyutlu doğasına ulaşmaktan türemiştir... Batı biliminde, Maya evrenbilimine en yakın bulunan düşünce, Kara Delik, solucan delikleri, kuasarlar ve diğer değişik uzay-zaman anormallikleriyle kuantum fiziktir... bu kavramlar Maya yaratılış düşüncesinde yaygındır... Mayalar, sadece kuantum anormalliklerini bilmekle kalmıyorlardı aynı zamanda bunları büyü yoluyla ortaya koymaya ve içlerinde dolaşmayı başarabiliyorlardı. Kozmik merkeze, Galaksimizin merkezindeki Kara Deliğe derinlemesine bakabiliyorlardı, olasılıkla onlar için modern fiziğin yaptıkları çocuk oyunuydu.”

İnsan zihninin ve ruhunun bu çok boyutluluğu aslında bizi İnsan – Dünya – Evren birliğinin idrakine götürür. Dolayısıyla İnsan – Dünya – Evren’in evrimi de bir holografik yapı olarak karşımıza çıkar. Burada evrim yine 9 Altdünya ve 13 Üstdünya kalıbını izler.

Maya takvimine göre evrimsel süreçler ve yaratılış planının tam ve derin bir kavrayışı için Carl J. Calleman’ın “Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü” kitabını tavsiye ederim. Ayrıca benim verdiğim seminerlerin kitapta anlatılanları daha anlaşılır kıldığını ve tamamlayıcı bir görev oynadığını pek çok kez duydum. Bu yazıda ki yorumlar ve ifadeler okuyucunun Calleman’ın kitabında açıkladığı hipotezin genel bir kavrayışına sahip olduğunu varsayarak yazılmıştır.

Beşinci Gündüzü yöneten Kukulcan ve Mesih Bilinci

Calleman’ın kitaplarında ve seminerlerinde sıkça kurduğu bir ilişki Beşinci Gündüzü yöneten Işık Tanrısı Kukulcan (Quetzalcoatl) ile Mesih bilinci arasındadır. Şimdi dilerseniz Calleman Matrix’i olarak anılan, 9 Altdünya ve her bir Altdünya içinde tekrar eden 13 Üstdünya kalıbına bakarak Mesih ile Işık Tanrısı Kukulcan arasında ki ilişkiye tekrar bakalım. 13 Üstdünya’nın başka bir açılımı 7 gündüz ve 6 gecedir, ve bildiğiniz üzere yaratılışın 7 gün 6 gece sürdüğü pek çok dini/ruhsal kaynakta geçmektedir. Maya takvimine göre bu 7 gündüz ve 6 gece her bir Altdünya’da yani piramidin her bir basamağında tekrar ederler. Altdünyalar’dan farklı olarak biz biliyoruz ki her bir üstdünya, yani her bir gündüz veya gece belli bir tanrı veya tanrıça tarafından “yönetilmektedir”. Bunun çağdaş bir yorumu belli nitelikte ki bir ruhsal enerjinin bu zaman dilimlerini etkisi altına aldığı şeklinde olabilir.

Biz şu an 1999 yılında başlayan Galaktik Altdünya’da Beşinci Gündüzü (24 Kasım 2006 – 19 Kasım 2007) yaşıyoruz. Dolayısıyla Kozmik/İlahi Yaratılış planında Mesih bilinciyle eşdeğer tutulan Işık Tanrısı Kukulcan’ın enerjisi manevi evrimimize yön veriyor. Başka bir ifadeyle ise Beşinci Gündüzün yedi gündüz içinde en parlak olanı olduğunu söyleyebiliriz. Birlik bilincin yolcuları olarak ruhsal evrimsel rüzgârları arkamıza aldığımız bu dönemde Mesih bilinci nasıl tezahür etmektedir? Buna gelmeden önce Beşinci Gündüz ve Mesih bilinci piramidin daha önceki katlarında nasıl tezahür etmişti bir buna bakalım isterseniz.

Calleman’ın Ulusal Altdünya olarak tanımladığı bilinç katı, kozmik piramidin 9 katı içinde 6. kattır ve İ.Ö. 3115 yılında başlamıştır. Bu bilinç katında Beşinci Gündüz İ.S. 40 – 434 yılları arasına denk gelir. İsa Mesih 0 yılında doğmuştur, peki ama onun mesajı ne zaman yayılmaya başlamıştır? Biliyorsunuz Hz. İsa 30’lu yaşlarına gelene kadar peygamberliğini ilan etmemişti. Yaklaşık olarak İ.S. 40 ise Aziz Paul’un Hz. İsa’nın mesajını yaymaya başladığı tarih olarak bilinir. Bu da Mesih’in ışığının yayılmasının Kukulcan’ın yönettiği Beşinci Gündüz döneminde olduğunu gösteriyor. Ayrıca ilginçtir ki Tarsuslu Paul, bir misyoner olarak yaptığı dört yolculukta çoğunlukla Anadolu topraklarını gezmiştir. Bu da sonra tekrar bakacağımız önemli bir noktadır.

Gezegensel Altdünya’da Beşinci Gündüz ve Türkiye Cumhuriyeti

Piramidin 7. bilinç katı olan Gezegensel Altdünyanın başlangıç tarihi ise 1755 yılıydı ve onun Beşinci Gündüzü 1913 ve 1932 yılları arasındaydı. Peki o dönemde İsa Mesih geri gelmiş miydi? Maya takvimine göre bir gündüz veya geceyi yöneten ilah, piramidin her bir katında kendi zamanları geldiğinde, deyim yerindeyse iktidara geri gelirler. Eğer böyleyse geri dönüşü beklenen İsa Mesih 1913 – 1932 arasındaki Beşinci Gündüzde geri gelmiş olabilir mi? Bu soruya siz ne cevap verirsiniz bilmiyorum ama Yehova Şahitleri 1914 yılında Mesih’in geri geleceğini söylüyorlardı. Yehova şahitleri ile ilgili bir internet sitesi şu açıklamayı yapıyor:

“Yehova Şahitliği Dini Mesihi bir harekettir. Onlar, İsa'nın ikinci gelişinin vuku bulduğuna ve onun 1914 'te gökte " Tanrının Krallığını" başlattığına inanırlar. Yehova Şahitlerine göre; 1914 'te hayatta bulunan nesil, İsa'nın yeryüzüne inerek beraberindeki 144.000 Yehova Şahidiyle bütün siyasi kuruluşları, devletleri, milletleri, kısacası " Şeytanın Güçleri"ni yok edeceğini görecektir. Böylece yeryüzünde de Tanrının Krallığı kurulmuş olacaktır. Bu Armagadon Savaşıyla sağlanacaktır.” [1]

İlginç bir tesadüf değil mi? Tesadüf Arapçada aramadan bulmak demekmiş. Maya takviminin şifresini anlayanlar için aramadan bulunacak bir durum bu da. Peki İsa Mesih geri geldi mi 1914’te? Ya Armagadon (kıyamet) Savaşı neyi kastediyor sizce? Birinci Dünya savaşı mı? Kanımca İsa Mesih, Yehova Şahitlerinin beklediğinden farklı bir şekilde geldi. Kıyamet Savaşı ise bence Birinci Dünya Savaşı değildi.

Gezegensel Altdünya’nın Beşinci Gündüzünde (1913 – 1932), hangi tarihsel kişilik sanki ilahi bir rehberlikle hareket ediyordu? Kim beraberinde milyonlarca inançlı insan ile bir mucizeyi gerçekleştirircesine ve Şeytanın Güçlerini yok edercesine, özgürlük, bağımsızlık ve refah için savaşıyordu? Kıyamet’in ayağa kalkmak veya birlik olmak gibi anlamları olduğunu biliyor muydunuz? Geniş çapta bir birlik ve beraberlik duygusuyla, kitlesel bir ayağa kalkışın yaşandığı bir savaş biliyor musunuz, tam da o dönemde?

Kurtuluş savaşından ve Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsediyorum...

Calleman, 1913 – 1932 arasında demokrasinin bir atılımı olduğundan bahseder, bu Osmanlı imparatorluğunun dışında Avusturya-Macaristan imparatorluğunun ve Rus çarlığının çöküşleri ve yerlerine demokratik devletlerin kurulmasıyla kendini göstermiştir. Ve evet Rusya’da yaşananda oldukça güçlü bir hareket idi ve Lenin’de belki Mesih enerjisinden nasibini almıştı. Yine de “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesiyle yola çıkan Atatürk’ün ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin dış ülkelerle barışçı ilişkileri, içinde ise farklılıklara hoşgörülü yaklaşması ile Mesih Bilincini daha çok temsil ettiğini düşünüyorum. Özellikle de kuruluş tarihini inceleme altına alırsak bu düşüncemi destekleyecek bir veri ediniriz.

Bu noktada Maya takvimini kullanırken dikkat etmemiz gereken önemli bir kritere değinmenin yeri geldi: “orta noktalar”. Her bir Altdünya’nın veya Üstdünyanın orta noktası, bilincin evrimi açısından önemli bir hareketin olduğu bir tür dönüm noktası olarak bilinir. Gündüzlerde ise bu o gündüzün enerjisinin en yüksek noktaya ulaştığı ve enerjisinin tam olarak tezahür etmeye başladığı noktadır. Gezegensel Altdünyanın Beşinci Gündüzünün (5 Nisan 1913 – 21 Aralık 1932) orta noktasını hesaplarsak 12 Şubat 1923’ü buluruz. Bu Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun (29 Ekim 1923) Beşinci Gündüzün orta noktasına ne kadar yakın olduğunu ve dolayısıyla Mesih Bilincinin doğrudan tezahürü ile ne kadar uyum içinde olduğunu göstermektedir.

Türkiye ve şu an içinde bulunduğumuz Galaktik Altdünyanın Beşinci Gündüzü açısından ne gibi bir anlam çıkarabiliriz? Galaktik Altdünya’da Beşinci Gündüz 24 Kasım 2006’da başladı. Peki, bu tarihten bir kaç gün önce haberleri takip ediyor muydunuz? 21 Kasım tarihinde Erke isimli bir Türk şirketi tükenmeyen bir enerji üretim yöntemi keşfettiklerini açıkladı.[2] Enerji teknolojisi açısından bir devrim niteliğinde ki bu haberin devamı gelmedi ve şirket bu yöntemi açıklamadığı için eleştirildi. 15 Aralık 2006 tarihinde ise Vestel'in icat ettiği bir teknoloji gazetelerdeydi: yakıtsız pil. Bu Dünya piyasalarında bulunmayan seviyede bir teknoloji olarak açıklandı.[3] Bu teknolojiler ne için böyle bir zamanda Türkiye’den çıkıyor? Bu atılımlar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde ki ruhsal enerjinin geri gelmesinden (Beşinci Gündüz) kaynaklanıyor olabilir mi?

Peki Galaktik Altdünya’da Beşinci Gündüzün orta noktası olan 22 Mayıs 2007 tarihine yaklaşırken neler oluyor? 16 Nisan tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin orta noktaya bu kadar yakın olması ne anlama geliyor? Seçilecek kişi ve belki bu seçim sürecinin getireceği TBMM seçimleri Türkiye Cumhuriyeti için bir yeniden doğuş olabilir mi? Maya takvimi bilgilerine göre öyle gözüküyor. Tıpkı bir insanda olduğu gibi bir devlet için doğum sırasında aktif olan enerjinin geri gelmesi, yaşam misyonu ile bir uyumlanma, bir hizalanma anlamına gelir. Küresel anlamda baktığımızda Türkiye’nin bu misyonu, Galaktik Altdünya ile güçlenen Doğu yarıküre ve İnsan’ın Dünya ile olan ilişkisini şifalandıracak süper temiz enerji teknolojilerinin atılımı ile alakalı diye düşünüyorum.

Mesih Bilincinin, Ulusal Katta Tarsuslu Paul ile Anadolu’da yayıldığını ve Gezegensel Katta bir Kurtuluş savaşı ardından orta noktada kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili olduğunu düşünürsek, küresel aydınlanma adına önemli bir rolün Anadolu’da canlanacağını düşünmek oldukça mantıklıdır.

Atatürk’ün ilahi bir rehberlik ile hareket ettiğine dair sezgileri olan kaç kişi tanıyorsunuz? Ben en azından Atatürk’ün gizli vasiyetini araştıran sevgili Meriç Tümlüer’in böyle düşündüğünü biliyorum. Meriç Bey, Atatürk’ün gizli vasiyetini gün ışığına çıkarma misyonunu babasından devralmıştır. Atatürk’ün ölümümden 50 yıl sonra açıklansın dediği vasiyetin açıklanması 1988 yılındaki yönetimce “halk buna hazır değil denilerek” 25 yıl ertelenmiştir. Meriç Tümlüer, Atatürk’ün ilahi bir misyon taşıdığını ifade ederek bu vasiyetin bir an önce açıklanması yolunda çalışmalarını sürdürmektedir. Son günlerde ki bir ifadesi ile de “çok yakında çok büyük manevi depremler yaşanacaktır.” Bu konuda www.ataturkungizlivasiyeti.com adresinden daha fazla araştırma yapabilirsiniz.

Birde 1933 yılında yani Beşinci Gündüzün bitişinde Atatürk’ün neler söylediğine bir bakalım:

“Bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız.”

Atatürk 10. yıl nutkunda sanki evrimin hızlanan temposunu açıklıyor ve zaman ve bilinç ile ilgili direk ilişkiye işaret ediyor. Bence şu içinde bulunduğumuz dönem Atatürk’ün bu söyleminin acil bir idrakini gerektiriyor. İlahi yaratılış planın rüzgârları arkamızdan esiyorken az zamanda büyük işler başarma vaktindeyiz.

Atatürk’ün ifade ettiği bu zaman - bilinç ilişkisi mayaların dünya görüşü ile de uyum içindedir. Mayaların zaman algısına yakın bir algılayış dönemin başka bir dâhisince de ortaya atılmıştı: Albert Einstein.

Einstein ve Mesih Bilinci’nin diğer temsilcileri

1912 yılında yani Gezegensel Altdünya’nın Beşinci Gündüzü başlamadan az önce Albert Einstein, zamanın dördüncü boyut olduğunu ileri sürmüştü. Bu benim Maya takvimini anlamak ve anlatmak için kullandığım bir ifadedir. Mayalara göre zaman ve uzay arasında direk bir ilişki vardır, ve aynı kelime ile ifade edilir: Najt. Einstein ve onun ortaya attığı fizik anlayışı da Maya takvimi anlayışı ile uyum içindeki görüşlerdir. Jenkins’in de belirttiği gibi Kuantum fiziği Maya evrenbilimine en yakın düşüncedir. Einstein, Kuantum fiziğinin temellerini oluşturan görecelilik kuramını 1912 yılında geliştirmeye başlamıştır.

Bilim tarihinde ve bilimsel düşüncenin evriminde bir sıçrama noktası olan bu kuram neden Beşinci Gündüz sırasında geliştirildi? Maya takviminin bize gösterdiği evrensel zaman-uzay yapısı neden Beşinci Gündüz sırasında bilim tarihine yön verdi? Bunun, Beşinci Gündüzü yöneten Işık Tanrısı Kukulcan’ın Maya takvimini yarattığı mitolojisiyle bir ilgisi olabilir mi? Zaman’ın ve Evren’in doğasına dair derin ve sezgisel bir kavrayışın bu dönemde ortaya çıkmasının nasıl bir anlamı olabilir?

Batı bilimin evriminde bir atılım getiren Einstein nasıl bir insan peki? Sözlerini dikkatle dinlediğinizde Doğulu bir mistikten duyabileceğiniz bir bilgelik kulağınıza çarpar:

"Dinsiz Bilim topaldır. Bilimsiz Din ise kördür. "

"Geleceği asla düşünmem. O yeterince çabuk geliyor."

"Tanrının zar atmadığı konusunda ikna oldum."

"Gerçekten değerli tek şey sezgidir."

Sizce Mesih Bilincin temsilcilerinden biriside Einstein olabilir mi? İsa Mesih’in enerjisi Kukulcan ile geri geldiyse, Yehova şahitleri de bu yönde bir sezgisel kehanette bulunduysa ama İsa tek bir kişi olarak geri gelmediyse Mesih enerjisi birden çok kişi üzerinden geri gelmiş olabilir mi? Atatürk ve Einstein... İkna olmadıysanız bir iki örnek daha sunacağım. Hem de çok önemli örnekler.

Sri Aurobindo ve Yeni Çağ

Gezegensel Altdünya’da Beşinci Gündüz başladıktan kısa bir süre sonra 1913 yılında, insanlığın kolektif bilincine yeni bir ışık yayılmaya başladı. Bu Hintli yogi, mistik, filozof ve şair Sri Aurobindo’nun İnsanlığı bekleyen yeni bir şafağa dair ilk vizyonlarını aktarmaya başladığı tarihtir.

Sri Aurobindo babası tarafından genç yaşta İngiltere’ye gönderilmiş ve gençlik yıllarını çok parlak bir öğrenci olarak Batı kültürünü tanıyarak geçirmiştir. Cambridge Üniversitesini bitirdikten sonra ülkesine dönmüş ve Hindistan’ın özgürlüğü için çalışmaya başlamıştır. Bu çalışmalarından dolayı tutuklanıp hapiste geçirdiği süre içerisinde aydınlanmıştır. Hapisten çıktıktan sonra, Tanrısal bilincin kendini yeryüzünde tezahürüne, dolayısıyla İnsanlığın birliğine kendini adamıştır. Hint kültürünün temellerini araştırarak ve kendini Yoga’ya vererek geçirdiği yıllardan sonra 1913’te inzivasından çıkarak yazılar yazmaya ve bunları yayınlamaya başlamıştır.

Yazılarının bazılarında, her ikisini de derinlemesine kavradığı batı ve doğu kültürlerinin sentezinin kaçınılmaz olduğundan ve insanlığın karşılaştığı krizin çözümünün bu yolla geleceğinden bahseder. Ayrıca Yoga’nın eksik bir yönü olduğunu ve onunda bir sentezine ihtiyaç duyulduğunu yazar. Bu sentezler insanın kolektif bilincinde ki ayrılığın yerini birlik bilincine bırakacağı yolda gereklidir.

Sri Aurobindo spritüel ve felsefi olarak daha önce yapılan şeylerin tekrarının yerine, insanlığı evriminde bir üst aşamaya taşıyacak yeni bir maceradan bahseder: Bilincin Macerası. Ona göre bu maceranın sonunda insanlığın aydınlanması ve evrimde yeni bir türün ortaya çıkması izleyecektir. Tanrısal bilinci kusursuz olarak taşıyan, süper insan. Bunun Süpraakıl (Supremental) olarak tanımladığı Tanrısal bilincin yeryüzüne inmesi yolu ile şu anda gerçekleşmekte olduğunu ifade eder. Vizyonlarında gördüğü Yeni Çağın şafağından “Savitri” adlı manzum eserinde bahseder. [4]

Yoga’nın amacı da bu Yeni Çağa uygun olmalıdır, tek tek bireylerin aydınlaması değil, insan ırkının aydınlanması için çalışmak. Sri Aurobindo’ya göre maddesel dünyadan el etek çekerek tanrısal bilince yükselme yoluyla aydınlanmanın dönemi bitmiştir. Artık Tanrısal bilinç yeryüzüne inmekte ve Dünya’yı dönüştürmektedir. Sri Aurobindo hayatının son döneminde kendini “Integral Yoga’ya” adayarak hücresel boyutta dönüşüm üzerine çalışmıştır. Kendine eşlik eden ve onun gibi aydınlanan Anne (Mira Alfassa) ise Sri Aurobindo’nun bu vizyonunu gerçekleştirme niyetiyle Auroville ismi verilen bir şehir kurmuştur.

Sri Aurobindo ve vizyonu hakkında söyleyecek çok şey var gerçekten. O Yeni Çağ’dan bahseden ve bu vizyonu hem Doğu’ya hem Batı’ya ulaştıran ilk mistiktir. Yeni Çağ’ın dünyasında milletlerin yerine milletler üzeri bir birliğin hakim olacağını ifade etmiştir. Hintli Yoga geleneği içinde bir devrim yaratmıştır, bugün milyonlarca insan onun vizyonunu paylaşmakta ve yaydığı ışığı hazmetmeye çalışmaktadır.

Sri Aurobindo’nun hayatının dilerseniz Maya takviminin Gezegensel Altdünya boyunca nasıl ilerlediğine bir bakalım:

(1873) 4. gündüzün başı – Sri Aurobindo’nun doğumu (1872)

(1893) 4. gecenin başı – Hindistan’a dönüşü (1893)

(1903) 4. gecenin orta noktası – Yoga’ya başlaması (1904)

(1913) 5. gündüzün başı – İlk yazılarını yazmaya başlaması (1913), (1926) ashramın kurulması

Peki, Sri Aurobindo ve onunla beraber insanlığın bilinç alanına düşen Yeni Çağ vizyonu neden Beşinci Gündüz ile beraber başladı? O 1913’te yazmaya başladığı sırada Einstein görecelilik kuramını geliştiriyordu ve Atatürk ise kazandığı küçük zaferlerle büyük misyonuna doğru ilerliyordu.

Sri Aurobindo’nun vizyonu ile Atatürk’ün vizyonu arasında bir bağ görüyor musunuz? “Yurtta sulh cihanda sulh” diyen Atatürk’ün Sri Aurobindo’ya yakın bir vizyona sahip olması muhtemel mi? Atatürk’ün açıklanmayan gizli vasiyetinde milletler üstü bir birlik vizyonunun ifadesi olabilir mi?

Mesih bilinci Gezegensel Altdünyanın Beşinci Gündüzünde bu kişiler üzerinden mi geliyordu: Atatürk, Sri Aurobindo ve Einstein? Kukulcan’ın enerjisi sayesinde Maya takviminin bize sunduğu bilgilere dair bir farkındalık mı uyanmıştı? Einstein ile zamanın 4. boyut olması ve zaman-uzay ilişkisi. Sri Aurobindo ile bilincin evrimi ve yaklaşmakta olan Yeni Çağ. Peki, Atatürk ile nasıl bir ilişkisi oldu Maya takviminin?

Tahsin Mayatepek, Atatürk’ün gizli vasiyeti ve Anadolu’da Aydınlanma

Bu konuda, Atatürk’ün Maya dili ve kültürü üzerine yaptığı araştırmalara değinmeliyim. Atatürk Tahsin Mayatepek isimli bir albayını Meksika baş güzergâhı olarak atamıştı. Tahsin Albay Meksika’da geçirdiği yıllar içinde Maya dili ve kültürü ile Türk dili ve kültürü arasındaki benzerlikleri fark etmişti. Bunun sonucunda onun Amerikalı araştırmacı James Churchward’ın Maya ve Türk uygarlıklarının ortak atası olduğunu iddia ettiği, batık Mu kıtası üzerine yazdığı kitapları okuduğunu ve araştırmasını Atatürk’e raporlar halinde gönderdiğini biliyoruz. Mayatepek soyadını ise Maya dilindedir ve “Maya tepesi” demektir. Churchward’ın kitapları ise Atatürk tarafından Türkçeye çevirtilmiştir. Bunlar arşivlerde bulunabilir ve Sinan Meydan’ın araştırmaları bu konuda yol göstericidir.[5]

Bu noktada şöyle bir soru kaçınılmaz olarak aklıma geliyor. Atatürk bu araştırmaları sırasında Maya takvimine ve son tarihine dair bir bilgi veya vizyon edinmiş miydi? Meriç Tümlüer’e göre Atatürk ilahi bir misyona sahip olduğu için onun böylesi bir ilham alması ihtimal dahilinde. O zaman Atatürk’ün gizli vasiyetinde yazdıkları Maya takvimi ve onun son tarihi ile ilgili olabilir mi? Gizli vasiyetin açıklanmasının 25 yıl ertelenmesi, gregoryen takvimde 2013 yılını gösteriyor. Bunun Maya takviminin son tarihine yakın olması nasıl bir tesadüf olabilir?

Başka bir soru da şu; Maya takviminin son tarihine yaklaşırken ve insanoğlunun kolektif aydınlanmasına doğru adım atarken Anadolu’nun bundaki rolü ne? Dönüyor dolaşıyor konu buraya geliyor değil mi? Bir başka ilginç kişiyi tanıtmak istiyorum sizlere. Bu, Yeni Çağ mistiği Sri Aurobindo’nun ruhsal yoldaşı olan ve “Anne” ismiyle anılan Mira Alfassa’dır. Anne, kendisini Yoga’ya adadıktan kısa bir süre aydınlanmıştır ve Sri Aurobindo’nun çalışmalarını sürdürmüştür. Paris doğumlu olan Anne’nin annesi Mısırlıdır. Peki ya babası? Türk’tür. Bu yüzden Anne’nin kurduğu ütopik şehir Auroville’de Türk olduğunuzu söylerseniz özel bir ilgiyle karşılaşırsınız. Peki, bu nasıl bir bağlantıdır ve bunun Anadolu’nun ruhsal misyonu ile nasıl bir bağlantısı vardır?

Bu soruların cevabını bulmak ve kanıtlamak pek kolay değil biliyorum. Fakat bütün bu yazdıklarımdan ortaya çıkan resim, en başta sorduğum soruya bir cevap verme eğiliminde. Mesih bilinci Beşinci Gündüzler boyunca tek bir insan olarak mı geliyor, yoksa bu bilinci taşıyan bir insan grubu olarak mı? Görünen o ki Ulusal Altdünya’da İsa Mesih ile gelen bu bilinç, Gezegensel Altdünya’da bir kaç dahi veya bilge olarak nitelendirebileceğimiz kişiler ile geldi.

Pilates

Bu kişilere bir bedensel zekâ dâhisi olan Joseph Pilates’i ekleyebiliriz. O da geliştirdiği fiziksel egzersizlerle insan sağlığı konusunda bir çığır açmıştır. Birinci dünya savaşı sırasında (1914 – 1918) tutsak olduğu esir kampının genel sağlığını korumada üstün başarılı olan Pilates, 1926 yılında New York’ta açtığı atölye ile beraber Pilates tekniğini dünyaya yaymaya başlamıştır. Pilates tekniğinin omurga duruşunu daha iyiye doğru götürerek insan evriminde önemli bir rolü olduğu bilim adamları tarafından ifade edilmektedir.

Yine Beşinci Gündüze denk gelen bilincin evriminde ki bu sıçrama bir tesadüf müdür? Aslında Pilates’in vizyonu ve geliştirdiği teknik Sri Aurobindo’nun vizyonu ile uyum halindedir. Her ne kadar birbirlerinden haberleri olmasa da. Bu ortak vizyon, insan gelişiminde maddesel bedenin bir kenara atılamayacağı ve tersine onu dönüştürmek ve iyileştirerek Tanrısal İnsanın tezahürüne olanak sağlanmasıyla ilgilidir.

Galaktik Altdünya’da Mesih Bilinci

Bütün bunların ışığında ne görüyoruz? Benim gördüğüm, Ulusal Altdünya’da İsa Mesih ile tezahür eden Mesih bilinci, bir üst katta, Gezegensel Altdünya’da birden fazla kişi ile tezahür ediyor. Dolayısıyla Yehova Şahitlerinin kehaneti bir bakıma doğru. Peki, 24 Kasım 2006 – 19 Kasım 2007 arasındaki Galaktik Altdünya’nın Beşinci Gündüzünde Mesih bilinci nasıl tezahür ediyor? Eğer Maya takviminin son tarihindeki resimde İnsanlık ailesinin aydınlandığını görüyorsak, Sri Aurobindo’nun bahsettiği Tanrısal İnsan oradaysa, o halde o kata doğru yükseldikçe Mesih bilincinin de gitgide daha çok kişi üzerinden tezahür ettiğini görmemiz mantıklıdır.

Önce bir, sonra bir kaç, şimdi ise birçok insan üzerinden geliyor Mesih. Benim sezgilerim, bu yazıyı okuyan ve anlayan herkesin Mesih bilincini taşıdığını söylüyor. Bizlerin birliğinde ise Mesih’in ışığının parladığını hissediyorum. Yeni Dünya’yı ortak yaratanlar olarak atılan her adımda edilen her niyette bu gücü hissediyorum dostlarım.


Harika bir şafağın güneş gözlü çocukları olduğumuzu biliyorum...


O, biziz...

Fatih Keçelioğlu,

9 Ix, Galaktik Altdünya’da 8.2.14 (16.01.2007)

İstanbul

Notlar:



[1] http://www.dunyadinleri.com/yehovacilar.html

[2] http://www.ntvmsnbc.com/news/391854.asp

[3] http://www.ntvmsnbc.com/news/394123.asp

[4] http://aurovision.blogspot.com

[5] http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=4502

Çarşamba, Ekim 25, 2006


Bu makaleyi dilediğiniz gibi dağıtabilir ve forward edebilirsiniz

Beşinci GÜNDÜZÜN başlangıcını kutlayalım: 24 Kasım 2006

Carl Johan Calleman

Şu anda 24 Kasım 2006’da başlayacak olan Galaktik Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZÜNE yaklaşıyoruz ve pek çok insan şu andaki GECENİN orta noktası olan 27 Mayıs 2006’ı geçtikten sonra olayların ısınmaya başladığını fark etti. Aslında bilincin evrimi gelecekteki Üstdünyalar ve Altdünyalar* tarafından yönetilir ve bizde çoktan bu dönemin etkilerini görmeye başladık. Bu etkiler hem bireysel deneyimler olarak hem de dünyadaki olaylar bazında kendini göstermektedir.

Her bir Altdünyada Beşinci GÜNDÜZ bir atılım dönemidir. Bu yüzden önümüzdeki dönemin büyük değişiklikler getirmesini bekleyebiliriz. Galaktik Altdünyanın temel amacı Batı ve Doğuyu dengelemek olduğu gibi akılcı sol beyin yarısı ile sezgisel sağ beyin yarısı arasında da bir denge getirmektir. Kısacası bu dönem Batı hakimiyetinde önemli bir düşüş getireceği gibi Batı ve Doğu kültürlerinin de bir araya gelmesini sağlayacaktır. Büyük ihtimalle Amerikan dolarında büyük bir düşüş ve dünyada ki ardı ardına tahrif edilmiş ekonomik ilişkilerde de bir düşüş yaratacaktır.

Görünen odur ki GÜNDÜZLER dünyasal değişimleri ve doğal felaketleri de getirmektedir. Bu olaylar yaklaşan 24 Kasım 2006 – 19 Kasım 2007 dönemine damgasını vurabilir. İnsanlar kendi içsel bütünlük ve birliklerini tekrar yakalarken doğal olarak dış dünyaya dair olan kontrolleri azalır. Beşinci GÜNDÜZ tam olarak böyle bir dönem olacaktır, ve içsel birlik ve bütünlük için gerekli koşullar oluşacaktır. Bu içsel bütünlük, güçlenecek olan sağ beyin yarısının sayesinde sezgilerimizdeki büyük bir gelişim ile gelecektir. Açıkçası, sezgilerde ki bu gelişim olmadan bize gitgide daha kısa aralıklarla sunulacak olan fırsatları kullanmamız mümkün olmayacaktır.

Yapılacak en iyi şey Beşinci GÜNDÜZÜN başlangıcı ile gelmekte olan bu çok önemli enerji değişimini tam olarak kabul etmek ve kucaklamaktır. Dünyanın üzerinde yaşayan herkesi Atılım Kutlamasının bir parçası olan Quetzalcoatl’ın gelişini, 23–24 Kasım 2006 tarihlerini kutlamalarını öneriyorum (www.breakthroughcelebration.com). Galaktik Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZ enerjisi gerçekten dünyada bir atılım yaratacaktır ve artık bir alt bilinç katının materyalist ve sabit zihin durumuna geri gelmeyeceğimiz herkes için açık olacaktır. Küresel enerji alanında gerçekleşecek olan değişimi hoş karşılamalıyız ve Doğu ve Batı, akıl ve sezgi ve erkek ve kadın arasında bir denge yaratmak için vereceği fırsatı iyi kullanmalıyız. Beşinci GÜNDÜZ pek çok insan için yaşayacakları en güçlü dönüşümü getirecektir ve bu ilahi planın bir parçasıdır. Maya takvimine bakarak beklediğimiz bu değişimleri kutlayalım, onlara beraberce hazırlanalım ve en önemlisi bu değişimlerin farkında olalım.

Carl Johan Calleman, 11 Yılan, Galaktik Altdünya 7.16.5

(19 Ekim, 2006)

Lelystad, Hollanda

Carl Johan Calleman

cjcalleman@swipnet.se

* Çevirenin Notu:

Altdünyalar ve Üstdünyalar: Mayalara göre Evren 9 Altdünya’dan ve 13 Üstdünya’dan oluşmuştur. 9 Altdünya bir piramitin 9 katı gibi birbirini üzerine gelen bilinç katlarıdır. Bu katlar aynı zamanda Maya takviminin zaman dönemleridir. Bu katlardan birincisi 16 milyar yıl önce başlamıştır. Her bir Altdünya bilincin evriminde bir üst boyutu getirir ve farklı bir niteliğe sahiptir.

13 Üstdünya ise bu piramit katlarının her birinin içinde tekrar eden zaman dilimleridir ve 7 Gündüz 6 Geceden oluşurlar. 5. Gündüz en parlak Gündüz olarak bilinir ve her katta 5. Gündüzün gelmesi ile bilincin evriminde büyük bir hareket görülür.

Beşinci Gündüz Hakkında Bir Açıklama


Maya takvimine göre 24 Kasım 2006 ile başlayacak olan dönemin adı Galaktik Altdünyanın 5.Gündüzüdür. 5. Gündüz yaratılışın 7 gündüzü içinde en parlak olanıdır. Maya takviminde yer alan bu “yaratılışın 7 gündüzü ifadesi” her üç tektanrılı dinin kitaplarında da geçmektedir. (Tevrat, İncil ve Kuran-ı Kerim).

Bunun detaylarına inmeden önce, kısaca büyük resmi göstermeye çalışayım. Maya takvimine göre, evren 9 kattan oluşmaktadır ve bunlar “Altdünyalar” olarak isimlendirilmiştir. Evrenin bu 9 katı bilincin 9 seviyesini veya 9 zaman seviyesini temsil eder. Başka bir deyişle zaman:bilinç demektir. Bu 9 seviye tıpkı resimde ki gibi 9 katlı bir piramit oluşturur ve her biri bilincin evriminde bir üstteki seviyeyi getirir.

Bu dönemlerin ilki 16,4 Milyar yıl önce başlamıştır. Her bir üst seviyeye çıkıldıkça bunların uzunlukları 20 kat kısalır. Dolayısıyla biz altıncı kata gelirsek ki bu Ulusal kattır, göreceğiz ki onun süresi 5,125 yıldır. Burası önemli bir duraktır çünkü bu dönemin başlangıcı ile beraber modern insan zihninin tohumları atılmıştır. Yazı, yazılı tarih, uluslar ve sınırlar, hanedanlar, dikey sosyal hiyerarşi, ekonomik sistemin tohumları, metalin kullanımı, ilk büyük binalar. vs... Bu mitolojik anlamda Cennetten kovuluştur, ya da daha sanatsal bir ifade ile “Matrix”in kuruluşudur. Bu zaman dilimi (veya bilinç seviyesi) aynı zamanda insan zihninin sol beyin yarısının hakimiyetini getirir. Sol beyin bütünden ziyade parçaları görür ve ayrılık illüzyonuna neden olur. Bu aynı zamanda Batı dünyasının hakimiyetinin tohumlarının atıldığı zamandır.

5 Ocak 1999 tarihi geldiğinde ise piramidin sekizinci katı aktif oldu. Bu kat Galaktik kattır ve küresel beynin sağ yarısını uyandırır ve güçlendirir. Sağ beyin bütünü görür ve sezgiseldir, mistik ve kolektiftir. Bu tarihten itibaren pek çok insanın ruhsal açılımlar ve mistik deneyimler yaşaması bu nedendendir. Aynı zamanda doğal/ekolojik hayata, alternatif terapilere, doğu felsefelerine ve meditasyona büyük ilgilerin uyanması da bu katın enerjileri dolayısıyladır. Bu dönem aynı zamanda dünya üzerinde büyük bir bağlantı ağını getirir (bu kendini WWW ile gösterir) ve Batının bir düşüş Doğunun ise bir yükseliş yaşamasına yol açar. Bu değişimlerin potansiyel olarak büyük kısmı henüz gerçekleşmedi. Çünkü yaratılışın 7 gündüzü arasında en parlak gündüz olan 5. gündüz henüz başlamadı. Bu 5. gündüz, bir atılım enerjisi olarak tanımlanabilir ve daha alttaki bilinç katlarında gerçekten atılımlara neden olmuştur.

Şimdi 5. gündüz piramidin daha önceki katlarında neler getirmiştir buna bir bakalım isterseniz:

  • 5 milyar yıl önce Güneş sistemimiz doğdu. (1. zaman katının 5. Gündüzünde)
  • 300 milyon yıl önce, sürüngenler ortaya çıktı. Hayvansal yaşam ilk kez denizden karaya çıkmış oldu. (2. zaman katının 5. Gündüzünde)
  • 800,000 yıl önce, insanoğlu ateşi keşfetti. (4. zaman katının 5. Gündüzünde)
  • 2,000 yıl önce, Hz. İsa geldi ve dünyaya yayılan sevgi mesajını sundu. (6. zaman katının 5. Gündüzünde)
  • 100 yıl önce, Einstein evrenimizi açıklayana görecelilik kuramını ortaya attı. (7. zaman katının 5. Gündüzünde)

Bu noktada, sizden gelecek katkıları merak ediyorum.

Beşinci Gündüz bu sefer ne getirecek sizce?

Hayal gücümüz sınır tanımaz.

Ve ne hayaller gerçek olur!

Çarşamba, Ekim 11, 2006

Maya takviminin bir özeti ve Tasavvuf ilmi ile karşılaştırması

2012 yılında biteceğine dair yayılan haberler ile tanınan Maya Takvimi hakkında kamuoyunu bilinçlendirecek özet bir yazı yazmanın gereği son zamanlarda neredeyse kaçınılmaz olmuştu. Yeterince anlaşılmadığında veya yetersiz kaynaklardan duyulduğu veya okunduğu haliyle Maya takvimi bir hurafe veya daha kötüsü bir korku nesnesi olarak anlaşılabilmektedir. Maya takviminin sonunun dünyanın veya yaşamın sonu anlamına gelen bir felaketle ilgisinin olmadığını, aksine insanın evriminin son ve en yüce noktası anlamına geldiğini idrak etmek için hakiki Maya takvimi bilgisini anlamaya ihtiyacımız vardır.

Hakiki Maya takvimi bilgisi bizlere oldukça maceralı bir şekilde ulaşmaktadır: İspanyol yağmasından geri kalan arkeolojik bulguların arasından Maya takvimini çıkarmak; onun hakikatini anlamak için uzun yıllar süren bilimsel ve mistik çalışmalar yapmak; bu bilimsel ve mistik perspektiflerin bir sentezi sonucunda Maya takvimini hem anlamamızı hem hissetmemizi sağlayan yorumların ortaya çıkması; bu ortaya çıkarılan yorumların sade ve anlaşılır kılınması için yapılan çalışmalar; ve ayrıca çağdaş bir insanın (Jose Arguelles) icat ettiği bir sistemi (Dreamspell) gerçek Maya takvimi diyerek çılgın bir şekilde Dünya’ya yaymasının yarattığı yanılgılar, hakiki Maya takvimi bilgisini hala zor ulaşılır kılmaktadır. Fakat Maya takviminin gerçek bilgeliğini gün ışığına çıkaran İsveçli araştırmacı Carl Johann Calleman’ın söylediği gibi, artık hakiki Maya takvimi bilgisinin geniş çapta bilinmesinin zamanı gelmiştir ve bu bilginin yayılması durdurulamaz.

Bu gizemli Maya takviminin sistemi bildiğimiz diğer tüm takvimlerden ve astrolojik sistemlerden faklıdır. Bunun nedeni Maya takviminin astronomik döngüler yerine evrenin ruhsal enerjilerinin akışını izlemesidir. Diğer bir deyişle, dünyanın güneş etrafında dönüşü veya ayın dünya etrafında dönüşü gibi gözlemlenebilir döngüler değil, fiziksel boyutun ötesindeki ruhsal enerjilerin izlediği döngülerdir Maya takvim sisteminin temeli. Burada ufak bir parantez açalım ve Mayaların tarımda kullandıkları “haab” isimli bir güneş takviminde olduğunu fakat bizim burada ruhsal temelli “Tzolkin” takvimini incelediğimizi ekleyelim. Mayalar her ne kadar astronomide ilerlemiş olsalar da, ruhsal takvimlerini oluştururken kültürlerinin temel bir niteliği olan şamanizmi bir araç olarak kullanmışlardır. Takvimin şamanik vecd hallerinde “indirildiğini” söylersek abartmış sayılmayız.

Maya Takvimin Sistematiği

Peki nasıl bir sistem izlemektedir Maya takvimi? Bu soruyu şu şekilde de sorabiliriz? Evrenin ruhsal enerjileri nasıl bir akış izlemektedir? Maya takvimine göre 20 günlük “uinal” isimli bir döngü boyunca her gün başka bir tanrı/tanrıça (burç) tarafından yönetilir. Bu burçlar evrenin ruhsal enerjilerinin o gün nasıl nitelikler taşıyacağına dair bize bir fikir verirler. Bir de 13 günlük “trecana” isimli bir süreç daha vardır ki bu da 1 den 13 e devam eden, 13 sayılı günden sonra tekrar 1 sayılı gün ile başlayan döngüler getirir, ve yine her bir gün kendine has bir enerji getirir. Bu iki döngü, iç içe geçmiş iki çark gibi (bkz. şekil 1) birbiriyle ilişki halindedir ve toplamda 20 x 13 = 260 farklı enerji demektir.

Şekil 1


Şimdi eğer bu döngülerin sonsuz şekilde sürekli olarak devam ettiğini ve her seferinde tıpatıp aynı nitelikleri getirdiğini söylersek önemli bir hata yapmış oluruz. Bu hatanın kaynağı bizim zihinsel olarak koşullandığımız astronomik veya astrolojik zaman sistemleri olabilir. Bu sistemler ile Maya takvimini benzer kılmak Maya takviminin hakiki mesajını ve rehberliğini değerlendirmemizi engeller. Maya takvimine göre zaman bir son noktaya varan spiral şeklinde akmaktadır, ve aslında bir evrimi anlatmaktadır. 20’li ve 13’lü bu küçük döngülerin dışında daha büyük döngülerde vardır ve bütün bu döngüler arasında holografik bir ilişki vardır. Makrokozmos ile mikrokozmos arasındaki ilişki Maya takvimine göre zaman birimleri arasında da vardır. Bunun iki nedeni vardır. 1) Maya takvimi evrenin hakikati ile bütünsel bir uyum içindedir, Mayalar zaman ve mekan (uzay) için aynı sözcüğü kullanmaktadırlar: Najt. 2) Evren, batı biliminin ortaya çıkardığı gibi fraktal evrenlerden (bkz. şekil 2a/2b/2c) oluşmaktadır. Yani büyük birimlerde nasılsa küçük birimlerde de öyledir.


şekil 2a/2b/2c

Maya takvimi de evrensel sistemi açıklayan bir bilgi olduğuna göre bu evrensel yapı ile paralel olması doğaldır. Bu noktada Tasavvuf ilminin önde gelen alimlerinden Ibn-i Arabi’den bir katkı sunmak istiyorum. Ibn-i Arabi, evreni olduğu gibi görebilseydik onun bir kaleydoskop gibi olduğunu görürdük demiştir. (bkz. şekil 3a ve 3b)


Şekil 3 a



Şekil 3 b

Özetle Maya takvimine göre sürekli devam eden sonsuz sayıda zaman döngüleri yoktur, bunun yerine evrimsel ve bir spiral şeklinde yükselen zaman anlayışı vardır. Bu zaman anlayışı Mayaların inşa ettikleri 9 katlı piramitlere bakıldığında daha net anlaşılır (bkz. Şekil 4). Bu piramitlerin 9 kattan oluşuyor olması bir tesadüf değildir, ve Mayaların 9 Altdünya dedikleri 9 zaman katını sembolize etmektedir. Bu zaman katlarının ilki, yani piramidin temeli, zaman olarak 16 Milyar yıl öncesine gitmektedir. Bu da Batı biliminin bir hipotezi olan Büyük Patlama ile yani evrenin ilk var oluşu ile çok yakın bir zamandadır. Yani Maya takviminin başlangıcı, Evrenin ortaya çıkışı ile aynı zamana denk gelmektedir. Başka önemli bir konu, bu piramit katlarının her birinin farklı bir nitelik getirmesi ve bilincin evriminde bir üst boyuta sıçrayışı sağlamasıdır. Piramidin tepesine çıkmak ise Mayalı şamanların törenlerinde yaptıkları gibi Aydınlanmayı sembolize eder. Başka bir deyişle bu Ruhsal, İlahi planın tamamlanması anlamına gelir. Gerçekten de Maya takvimini en iyi özetleyecek ifade budur aslında: İlahi yaratılış planı. Bilincin evrimsel safhalar geçirmesi ile maddeden yaşama, oradan maymun bilincine ve insan bilincine yükselen, sonrasında ise insanın tekamülünün son noktası olan Aydınlanma noktasında tamamlanan bir ilahi yaratılış planı.

Şekil 4

Bu 9 Altdünya dışında bir de 13 üstdünya olarak anılan zaman birimleri vardır ki bu 13 üstdünya her bir piramit katında mevcuttur. Bu 13 üstdünya 7 gündüz 6 gece şeklinde bir kalıp izler. Maya takvimine göre de yaratılış böylesine bir kalıp izler, ve bu 7 gündüz 6 gecenin tam tarihlerini bilmek ve yaratılışı takip etmek mümkündür. Yaratılışın 7 gündüz 6 gece sürdüğü Tevrat'in Tekvin kitabında geçmektedir. İncil yani yeni ahit ise eski ahit'i referans vererek kullanır 7 gündüz 6 geceyi. Kuran-ı Kerim'de ise yine bahsi geçen 7 gündüz vardır. Burada gündüz "yevm" kelimesi ile açıklanır ve arapçada cok geniş bir zaman ifadesidir yevm. Gün olabilecegi gibi çağ olarak ya da an olarak da çevirilebilir. Maya takvimi sayesinde anlayabildiğimiz gündüz anlamına en yakın kullanım budur.

Ben bütün bu bilgiler ışığında Maya takviminin Evrenin bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Başka bir deyişle Maya takvimi evrensel bir haritadır, buraya nerden geldiğimizi, nerede durduğumuzu ve nereye gittiğimizi bu haritadan görebiliriz.

Maya Evrenbilimi ile Tasavvuf İlmi arasında bir karşılaştırma

“İlim tek bir noktadır, fakat onu cahiller çoğaltmıştır.”

Hz. Ali

Bu çalışma Mayaların ilmindeki bazı manevi boşlukları tasavvuf ilmi ile doldurmak ve tasavvuf ilmine de mayaların zaman-uzay ilminden bazı katkılar yapma çabası, o tek noktaya geri dönüş yolunda bir maceradır.

Tasavvuf ilmine göre 99 esma, yani Allah’ın doksan dokuz güzel ismi, kendini insanlar üzerinden gösterir. Her biri Allahın farklı bir güzel özelliğidir ve bir insanda bunların bazıları ön plandayken bir diğer insanda diğer esmalar kendini gösteriyor olabilir. Anadolu tasavvufunda Hakk ile Halk arasında bir ayırım gözetilmez, o yüzden tüm bu esmaları Halk’ta bulabiliriz, çünkü Halk ile Hakk Birdir. İlahi yaratılış planını açıklayan Maya takvimine göre de bu birliğin idraki ile sonlanacak bir evrim sürecinde bulunmaktayız. Yani hedef aynı: Birlik bilinci. Sen ben ayrımının olmadığı bir bilincin Dünyada vuku bulması. Mayalar bu birlik halini In Lak’ech (Ben başka bir senim) diyerek dile getirir. Tasavvuf’ta ise vahded-i vücud ile açıklanır bu hal, yani varlığın birliği. Bunun en güzel ifadesi ise Kelime-i Tevhittir, yani “La ilahe İllallah”. Allah her yerdedir ve her şeydir, tek tek ilahlar yoktur. Burada Maya evrenbilimi ile Tasavvuf ilmi arasında bir zıtlık var gibi görünmektedir. Mayalarda pek çok tanrı ve tanrıça olduğu aşikardır, fakat bunların her biri Mayalara göre evrenin belirli parçalarına, yani zaman dilimlerine hükmetmektedirler. Başka bir deyişle bu tanrı veya tanrıçalar belirli zaman aralıklarında bilinci etkisi altına alan enerjilerdir. Bu ilahların işbirliği sonucunda ilahi plan işlemektedir. Bu 20 ve 13 lü tanrı/tanrıça gruplarının tıpkı 99 esma gibi Bir olanın farklı tezahürleri olduğunu söyleyebilirim.

Yine de Mayaların manevi ilim açısından Anadolu tasavvuf ilmini yakalayabildiklerini söylemek benim için gerçekten zordur. Zaten bu tanrı ve tanrıçaların hükmetmesi Maya takviminin son tarihi olan 28 Ekim 2011 ile sona erecektir. Bu noktadan sonra İlahi plan tamamlanmış olacak, başka bir deyişle yaratılış son noktasına varacaktır. Birden gelmiş olan biz insanlar ise Bire kavuşmuş olacağız. Tasavvuf’ta önemli bir kavram olan Tevhit, bütünlük veya birlik diye çevrilebilir, tevhide ulaşmak ise maya takvimine göre birlik bilincine ulaşmak ile aynıdır.

Hakikatte hüküm süren tevhididir, ayrılık ise insan zihnindedir. Bu ayrılık ise yine Maya takvimine göre ilahi planın dahilindedir. İncil’de büyük düşüş, veya Cennet’ten kovuluş olarak tanımlanan olay ile paralel insan zihninde Tanrıyla birliğin, yerini ayrılık ve dualiteye bıraktığı bir dönüm noktası vardır (Milattan Önce 3115). Maya takviminin sonuna doğru ilerlerken ise bilincimizdeki bu ayrılık perdesinin kalkması ile kıyam etmekteyiz. Kıyam etmek Arapçada ayağa kalkmak, yani manevi bir uyanış veya aydınlanma demektir. Bu hale farklı ifadeler yakışabilir ama bence bir felaket ve yıkım demek değildir kıyamet.

Burada Tasavvuf ilminin bize sunmadığı ama Maya takviminde olan en önemli bilgi, İlahi yaratılış planının safhalarını ve bu safhaların niteliklerini anlamak konusundaki rehberliktir. Allah dünyayı 7 gündüz ve 6 gecede yarattı ibaresi hem İncil’de hem de Kuran’da yer almaktadır. Maya takvimine göre de yaratılış 7 gündüz ve 6 gece kalıbını izler. Kaldı ki Maya takvimi sayesinde bu 7 gündüz 6 geceyi tam olarak tarihleri ile görebiliriz. Burada yaratılışın bizden ayrı olmadığını ve aslında sonradan dahil olduğumuz bir süreç olduğunu görebiliriz. Bu 7 gündüz ve 6 gece süreçleri henüz tamamlanmamıştır. Buradan da görebiliyoruz ki Maya takviminin bize sunduğu zaman haritasında aslında daha geniş ve derin bir bilgi vardır.

Seçim mi, İlahi irade mi?

Aslında burada değinmekte fayda olan bir konu var ki o da cüzi irade ve külli irade konusu. Cüzi iradeyi bireyin özgür iradesi, külli iradeyi ise ilahi irade olarak çevirebiliriz. Aslında külli irade bütünsel irade olarak ta çevrilebilir. Bu ikisi arasında yani bireysel olan irade ile bütünsel olan irade arasında bir gerilim varmış gibi görünür. Bugün maneviyata dalmış olan bilim adamları arasında da bu bağlamda bir tartışma vardır. “Ne biliyoruz ki?” filminde izlediğimiz kuantum fizikçileri bireysel özgür iradenin mutlak olduğunu ve ne istiyorsak onu yaratabileceğimizi söylemektedirler. Nobel ödüllü Hollandalı fizikçi Gerard 't Hooft'un son araştırma ve hipotezlerine göre ise de özgür irade yoktur ve evrende her bir elektronun bir sonraki anda nereye gideceğini hesaplayabiliriz. Öte yandan Tasavvuf ilmine göre her ikisi de vardır, yani İlahi irade işlerken bireysel irade de mevcuttur. Yani insan bir yandan tamamıyla özgür iken, öbür taraftan yaptığı seçimler ilahi planın dahilindeki seçeneklerle çerçevelenmiştir.

Burada açıklamak isterim ki aslında cüzi irade, yani bireyin özgür iradesi niyettir ve niyet gerçekten de çok etkili bir güçtür. Atom altı boyutta her şeyi yeniden yaratabilecek güçtedir. Fakat bir de kolektif niyeti düşünün, yani külli olanı, bütünsel olanı. Elbette ki buradaki güç daha büyüktür. Birey için bu kolektif olan ile uyum halinde olmak onun için kalp huzurunun, ruhsal tekamülün, aklı başındalığın anahtarıdır. İslam’da da bu böyledir. İslam kelimesi “slm” kökünden gelmektedir ve İslam ile “teslim” olmak arasında direk bir ilişki vardır, bir başka deyişle Müslüman olmak, teslim olmak demektir. Neye teslim olmak? Bir ve bütün olana. Bir ve bütün olan Allah’a teslim olunca kalp huzur bulur. Huzur anlamında ki “Selam” da yine “slm” kökünden gelir. Aklı selim olmakta yine “slm” ile ilgilidir. Bir ve bütün olana teslim olunca, bütünün hayrını dilemeye başlarız, ve baktığımız her insanda Allah’ı görmeye başlarız, çünkü o hepimizin içindedir. Halk ile Hakk birdir. Bardaklar nice şekilde, su aynı sudur. Ibn Arabi’nin dediği gibi insan insanın aynasıdır. Ya da Mayaların dediği gibi, In Lak’ech (ben başka bir senim).

Bu teslimiyet aslında aynı zamanda Maya takvimine de bir kabul getirir. Daha öncede söylediğim gibi Maya takvimi ilahi planın nasıl bir akış izlediğine dair bize bir rehberlik vermektedir. Başında büyük patlama ve evrenin ortaya çıkışı, sonunda ise yaratılışın tamamlandığı, insanoğlunun İnsan-ı Kamil olduğu bu plan, kaçınılmaz olarak işlemektedir.

Maya Burçları bize nasıl bir rehberlik sunabilir?

Bu noktada maya astrolojisi diyebileceğimiz sistemden bahsetmek istiyorum. Lütfen “kariyerimde ne olacak?”, “evliliğimde ne olacak?” gibi sorularla Maya astrolojisine yaklaşmayın. Maya Astrolojisi tamamı ile ruhsal niteliktedir ve bu tür maddi sorulara cevap vermez. Daha önce de belirttiğim gibi Maya takvimi fiziksel ve görünen boyuta değil, bunun ötesindeki ruhsal boyuta dair bir sistemdir. Bu yüzden de fiziksel dünyada olup bitenlerle değil ruhsal tekamül boyutunda olanlarla ilgilidir. Maya takvimini ve onun tanımladığı enerjileri anlamak için bakışınızı altüst etmeniz gerekebilir. Tıpkı Yıldız Savaşları filmindeki Yoda’nın, Luke Skywalker’a verdiği “Öğrendiğin her şeyi geri öğrenmelisin” (“you have to unlearn what you have learned”) tavsiyesindeki gibi.

Bireysel rehberlik anlamında bu sistemin en önemli farkı şudur: diğer sistemlerde sürekli devam eden döngüler varken Maya Astrolojisinde her şey son noktaya doğru akmaktadır, yani insanlığın birlik bilincine ulaşmasına. Bu noktada bireysel maya astrolojisi rehberliği ancak bütünsel maya takvimi yorumu çerçevesinde anlaşılabilir. Bütün bireysel yollar, bütünsel yol içinde anlaşılabilir. Hepimizin bu yolculukta biricik bir rolü vardır, ve bu tamamıyla kusursuzdur, iyi veya kötü değildir. Tıpkı Allah’ın 99 güzel isminin gerçektende güzel olduğu gibi.

Bu güzelliği görmekte zorlanananlara şu tavsiyeleri verebilirim. Asırlardır zihnimize hakim olan ayrılık illüzyonunu fark edin. Kuran’da yazdığı gibi, hepimiz biriz ve bir kulun diğerine üstünlüğü yoktur. Ayrıca günlük hayatlarımızdan ruhsallığı uzak tutan fiziksel zaman anlayışını aşın. Fiziksel bedenlerin (gezegenler, ay, güneş) ruhsal niteliklerimizi ve ruhsal yolumuzu belirlediği gibi bir yanılsamayı da aşın.

Diyelim ki gerçektende batı astrolojisinin sunduğu gibi gezegenlerin, ayın ve güneşin bizim ruhsallığımızda bir etkisi olsun. Peki bize en yakın ve bilincimizde en yüksek etkiyi yapabilecek olan fiziksel bedenin yani Dünya’nın etkisi ne kadar? Batı astrolojisinde her burcu yöneten bir gezegen var, peki Dünya hangi burcu yönetiyor? Dünya’nın üzerimizdeki etkisini kim nasıl ölçüyor? Maya takvimi Dünya Ağacının nabız atışlarına dayalı bir ilimdir. Bu Dünya Ağacı ise Evren’in kalbi olan Hunab-Ku (tek Tanrı anlamına gelir, bkz. şekil 5) ile İnsan’ın kalbindeki yaşam ağacı arasında bir kanaldır. İçimizdeki Evren’in etkisinin yanında takdir edersiniz ki Güneşin bile etkisi zayıf kalacaktır. Tüm alemler bizim içimizdedir, lütfen bunu ıskalamayın.

Şekil 5

Bir sonraki yazımda Maya Takvimin nasıl takip edebileceğimiz ve Maya Astrolojisi olarak adlandırılabilecek sistemden nasıl faydalanabileceğimizi detaylı şekilde açıklayacağım.

Burada yine Tasavvuf ilminden, gönül gözünden bir bakışla bitirmek istiyorum. “Allah insanı kendi nefesinden üfledi” diye çok güzel bir ifade vardır. Böyle bir var oluş, başka türlü bir şey isteyebilir mi insanlık için, güzellik ve aşktan başka? Bu bakış açısından şüphesiz Maya takviminin sonu, yaratılışın tamamlanmasıdır, kolektif aydınlanmadır, yeryüzünde Cennet’tir, Yuvaya dönüştür, insanın ve bilincin evriminin son noktasıdır.

Gönül gözünüzün açık olması dileğiyle.

Salı, Ağustos 08, 2006

İsrail ve İslam Üzerine
Galaktik Altdünyada Beşinci GÜNDÜZ Yaklaşırken

Bir Güncelleme

Carl Carl Johan Calleman

current situationŞu an ki durum

We are now approaching the Fifth day, beginning on November 24, 2006, and the ensuing energies of Quetzalcoatl and Tezcatlipoca of the Galactic UnderŞu anda 24 Kasım 2006’da başlayacak olan Galaktik Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZÜNE ve Quetzalcoatl (Ku-at-zal-ko-tıl) ve Tezcatlipoca’nın (Tez-kat-li-po-ka) birbirini takip eden enerjilerine yaklaşıyoruz. These energies are likely to generate the chaos from which the new world of oneness will be born as we come to the completion of all the Underworlds by October 28, 2011. As I wrote in the article posted on my web site in November of last year, the first half of the Fourth night, November 29, 2005 to May 27, 2006, would be a relatively uneventful time that would be well suited for integration of what had happened in the preceding FourtBu enerjiler muhtemelen bir kaos yaratacaklar ve tüm Altdünyalar 28 Ekim 2011 tarihinde tamamlandığında doğacak olan yenidünya, bu kaosun içinden çıkacaktır. Geçtiğimiz yılın Kasım ayında web sitemde yayımladığım makalemde, Dördüncü GECENİN ilk yarısının, yani 29 Kasım 2005 - 27 Mayıs 2006 arasındaki dönemin göreceli olarak olaysız geçeceğini yazmıştım ve bu durum Dördüncü GÜNDÜZÜ takiben yaşananları iyi açıklamaktadır. Gezegensel Altdünyanın Dördüncü GECESİNİN orta noktasından hemen sonra 1905’teki Rus devriminin nasıl otokratik imparatorlukların yıkımının haberini verdiğini ve 1913'te Quatzalcoatl'ın getirdiği atılım enerjisi ile başlayan Birinci Dünya Savaşı sayesinde bu imparatorlukların yıkımının nasıl devam ettiğine işaret etmiştim. Şu andaki Galaktik Altdünya’da, Gezegensel Altdünya’nın 1905-1906 dönemine denk düşen bir yerdeyiz (şekle bakınız), ve görünen o ki bütünleşme için olan görece sakin dönem sona ermiştir. Bunun yerine son haftalarda şahit olduğumuz şeyler Beşinci GÜNDÜZÜN başlamasıyla gelecek olan atılım enerjisinin kargaşalı döneminin haberini vermiştir. Hissediyorum ki bu yıl evrimin ritmini tahmin etmekte çok başarılı oldum ve dikkatinizi çekerim bu doğru son tarih olan 28 Ekim 2011’i kullanmadan mümkün olamazdı. Burada eklemek isterim ki Maya takvimi belli zamanlarda somut olarak şu olacak veya bu olacak gibi bir şey söylemez. Bize geleceği tahmin etmemizde yardımcı olan Altdünyalardır – kesin tarifelere göre harekete geçen önceden belirli enerji sıralamalarıdır. Fakat tahminler sezgilere ve bu tahminleri yapan kişinin arka planına göre şekillenir. Bu yüzden Maya takvimine göre tahminde bulunduğunu söyleyenlerin yaptıkları bu tahminlerin ne kadar doğru olduğunu görmenizi tavsiye ederim. Maya takviminin 21 Aralık 2012'de biteceğini söyleyenler, genelde kendilerini bir testten geçirmiyorlar. Maya takviminin kehanetsel değeri olarak ne kalıyor, o zaman?

Geçtiğimiz haftalarda olayların yoğun olduğuna dair işaretlere baktığımızda bir tsunamiye, Irak’ta rekor sayıda ölüme, Taliban’ın yeniden aktiflik kazanmasına, Kuzey Kore’nin füze denemelerine, Bombay’da bombalama olaylarına, petrol fiyatında bir rekorun kırılmasına, St. Petersburg'da ki G-8 toplantısına ve Rusya'nın bir büyük güç olarak geri dönüşüne şahit olduk. Hepsinden öte, İsrail, Suriye ve özellikle İran tarafından desteklenen Hizbullah’ın üslerini yok etmek üzere Lübnan’a saldırdı. Kitaplarımda söylediğim gibi Galaktik Altdünya Kıyamettir (Çevirenin Notu: Kıyam etmek: Ayağa kalkmak), ve bu dönemde olayların düzgün ve sorunsuz akmasını beklemek için çok az neden vardır. Bugünün dünyasından birliğe doğru basamak basamak ilerleyecek bir süreci hayal etmek imkânsızdır.

İsrail

Galaktik Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZÜNE yaklaşırken İsrail’in rolünü anlamak açıkçası çok önemli bir hale gelmiştir. Merak edebiliriz, neden bu ülke bazı dünya dinleri için bu kadar önemli bir rol oynamaktadır? Neden Museviler kendilerini Tanrının seçtiği bir halk olarak görür ve aynı zamanda neden Hıristiyanlarda her şey İsrail ile başlar ve İsrail ile biter demektedir? Neden Müslümanların Musevilere karşı negatif tutumu bu kadar güçlüdür ve neden İsrail uzlaşma yaklaşımlarına bu kadar ters yanıt vermektedir?

Bence İsrail’in bu özel rolü ile ilgili bir açıklama, insan evriminin pek çok önemli adımının kaynağının orada olmasındandır. Bugün İsrail’inde dâhil olduğu Güneybatı Asya bölgesi, bundan yaklaşık 10.000 yıl önce insanoğlunun tarıma ve yerleşik hayata geçmesini sağlayan evcilleştirilebilir bitki ve hayvan sayısının en yüksek olduğu bölgeydi. Bu yüzden bu bölgedeki insanlar kültürel gelişimlerine çok iyi bir başlangıç yaptılar ve yine bu yüzden Ulusal Altdünyanın Üçüncü GÜNDÜZÜNDE, sol beyin yarıküresini destekleyen dalgalar sonucunda alfabe burada ortaya çıktı. İnsanoğlunun gerçekten ilk etkin yazı formu olan alfabe, Museviler tarafından icat edilmişti ve kutsal kitapları Tevrat’ta yazıya alınan ilk kitaptı ve gezegenin ilk tektanrılı inanç sistemi olmuştu. Yazılan Söze çok büyük bir önem verilmişti ve Tanrıdan gelen çok özel ve değişemez bir mesaj olarak algılanmıştı. Yazı ve beraberinde gelen tektanrılı din zihniyetinde önemli bir değişiklik getirmişti ve bu komşularla hızlı bir şekilde paylaşılmadığı için Museviler arasında Tanrı tarafından özel olarak seçildiklerine dair bir algı gelişmişti.

Ulusal Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZÜ başladığında Hıristiyan dininin kökleri İsrail’de salındı. Musevilerin çoğu bu dine pek çekilmemişti ve Milattan sonra 70 yılında yıkılan Tapınaktan sonra ülkelerinden ayrılarak dağıldılar, özellikle de batıya doğru. Maya takvimi perspektifinden bakıldığında, bu hareket Musevilerin sol beynin soyut düşünme özelliğinden kaynaklandığı ve bu beyin yarısı ile holografik ilişkide olan Batıya yöneldikleri söylenebilir. Ne olursa olsun, onların Batı kültürüne katkıları ve ekonomik nüfuzları, oransız derecede yüksek oldu. Bu da ihtimalle daha önce bahsettiğim gibi onların sol beyni ve soyut düşünmeyi daha erken kullanmaya başlamalarından dolayıdır.

Yine Beşinci GECENİN orta noktasında yani Milattan sonra 632 yılında gelen Kuran-ı Kerim ise kaynağını Hz. İbrahim’den alır ve Musevilerden ve onların peygamberi Hz. Musa'dan ve aynı zamanda Hz. İsa'dan sıkça bahseder. Yine de, tıpkı Hıristiyan Kilisesi Yeni Ahit’i eski Ahit'ten nasıl önemli tutuyorsa, Müslümanlarda Kuran'ı Tanrının her şeyi kuşatan en yüce mesajı olarak görürler.

İki bin yıllık bir sürgünü takiben İsrail devleti 1948 yılında kuruldu ve Musevilerin kadim kehaneti doğrulandı. Bu Birleşmiş Milletlerin İngiliz Himayesindeki Filistin için 1947’de yapılan bölme planına bağlıydı ve bu Gezegensel Altdünya’nın Dördüncü Dünyasının başladığı tarihti. Bu Dördüncü Dünyanın başlangıcı bir bakıma sahneyi Galaktik Altdünya için hazırlamaktı ve o zamandan bu yana bu bölge komşu Müslümanlar ile olan bir çatışma bölgesi oldu.

Son tarih senaryoları

Museviler Kudüs’teki Tapınağın yeniden yapılması için iki bin yıldır günde üç kez dua ediyor ve zaman bunun için hazır gözükmüyor. Bunun temel nedeni Kudüs’teki Tapınak Tepesinde Mescid-i Aksa’nın bulunmasıdır ve Müslümanlık oldukça değişik kehanetlerin ve başka bir yazılı Sözün, Kuran’ın kılavuzluğunu almaktadır. Museviler eğer oraya bir Tapınak inşa edilirse bunun tüm Müslüman dünyasında bir Cihad yaratmasından korkmaktadırlar. Kuran’ı Tanrı’dan gelen son mesaj olarak gören Müslümanlara göre, tüm dünya eninde sonunda Müslüman olacaktır ve Müslümanlar tarafından sahip olunan tüm topraklar elde tutulmalı ve kaybedilen topraklarda geri alınmalıdır. Bu yüzden iki dinin kehanetleri birbiriyle direk çatışma halindedir.

Köktendinci Hıristiyanlar ve özellikle Amerika’da yaşayanlar bu çatışmaya tepkisiz değillerdir ve aslında senaryonun akışının kendi kehanetlerinin doğru çıkmaya başladığını düşünmektedirler. Bu da aslında Amerika’nın İsrail’i böylesine güçlü desteklemesinin bir nedenidir. Bu gruplar, Musevilerin Tapınağı tekrar inşa etmesini ve bunu takip eden büyük tirbulanslar sonucunda Musevilerin Hz. İsa’yı Mesih olarak kabul etmesini beklemektedir.

Müslümanlar ise kendi açılarından onikinci imam Mehdi’nin bir kurtarıcı olarak dönüşünü ve Hz. İsa ile beraber Hıristiyanların Müslüman oluşuna liderlik edeceğini beklemekteler.

Musevilerin, Hıristiyanların ve Müslümanların çeşitli kehanetlerini detaylı bir şekilde incelemek bir uzman gerektirir. Fakat görünüşe göre hepsi bir son savaş içeren, bir son tarih senaryosu içerir, (Armageddon, kuzey İsrail’de Megiddo isimli bir şehrin adıdır ve burası ne Lübnan’a ne Suriye’ye uzak değildir). Bu savaş değişik zaman devirlerinde hüküm sürecek ve bu zamanlara işaretlerini bırakacak Müslümanlıkta Deccal olarak adlandırılan Antichrist (Sahte Mesih) ve Mesih arasında geçecektir. Hıristiyan Vahiyleri, ne acı ne de üzüntünün kaldığı ve geçmişin silindiği Yeni Kudüs ile sonlanır. Maya kehanetleri dünyanın bu bölgesi için belirli bir senaryo tarif etmemesine rağmen, Maya takvimi Quatzalcoatl (Beşinci GÜNDÜZDEKİ Işık Tanrısı) ve Tezcatlipoca (Beşinci GECEDEKİ Karanlık Tanrısı) gibi enerjilere dayanır ve bu güçler aslında Hz. İbrahim geleneğindeki tektanrılı dinlerin kehanetlerinde geçen güçlere denk düşmektedir. Aslında, önümüzdeki dönemde Galaktik Altdünyanın takvimsel enerjileri, kimin birliğe giden geleceği temsil ettiğini ve kimin etmediğini bilmemize yarayacak bir rehberlik sunacaktır.

Zamanın hükmeden enerjilerine göre – ve daha aşağıdaki Altdünyalara paralel bir şekilde –şöyle bir senaryo bekleyebiliriz: Beşinci GÜNDÜZÜN ilk yarısında tektanrılı dinler arasında ve özellikle Musevilik ve İslam arasında yoğun çatışmalar olacak ve her iki taraf da kendi kehanetlerinin gerçekleşmesini bekliyor olacak. Aynı zamanda birliğe doğru giden küçük bir akış ortaya çıkacak, atılım enerjisinin en direk ifadesi olarak bir grup insan kutsal yazıtlardaki çatışmayı aşmanın yollarını arayacak. İlk yarının sonuna doğru, çatışma içinde olan taraflar saplanıp kalacak (ihtimalle bir felaket sonucunda), ve sonrasında 5. GÜNDÜZÜN ikinci yarısıyla beraber (22 Mayıs – 19 Kasım 2007) mevcut dinlerden herhangi birine ait olmayan Mesihsi bir enerji kendini ifade etme şansına sahip olacak. Bunun küresel yankıları olacak, fakat Beşinci GECE boyunca (19 Kasım 2007 – 12 Kasım 2008) Tezcatlipoca, yani karanlık Tanrısının enerjisi bunu takip edecek. Bu dönemin özellikle ilk yarısını yöneten enerji, Vahiy dilindeki Sahte Mesih’e veya Deccal’e tekabül eder ve bu, Gezensel Altdünya’nın materyalizmine bir dönüş anlamı taşır, belki de yeni bir parasal sistemin geliştirilmesini ve dünya çapında bir elektronik kontrolü getirecektir. Bu GECENİN ikinci yarısında (17 Mayıs 2008 ile başlayan) büyük ihtimalle bu reaksiyonun gücünü kaybettiğini göreceğiz ve bu da üç buçuk tun (1260 gün) boyunca sürecek olan dalga hareketine yol açacaktır ki bizim perspektifimizden bu durum ilahi rehberlik altındaki anarşinin hüküm sürdüğü bir kaos olarak tanımlanabilir. Bu zaman periyodu İncil’de de belirtilmiştir ve Mayaların 360 günlük ‘tun’ periyodu kehanetsel bir yıl olarak tanımlanır.

Şimdiki zaman geri gelirsek, hissiyatım odur ki Beşinci GÜNDÜZÜN enerjisi bu yılın Kasım ayında başlarken bu dinlerin her birinin takipçileri kendi kehanetlerinin gerçekleştiğini görmeye doğru bir motivasyon duyup bunun için aktif olarak çabalayacaklardır.

Sonuç olarak biz Kıyamette yaşıyoruz ve bu dalga başladığında bölgedeki tüm dindar insanlar bundan etkilenecektir ve kendi kutsal metinlerinde yazan ve yapmaları gerektiğini düşündükleri şeyleri yapacaklardır. Bu dalga hareketinin akıntıları değiştirmesi sonucunda Hz. İbrahim geleneğindeki dinler kendi kehanetlerine dayanarak, birbirinden değişik kişileri ve güçleri Mesihsel ve Şeytani (Deccal) olarak kabul edeceklerdir. Bu belki dikkati yüzeysel olaylarda olan medya tarafından çok tartışılmayacaktır, ama yinede Orta Doğu’da olayların akışında önemli bir rol oynayan dip akıntısıdır. Bu yüzden şu anda İsrail ile Hizbullah arasındaki kavgayı geçici bir çatışma olarak değil de, Beşinci GÜNDÜZ boyunca sürecek ve güçlü bazı Müslüman ülkelerinde yer alacağı daha büyük bir dramanın başlangıcı olarak görüyorum.

« Dincilik »

Dünyanın çoğunluğu İsrail/Filistin’de iki eyaletli bir çözüm görmek istiyorken bunun uygulanması pek çok kez engellendi, özellikle de her iki tarafın dini kehanetlerini tatmin etmediği için. Gerçekte bu iki eyaletli çözüm bir tür dini temelli ırk ayrımı şekline uygulanabilir ki bu dünya toplumunun düşünüşünde tuhaf bir tutarsızlığa işaret etmektedir. Bu çözüm bir yandan ırksal üstünlükleri haklı olarak kınarken, diğer yandan bölgede hâkim olan iki dinin politik gündemlerini dinsel üstünlük üzerine kurmasını kabul etmektedir. Ben burada dinlerin veya ırkların ortadan kaldırılmasının avukatlığını yapmıyorum. Aynı şekilde dinlerin bir değeri olmadığında söylemiyorum, ama neden dünya toplumu bunlardan birinin öğretilerinin kendini diğer dinlerden üstün tutacağı yolunda bir söylemi kabul etsin? Neden kendi üstünlüğünü ideal olarak gösteren böylesi kitapları kutsal olarak görelim? Neden pek çok insan Tevrat, İncil ve Kuran’da apaçık bir şekilde yazan, dini üstünlük düşüncelerini kabul ediyor? Dinsel üstünlük ideolojilerini ifade etmek için elimizde “Irkçılık” sözcüğüne uygun paralellikte bir sözcük bile yok ve bu yüzden de bu fenomenin gerçekliğini tam olarak kavrayamıyoruz. Günümüzde terörizm terimi sıkça kullanılsa da bu sorunun kökü değildir, çünkü terörist eylemler kendi içlerinde sonuç değil, dini üstünlüğü öne süren araçlardır. Kendi üstünlüğünü öne süren her dine uygulanabilecek, ırkçılık sözcüğüne paralel, bir « dincilik » sözcüğüne ihtiyacımız var. Dünya ırksal üstünlükleri ideolojilerini defetmekte oldukça mesafe katteti fakat dinsel üstünlükleri defetmeye henüz başladı. Dolayısıyla, iki tarafta yer alan « dincilik » aşılmadığı sürece İsrail ve Filistin topraklarının nasıl şekilleneceğine dair kararlar asla gerçek ve candan bir barış getirmeyecektir.

İnsanlığın çoğunluğu ilahi olanla ilişkisini ilahi varlığın direk deneyimi yerine hala, kutsal olarak atfettiği kitaplarla kuruyor. Böylesi kitapların takipçileri için kehanetlerinin gerçekleştiğini görme ihtiyacı Tanrının varlığını ve kendi dinlerinin seçkinliğini ispatlayacağından daha önemli bir hale gelmektedir. Kutsal kitaplar insanoğlunun ilahi olanın direk deneyiminden koptukları Ulusal Altdünyada yazılmıştır, bu ayrılığın yerini doldurma çabası ise « dincilik » için bir tohum olmuştur.

Sonuç olarak, insanlar Beşinci GÜNDÜZÜN atılım enerjisine hangi dinden ve nereden geldiklerine bağlı olarak tepki verecekler. Dünyadaki çözülmemiş pek çok çatışmanın bu dönemde su yüzüne çıkmasını beklemek gerçekçidir ve bu özellikle Orta Doğu gibi ikilikçi sol beyin hâkimiyetinin en uzun tarihe sahip bölgeler için doğrudur. Burada belirtmem gerekir ki İslam, her ne kadar Doğu yarıkürede yayılmış olsa da, Musevilik gibi ikilikçi sol beynin hâkim olduğu bir dindir. Onun güçlü sol beyin karakteri Musevilikte olduğu gibi resimleri ve heykelleri Camilerde yasaklar. Diğer deyişle, her iki dinde görüntüler vizyonlar gören, dişil olanı ifade eden ve sezgiyi kullanan sağ beynin yarıküresinin kullanımını engellemeye çalışır. Bu dinlerin köktenci varyasyonları İlahi olan ile temas deneyime bağlı değil, özellikle kendi kutsal kitaplarında yazan Söze dayanmalıdır. Dini üstünlük tavırlarını besleyen de tam olarak Tanrıyla ikilikçi bir şekilde kurulan bu ilişkidir. Sonuçta, Galaktik Altdünyanın Sağ beyin dalgası olan Beşinci GÜNDÜZ enerjisi geldiğinde, bu her iki sol beyinli dininde dengesi bozulacaktır ve büyük ihtimalle pek çok kişi savunmacı şekilde davranacaktır.

Küresel boyutta ise bu dalga Batının ve dolayısıyla İsrail’in gücünü zayıflatacaktır. Eğer buna GÜNDÜZLERİN doğal felaketleri getirdiği ve Beşinci GÜNDÜZDE Amerikan Dolarının büyük düşüşünü de hesaba kattığımızda gelmekte olan enerjinin dünyada kökten değişmiş ilişkiler getireceğini beklemek için her türlü nedenimiz vardır. Muhtemelen, tıpkı I. Dünya Savaşını getiren Gezegensel Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZÜ gibi, Galaktik Beşinci GÜNDÜZ de Orta Doğu’ya bir felaket getirecektir ve bu felaketin boyutları, insanlar fark ettikçe birliğe gidiş yolunu açmayı sağlayabilecektir.

Işığı birleştiren enerji

Maya takvimin bize söylediği, kozmik planın dünyanın sonunun gelmesiyle ilgili olmadığıdır.

Eğer onun enerjileri belli başlı bazı ilişkileri veya trendleri öne çıkarıyorsa da insanların bunlara nasıl davranacağına dair seçimleri vardır ve bu seçimler olayların akışını daha iyiye veya daha kötüye götürebilir. Aslında, Orta Doğu’da çoğunluk ikilikçi dinlerin tanımladığı bir savaşa ön saflardan katılıyorsa da, hakikaten Mesih bilinci taşıyan ve sol ve sağ beyin mentalitelerini birleştiren ve birliğe götüren bir yol açılacaktır. Böyle düşünmemizin nedeni Galaktik Altdünya enerjilerinin sağ beyin yarısını öne çıkarmasıdır ve küresel alanda oluşan bu değişimin insanların zihnini bütünsel yapmaya yardımcı olmasıdır.

Her ne kadar üstünlükçü kutsal metinlerden bağımsız bir ruhsal bütünlük bölgede azınlık şeklinde var olsa da, bu Quatzalcoatl’ın yönettiği dönemde genişleyecek ve özellikle bu dönemin ikinci yarısında göze görünür olacaktır. Bu, bölgedeki herhangi bir ataerkil dini öne çıkarmayan, üstünlük iddiasında bulunan kutsal metinlerin etkisini aşmaya dair olacak. Bu tüm insanların Tanrı’nın gözünde eşit olduğunu ve ayrımın sadece insanlar tarafından yaratılan dinlerden kaynaklandığını savunan bir hareket olacaktır. Bu, Tanrı’nın gözünde tüm insanlığı çocukları olarak gördüğü ve herhangi bir dinin diğerlerinden yukarıda olmadığı fark eden insanların bir ifadesi olacaktır.

Yeni Kudüs

İnanıyorum ki gerçek bir barış tam olarak böyle bir farkındalıkla başlamalı. Herhangi bir tarafın istemeyerek kabul edeceği, yönetimsel bir uygulama gerçek barışı getirmeyecek. Gerçek ve samimi bir barış ancak oradaki ve diğer her yerdeki insanların dini üstünlük iddialarını durdurmaları ve diğer dinlerden olanları ikinci plana koymayı bıraktıklarında gelecektir. İhtimalle böylesi bir içgörü ancak felaket dolu bir savaştan sonra gelecektir, ama yine de gelecektir. Tabii ki eğer Müslümanlar tapınak tepesinde Musevilerin bir tapınak yapmasına izin verirlerse ve orayı aynı zamanda Hıristiyan kilisesiyle paylaşırlarsa barış gelir. Eğer Museviler şu anda kontrol ettikleri topraklara Filistinlileri gerçekten davet ederlerse ve hatta ayrı bir Musevi eyaleti kurmayacaklarını söylerlerse o zaman barış gelir. Hissediyorum ki Tanrı’nın gözünde en sevdiği din, kendisinin özel olduğu iddiasını bırakan ve böylece her yerde barışın hâkim olmasını sağlayan dindir. Bölgedeki gerçekten spritüel insanlar çoğunlukla üstünlüğü ispatlamak için kullanılan Tevrat, İncil ve Kuran’ın sınırlamalarını aşan insanlardır. Gerçekten spritual insanlar, Galaktik Altdünyada geçmişin milli ve dini sınırlarının aşılması gerektiğini fark edenlerdir. Belki de İsrail’in gerçek çağrısı ve orada dünyanın en büyük dinlerini içeren bir çatışmanın tekrar çıkmış olması, sol beyin hâkimiyetinin dengelenmesinin tam olarak ilk ortaya çıktığı yerden başlaması gerektiğindendir. Belki Tanrı’nın İsrail/Filistin için çağrısı o bölgenin tüm dinlere ait olmasıdır ve Galaktik Altdünyanın bilinç alanının farkında olanların kendi farklılıklarını aşması içindir. Ancak böylesi çok dinli bir var oluş bir Yeni Kudüs’ü getirebilir. Aslında candan ve samimi olduğunda Yeni Kudüs olacaktır. Bu alfa ve omeganın birleşmesi ve yeni ve yüksek bir seviyede Cennet’in geri gelişidir.

Açıkçası bazıları bu bakış açısının son derece saf olduğunu söyleyebilir, ama hiç kimse bunu gerçekten uygulamaya koydu mu? Milyonlarca insan İsrail’de kendi zaferleri için dua ediyor, peki kaç kişi hiçbir dinin zafer kazanmaması ve eski dini metinlerin aşılması için dua ediyor? O yüzden bence tüm insanlar olarak kendimize sormalıyız, İsrail/Filistin’i çok dinli bir ülke olarak görmek istiyor muyuz istemiyor muyuz? Şüphesiz ki en büyük mücadele o bölgede yaşayan insanlar içindir, ama mevcut durum dünyanın geri kalanındaki barışı tehdit ettiği için herkesin bu çatışmayı çözmek için hakkı vardır. Dünya nüfusunun yarısından fazlası Hz. İbrahim geleneğindeki dinlere mensuptur ve bu alanın dışındaki insanlarında daha derin bir barışı yaratmak için katılma şansları vardır. Biz kendi vizyonlarımızı özgürce kullanma hakkına sahibiz, bu söz konusu dinlerin üstünlük tablolarına oturmasa bile. O yüzden Kudüs bir çatışma odağı olsa bile, öbür taraftan burada olacak bir barış tüm dünya barışına yol açmak gibi bir şans taşıyor.

Bu görev çok muazzam görünebilir, ama ırkçılık ile mücadele görevi de öyleydi. Öbür taraftan ifade etmeliyim ki sadece barış için dua etmek çok genel olacaktır. Daha belirgin olmalıyız ve metinlere dayalı dinlerin arasındaki duvarların yıkılması için daha somut ifadeler kullanmalıyız. Yapılabilecek bir şey bir Cami, bir Kilise ve bir Tapınağın Tapınak Tepesini paylaşması için dua etmek olabilir. Yapılabilecek başka bir dua, bölgede hiçbir dinin diğerlerinden üstün gelmemesi içindir. Çoğunlukla, böylesi bir düşünceye verilecek tepki kendi içimizdeki düalist mentaliteye işaret edecektir ve böylece göreceğiz ki Orta Doğu’da ki çatışmayı yaratan problemin bir kısmı içimizdedir. Arkasından diksha ve meditasyon gibi spritüel çalışmaların ve araçların geliştirilmesi önem kazanır. Bu çalışmalar, küresel Galaktik Altdünya alanının gitgide öne çıkaracağı birliğe giden evrim yolunun bir parçası olmamızı sağlayacaktır. Dünya nüfusunun yarısından fazlası Hz İbrahim geleneğinden gelen dinlere inandığından herhangi bir aydınlanma deneyimi birliğe giden Mesihsi yolu hazırlamakta çok önemli olacaktır.

Bu andan itibaren, bireysel dönüşüm dış dünyada barışı yaratma yolunda önemli bir parçadır ve kimse kenarda seyirci kalamayacaktır. Aslında en önemli düşman içimizdeki bozgunculuk olabilir. Atılım kutlamaları, Maya takviminin Ahau (Işık) günleri boyunca çeşitli organizasyonlarla devam edecektir ve barışa giden yolda gelişmek isteyenler için çok önemli bir kaynak görevi oynayabilir. (Bakınız http://www.breakthroughcelebration.com/ ve http://www.mayancalendarcode.com/).

Carl Johan Calleman

Orsa, İsveç

5 Imix (Timsah), Galaktik Altdünyada 7. 11.1

(27 Temmuz 2006)

Carl Johan Calleman Maya Takvimi (Garev 2001) ve Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü (Bear and Co, 2004) kitaplarının yazarıdır. Web sitesinin adresi: http://www.calleman.com/

Çeviren: Fatih Keçelioğlu

Salı, Haziran 27, 2006

Önümüzdeki beş buçuk yıllık sürede ne gibi ‘ortak yaratım’ maceraları bizi bekliyor?

Andi Mac & Jag

Neden zeki ve ruhsal olarak duyarlı insanlar yaşamlarının yolunda gitmediğini görüyorlar?

‘Normal stres’ dediğimiz ve bir zamanlar kolaylıkla başa çıkabildiğimiz durumlar, şimdi içimizi bir düdüklü tencereye çeviriyorlar. Her zamankinden daha hızlı bir şekilde sinir bozucu hallere ulaşabiliyoruz. Bir zamanlar katlanılabilir dediklerimiz şimdi neredeyse tahammül edilemez durumda. Bir umutsuzluk, bunalmışlık ve ayakların yerden kayması hissi. İnsanın tırnakları ile tutunuyormuş hissi. Kaybolmakta olan umuda tutunuş. Neden?

İnsanlık olarak bireysel ve kolektif evrimimizin son basamağına doğru büyük bir güçle itiliyoruz

Pek çok kişi nerden geldiğini fark etmese de istisnasız herkes bu itilişi hissedecek. Aslında pek çok insan bu itilişi daha büyük evrensel enerji değişimlerine atfetmek yerine yerel olaylara bağlayacak.

Bazıları işini, eşini, ailesini veya görünürde ne varsa onu suçlayacak, ve gerçek baskının çok daha büyük ve planlanmış bir süreçten kaynaklandığından habersiz kalacak. Bu süreç İlahi Planın sonuna doğru gitmekte olan Yaradılış’tır.

Bir insanoğlu olarak evrimsel sürecimizin son adımları fiziksel DEĞİLDİR

Fiziksel evrim bu noktada bizden geridedir. Etkiler fiziksel seviyede hissedilebilir olsa da, Planın bu safhasında Yaratılış fiziksel gerçekliğe odaklanmamıştır.

Bu zihnin evrimi de değildir. Zihin derken burada temel yaşamda kalma sisteminden bahsediyoruz. Bizim ‘düşünce’ dediğimiz fonksiyon çok eski bir hayatta kalma aracıdır ve sahneye 2 milyon yıl kadar önce çıkmıştır. Zihin bir hayatta kalma aracıdır ve bizim yaşamımızı bütünlüğe ulaştırmak gibi bir niyeti yoktur.

Zihin, Tanrısal olanla tam bilinçli bir şekilde ortak yaratım basamağına çıkmaya yatkın değildir. Aslında o bütünüyle şu anda yaşamamızı engelleyicidir.

Zihin, güneşin altındaki her şey hakkında iki karşıt görüşten birine sürekli olarak çekilmektedir. O geçmişe ve geleceğe odaklanmaktadır ama sürekli bir şekilde şu anda var olmamaktadır. Zihnin, birliğe ulaşmakta gerekli olan basamağı bize sunmasına imkan yoktur.

Ulusal Altdünya – Milattan Önce 3115

Ulusal Altdünya, Maya Takviminde betimlenen ve M.Ö. 3115’te başlayan bir zaman periyodudur. Evrimsel yürüyüşümüzde zihnin doğasının “ikilikçi” hale geldiği nokta burasıdır.

  • İyi/kötü
  • Yukarı/aşağı
  • Siyah/beyaz
  • İçeri/dışarı
  • Doğru/yanlış
  • Aydınlık/karanlık

Her karar için iki zıt taraf. Yaptığınız her şey; düşündüğünüz her şey; aldığınız her karar için iki zıt görüş.

Hiç zıt yönlere çekmekte olan iki takımın tam ortasında olduğunuzu hissettiniz mi? İşte burada ikilikçi zihin iş başındadır.

İkilikçi zihin sahneye çıktığında tüm insanoğluna Düşüşü getirmiştir. Düşüş, bizim Yaradan’dan ayrı düşmemiz anlamına gelir. Bir ayrılık. Bu ayrılık içeride bir boşluk yarattı, veya bir yalnızlık hissi.

Maya takviminde kodlanmış olan zaman çizgisini kullanarak, - bu zaman çizgisinin sırrı Dr. Carl J. Calleman tarafından çözülmüştür - İlahi Yaratılış Planının niyetini ve sürecini net bir şekilde tanımlamak ve kanıtlamak mümkündür. Bu son derece ÖNEMLİ bir haberdir. Maya takviminin dışında bunu mümkün kılan başka bir belirli sistem dünya üzerinde yoktur.

Gerçekten Maya Takvimi modern insanlar için çok değerli bir HEDİYEDİR!

Dünya üzerindeki tüm başlıca dinler Ulusal Altdünya sırasında oluşmuştur.

Dinin gelişimi her zaman için bir geçici çözüm olmuştur. Bir yapı sunmaktadır evet, ama bütünlüğü sunamamaktadır. Din tekrar bağlantı kurmak için yapılan insani çabalardır.

Din kelimesi (religion) Latinceden gelmektedir:

  • re: “mek-mak” anlamına gelir
  • ligare: “bağlan” anlamına gelir
  • re - ligare : “bağlanmak” anlamına gelir

Eğer insan bağlantı halindeyse tekrar bağlanmak için neden var mıdır? İnsanoğlu, varlığın tüm seviyelerinde, içeride ve dışarıda, Yaratandan kopmuştu. Ve doğal olarak bu yalnızlık halinden, tekrar bağlanmak için bir arayışa girdi. Sonuç olarak din ortaya çıktı.

Yeniden bağlantı çabası bizi dünya çapında pek çok değişimden geçirdi, ulusların ve medeniyetlerin yükselişi ve çöküşü, zorluklar ve pek çok ders. Bu çaba bizim yolumuzun bir parçası oldu; bir parça ki asla dışarıda kalmadı.

Ve şimdi buradayız. Dinlerin nihai bütünlük sürecine doğru eriyeceği zaman tam önümüzde. Kolay bir geçiş olacak mı? Pek olası değil. Kargaşa yaratacak mı? Büyük olasılıkla.

Her organize sistemin altında yatan güç-yapıları, ki buna din, hükümet, uluslar, kurumlar ve hatta insanlar dahil, Yaratılışın gerektirdiği değişimi gerçekleştirmek durumunda. Tek seçim şansı bunun nasıl deneyimleneceğine dairdir.

Maya takviminde kodlanmış olan zaman çizgisinin üzerine insanlık tarihini yatırdığımızda İlahi Plan net bir hal alır. Bir sonraki adımımız netleşir.

Görünürde alakasız olan bu bilgileri bir araya koymadığımız sürece Maya Takvimi bir gizem olarak kalır. Kadim, gizemli geçmişten kalan eski bir kalıntı, hepsi bu. Durum artık böyle değil. Geleceğimizin kapılarını açacak anahtarlar, ve geleceği Yaratan ile beraber yaratma olasılığı elimizde. Bu aslında Yaratan olma olasılığı.

Maya Takvimi, Yaratılışın zaman çizgisinde nerede olduğumuzu net bir şekilde anlamamızı sağlayan, elimizdeki en güçlü şifre çözücü araçtır. VE bize gerekli olan bilgiyi vermektedir. Din, politika ve başka organizasyonların yetersiz “yeniden bağlantı çabalarının” ötesine gitmemiz için ve sürekli anda yaşayarak gerçekten “bağlantı halinde olmak” için yapmamız gerekenleri fark etmemizi sağlar. Maya Takvimi, TAMAMİYLE BİLİNÇLİ ORTAK YARATANLAR seviyesine ulaşma yolundaki nefes kesen maceramızda, bilgece kullanacağımız temel bir kaynaktır.


=========================
©2005-2006 FreshAir Ent./MayanCalendarCode. Tüm hakları saklıdır. www.mayancalendarcode.com sitesinden alınmıştır. Bu konuda yazılmış diğer makaleleri okumak isterseniz,

http://www.mayan-calendar-code.com/mayan-calendar-code-free-articles.html

adresine gidebilirsiniz.

=========================

Çeviren: Fatih Keçelioğlu



ATILIM KUTLAMASI

Carl Johan Calleman

Su anda oldukça hızlı bir şekilde atılım kutlamasının başlangıç tarihine yaklaşmaktayız.

Atılım kutlamasının arkasındaki fikir, küresel bir birlik haline ulaşmayı samimi bir şekilde isteyen herkes için ortak bir akış yaratmaktır. Bu arzu değişik spiritual yaklaşımları ve evrensel anlayışları kucaklayan pek çok insan ve hareket tarafından paylaşılmaktadır. Atılım kutlamasının altında yatan fikir ise bu değişik spiritual akımlar ve uygulamaların olduğu gibi kalması ve birbirimizle uyum halinde ve kozmik plan dahilinde ayni ritmi takip etmemizdir. Her türlü spiritual uygulamayı senkronize ederek farklı seslerden oluşan bir konser sunmaktır. Bununla ilgili olarak www.breakthroughcelebration.com sitesine bakabilirsiniz.

Su an bizim önümüzdeki zamandan ne beklediğimizi tartışmanın vaktidir. Bunu yapmadan önce aslında 29 Kasım 2005’te başlayan Dördüncü Gece’nin ilk yarısında ne olduğuna bir bakmak uygun olacaktır. Bu GECENİN başlangıcında yazdığım ve dağıttığım makalede bu ilk yarının göreceli olarak olaysız geçeceğini ifade etmiştim. Bu periyotta büyük felaketler, politik karışıklıklar veya savaşlar başlamadı, dolayısıyla bu tahminin doğru çıktığını düşünüyorum.

Bu türbülans olmaması durumu Galaktik Altdünyanın bir duraklama yasadığı anlamına gelmez, her ne kadar çok kişi böyle deneyimleşe de. Geçtiğimiz Kasım’da olduğu gibi ne zaman bir GECE başlasa, bir tür içsel çalışmaya geçisin olması doğaldır. Ve bu, özellikle de dünyanın spiritual kaderini etkileyen misyonlara sahip kişiler için geçerlidir. Bu yüzden pek çok kişi geçtiğimiz aylarda evrenin bir durgunluğa girdiğini ve kendi projelerinde çok az akış olduğunu deneyimlemistir.

“Bu nedendir?” diye sorabiliriz. İlk olarak söylenebilecek şey Galaktik Altdünya’da tam olarak bekleyebileceğimiz şeyin bu olduğudur. Bu sene Mayıs ayinin başları, enerjik olarak Gezegensel Altdünya’da 1900 yılına denk düşmektedir. Bu bir tür can sıkıntısı dönemiydi, ve Avrupa’da "Fin de Siecle" denen kültürel hareket ile ifade edilmişti. Bu Altdünyanın Dördüncü GÜNDÜZÜNDE (1873-1893) yapılan tüm icatlara rağmen bir can sıkıntısı duygusu ve hatta takılıp kalmışlık yüzyılın son dönemine damgasını vurmuştu. Gerçekte bunun bazılarının düşündüğü gibi yüzyıl döngüsü olmasıyla bir ilgisi yoktu. Bu o döneme hakim olan kozmik enerjiden dolayı böyleydi. Bu ileriye doğru dürtü eksikliği bilim dünyasında da kendini gösteriyordu ve keşfedilecek hiçbirsey kalmadığı fikrinin ortaya çıkmasıyla kendini gösteriyordu. Aynı boşluk hissi Amerika’da ki pek çok zengin tarafından da paylaşılıyordu.

Tabii ki şu anda bilincimizi etkileyen Galaktik Altdünyanın karakteri ayni materyalist karakter değildir. Bu yüzden de bu takılmışlık hissini yasayanlar yarının en önemli tohumunu taşıyanlardır, yani birlik için çalışanlar. Bu takılmışlık hissi Maya takviminin şu aşamasından tam olarak beklenecek şeydir ve bu bir anormallik değildir. Bunu anlatabilecek bir mecaz, tanrısal enerjinin, tıpkı suyun yeni ve güçlü bir dalga gelmeden önce çekilmesi gibidir.

Evrenin bu göreceli olarak sabit kalmasının bir sonucu, pek çok farklı spiritual hareket içinde “ev kavgaları”nın sıradışı bir miktarda olmasıdır. Ve bunlar çoğunlukla ego-temellidir. Pek çok durumda olayların ego temelli olmasını negatif şekilde yargılamamız için bir neden yoktur. Aslında bazen Ego, bazı şeyleri gerçekleştirmek için yeterince güçlü olan tek kuvvettir ve insanlık bunun sonucu olarak ortaya çıkan pek çok şey için şükran duymalıdır. Her şeye rağmen dördüncü GECENİN orta noktasına yaklaşırken (geçtiğimiz 28 Mayıs tarihi) egonun bu şekilde görülmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü yeni bir ışık dalgası gelmektedir – 24 Kasım 2006’da başlayacak Beşinci GÜNDÜZ – ve bu dönemde egoyu olduğu gibi görmemiz gerekmektedir. Fark edilmesi gereken nokta hepimiz bir dereceye kadar ego tarafından motive ediliyoruz ve bunu yargılamaktansa olduğu gibi görmeliyiz.

Bu arada asıl atılım enerjisi aktif hale gelmemiş olsa da, Dördüncü GECENİN orta noktası bir değişim taşır. Bu değişim noktası olan Atılım kutlamasının başlangıcı, gel-git akınının başladığı ve gelecek yarıyıllık dönemde Beşinci GÜNDÜZ atılım enerjisinin geldiğini haber verecek bir takım fenomenler göreceğimiz anlamına gelir. Ve bu ikincisi gerçekleştiğinde ise takılmışlık hissi ve olayların akmadığı hissi yok olacaktır. Buna örnek olarak, Gezegensel Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZÜNDE (1913-1932) demokrasinin ve modern dünyanın atılımına bakabiliriz. Bu atılım, GÜNDÜZÜN ikinci yarısında, eski dünya 1. Dünya Savaşına tamamıyla saplandıktan sonra kendini tam olarak ifade etmiştir. Ya da belki Ulusal Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZÜNDE Hıristiyanlığın atılımında bir paralellik görebiliriz. Roma imparatorluğunun artik pagan dinine dayanarak yönetimi sağlayamadığı ve tamamıyla sıkışıp kaldığı dönemden sonra Hıristiyanlığın atılımı gerçekleşmiştir. Sonuç olarak Beşinci GÜNDÜZÜN akışı her iki durumda da atılımı taşıyanlar için ileri doğru büyük bir adim anlamına gelmiştir. Peki, bizim içinde bulunduğumuz Altdünyada neyin atılımı gerçekleşecek? Atılım Kutlaması neyi desteklemek için tasarlandı?

Genel olarak konuşursak dünyada bir dengeye doğru bir değişimdir bu atılım, bati ve sol beyin yarıküresinin hakimiyetinden uzağa doğru bir değişim. Bu Altdünyanın ilk dört ışık dalgası az çok hazırlayıcı niteliktedir ve gelecek olan atılımla karsılaştırıldığında dengeyi getiren sadece küçük adımlardır. Etrafımızdaki her şey bilincin evriminin bir ürünüyse, bu atılımın sağ beyni güçlendirecek her şeyi içerdiğini söyleyebiliriz.

Ve hatta, gelecek olan değişimlerin tipiyle ilgili daha belirli örnekler vermek mümkündür. Eğer jeopolitik alanına bakarsak, Beşinci GÜNDÜZE geldiğimizde Amerikan Dolarının değerinde dramatik bir düşüş olması oldukça mümkün gözükmektedir ve bu uluslararası ekonomide oldukça büyük sonuçlar getirecektir. Dördüncü GECENİN başlangıcı ile ilgili yazdığım makalede İran’ın Euro ile petrol alınabilecek ilk petrol borsasını açma ihtimalinden bahsetmiştim ve bu borsa 5 Mayıs tarihi ile kayda geçmiştir. İran devlet başkanın güncel bir konuşmasına göre İran bu Temmuz ayından itibaren dolar üzerinden petrol satmayı durduracaktır. Eğer bu yeterli gelmiyorsa; Rusya başkanı Vlademir Putin 15 Mayısta Rusya'nın benzer bir şekilde petrolün sadece Ruble ile satılacağı bir borsa açacağını söylemiştir. Amerikan dolarının değeri yalnızca petrodolar sistemi tarafından ayakta tutulmaktadır ve petrol almak isteyen herhangi birinin elinde dolar tutma ihtiyacına dayanmaktadır. Bu sistem simdi yıkılmaktadır, çünkü yalnızca petrodolar sistemi dolayısıyla değeri yapay şekilde yüksek olan Amerikan dolarını stoklarından çıkarmak isteyen pek çok ülke vardır.

Rusların sistemi Beşinci GÜNDÜZ ile uygulanmaya konacaktır ve bunun İran’ın yaptığından çok daha büyük etkileri olacaktır. Bunun nedeni pek çok ülkenin İran’ın dini gündeminden rahatsız olması ve bu nedenle bu petrol borsasına ilgi göstermek istememesi olabilir. Rusya ise dünyanın enerji kaynaklarının çoğu üzerinde öyle bir kontrole sahiptir ki, pek çok ülkenin sahip olmadığı bir şanstır bu. Ve Rusya, Amerika gibi bu gücü sürdürmek için başka ülkelerle savaşmak zorunda değildir.

Daha önce Çin ve Hindistan’ın dünya ekonomisinde yükselen yeni motorlar olduğunu ve özellikle bu dönemde güçlenen Doğu yarıkürenin örnekleri olduğunu söylemiştim. Beşinci GÜNDÜZE girerken yeni bir fenomen bu güçlenmeye eklenecektir: Rusya’nın bir süper güç olarak geri dönüşü. Bunu askeri anlamda görmek zordur, ama Dünya’da böylesi bir enerji kıtlığında bunun ekonomik anlamda olacağını rahatlıkla düşünebiliriz. Rusya Irak gibi bir dış güç tarafından kolaylıkla ele geçirilecek bir yapıda değildir. Rusya çoktan dünyadaki en büyük petrol üreticisi haline gelmiştir ve onun süper güç statüsü dünyadaki petrol ve benzin dağıtımında sahip olduğu kontrol üzerinde yükselecektir. Amerikanın askeri gücü bile bu gerçeği değiştiremez ve Beşinci GÜNDÜZÜN başlamasıyla beraber Doğunun güçlenmesi acısından çok önemli bir değişime şahit olacağız. Bu özellikle Doğunun bazı lider güçlerinin, Çin, Rusya ve İran’ın birbirleriyle oldukça iyi şekilde çalıştıklarını düşündüğümüzde doğrudur. Rusya’nın bir süper güç olarak dönmesi, Altdünyalar ortanoktalarını geçtiğinde değişimin kuzeye yönelmesi gerçeği ile uyum içindedir.

Bazıları için bu jeopolitik güç değişimleri spiritual olarak birlik yolunda ilerleme ile çok ilgili gözükmeyebilir. Ama birlik ancak bizim beyin yarıkürelerimiz arasındaki bir denge ile gelebilir ve bu her zaman gezegenin yarıkürelerinin dengelenmesi ile holografik bir rezonans halindedir. Aslında şahit olacağımız güç değişimleri dünya politika ve ekonomisini tipik olarak tanımlayan açgözlülük ve sömürü özelliklerini içerecektir. Fakat bu şüphesiz daha sonra tamamlanacak olan birlik hedefine temel hazırlayan kozmik planın dahilindedir. Özellikle takılı kalmış hissedenlerin fark etmesi gerekir ki bu amaçlar Galaktik Altdünyanın GÜNDÜZLERİ boyunca ancak adim adım ve safhalar izleyerek gelecektir. Adim adım bilincin evrimini getiren kozmik planı değiştirmek için biz insanların izleyebileceği bir yol yoktur. Yapabileceğimiz tek şey bu planın sunduğu çerçeve içinde bireysel secimler yapmaktır.

Beşinci GÜNDÜZÜN ilk yarısı yeni bir jeopolitik denge tarafından yönetilse de, bu GÜNDÜZÜN ikinci yarısına doğru birlik yolunda ilerlemenin kitlesel bir fenomen olarak ortaya çıkacağını bekliyorum ve bugün ana görüşü (mainstream) temsil eden insanlarda bunun içinde olacaklar. Önceki GÜNDÜZLERDE küçük adımlar halinde ilerleyen fenomenlerin geniş bir şekilde yayılması Beşinci GÜNDÜZÜ en tipik olarak tanımlayan şeydir. Mel Gibson’un filmi Apocalypto ile ana görüşün kozmik plana olan ilgisi önemli derecede artacaktır. Filmin vizyona girme tarihi 4 Ağustostan 8 Aralığa ertelenmiştir, yani Galaktik Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZÜNÜN başlangıcı ile kesişmektedir. İçeriği nasıl olursa olsun bu film ana görüşe sahip insanların önemli bir kısminin Maya Takvimi ve kozmik planın anlamını sorgulamalarını sağlayacaktır. Quetzalcoatl’ın (Beşinci GÜNDÜZ) yönettiği enerji dahilinde vizyona girecek olması bu önemi arttıracaktır ve Galaktik Altdünyanın anlamı ve nasıl adım adım birliğe götürdüğüne dair insanların eğitilmesine olanak tanıyacaktır. Beşinci GÜNDÜZ boyunca birlik yolunda bir dönüşüm için çalışan herkesin - hangi pratiği uyguluyor veya hangi hareket içinde olursa olsun – hazır olmaları gereken bir şeyde, bugün ana görüşü temsil ettiğini söylediğimiz insanların kendi süreçlerince ilerleyecek olmalarıdır. Ana görüşü temsil eden insanlar kendilerini ezoterik öğretilere adayacak veya değişik spiritual pratikleri test edecek zamanı bulamayacaklardır. Bugün ana görüşe sahip insanlar birliğe ulaşma yolunda, uzun suredir oncu rolünü oynayan insanlara göre çok daha basit ve direk bir yol bulacaklardır.

Beşinci GÜNDÜZ tarafından getirilen alan değişimi insan hayatinin her parçasını etkileyecektir ve bunun detaylarını buraya sığdırmak mümkün değildir. İnsan hayatinin her alanının Ulusal Altdünya ile gelen Sol-Beyin hakimiyeti ile nasıl şekillendiğine bakmalıyız ve önümüzdeki sağ beyin (bütünsel ve sezgisel) atılımı ile gelecek önemli derecede bir dengelenme ile neler olabileceğini tahmin etmek gerekir. En bariz şekilde etkilenecek alanlardan biri, bütünsel ve titreşimsel tıbbin emsali görülmemiş formlarının ortaya çıkacağı sağlık, tıp ve şifa alanı olacaktır.

Bu olan biteni 3 Ahau (16 Haziran, 2006) gününde yapılacak Atılım Kutlamaları için bir arka plan olarak sunmak istiyorum. Dünya çapında planlanan bu kutlamalar atılım enerjisinin kolaylaştıracağı birliğe doğru akısı için sadece bir başlangıçtır – yeni bir vitese geçmektir. Bir anlamda bu, bir tepeye tırmanmak için düşük bir vitese ihtiyaç duymak gibidir ve hızlı gitmek isteyenler takılıp kalacaktır ve hareket edemeyeceklerdir. Atılım Kutlaması (www.breakthroughcelebration.com) Maya takviminin Ahau günlerinde organize edilen bir seri olaydır ve 20 günde bir tekrarlanmaktadır. Bu surecin ana çizgileri Dördüncü GECENİN orta noktası (27 Mayıs, 2006), Beşinci GÜNDÜZÜN başlangıcı (24 Kasım 2006) ve Beşinci GÜNDÜZÜN orta noktasıdır (22 Mayıs 2007). Kanımca bunlar Maya takvimin ve kozmik planın önemli enerji değişimleridir ve ne yaparsak yapalım bu günleri gözlemleyelim. Ne yazık ki, gerçek Maya takviminin bilgisi spiritual yönelimli insanlar arasında hala sinirli şekilde bilinmektedir, ama bilgi durdurulamazdır ve yayılmaktadır.

Carl Johan Calleman

Londra (2 Ben, 7. 7.13 Galaktik Altdünya)

Çeviren: Fatih Keçelioğlu



Bu makaleyi istediğiniz genişlikteki kitlelerle paylaşmak için kopyalamak, çevirmek, çoğaltmak veya göndermekten lütfen çekinmeyin!


Atılım Kutlaması

Beşinci GÜNDÜZ Quetzalcoatl/Mesih enerjisine götüren Küresel bir Süreçtir.

Carl Johan Calleman

İnsanlar Maya takvimine göre önümüzdeki zamanlarda nelerin olacağı sorusunu sık sık soruyorlar. Bir bakıma, bu sorulması doğal bir soru ve kitaplarımda, Maya takviminin 16,4 milyar önceki Büyük Patlama’dan günümüze kadar gelen kozmik tekamülü tüm veçheleriyle nasıl tanımladığını açıkladım. Doğrusu, şimdi onun modellerinden çok şey öğrenebiliriz. Yine de, bazen insanlar bu soruyu sorduklarında, görülüyor ki insanlar Maya takvimindeki değişimlerin kendilerinin dışında veya kolektif insanlıkta gerçekleştiğini düşünüyorlar. Bu yanlış bir algılamadır. Eğer Maya takviminden öğrenebileceğimiz herhangi bir şey varsa, onun bilincin tekamülünü açıklayan elle tutulur bir zaman planı olmasıdır ve bu plan şimdiki zamanda olan kendimizi fazlasıyla kapsıyor. Bilincin tekamül süreci şimdi öncelikle insanoğullarının dönüşümüdür, dışsal realitemizin değil. Veya başka deyişle; beklemekte olduğumuz kendimiziz! Bilinci dönüşümden geçen bizleriz. Maya takvimi sadece bu dönüşümün modellerinin görünür ve anlaşılabilir olmasına yardım ediyor. İnsanlığın bilinci dönüşürken, algılayışımız vasıtası ile büyük ölçüde yarattığımız dışsal dünya da dönüşüyor. Bu ilişkiyi kavramanın çok önemli olduğunu hissediyorum: Önümüzdeki yıllarda dünyanın dönüşümü kendimizin bilincinin dönüşümü vasıtası ile gerçekleşecek ve gerçek Maya takvimi bunun için net bir zaman planıdır. Neler olacağını sorma fikri, daha aşağıdaki Altdünyalardan miras kalan, dış dünya ile dualistik bir ilişki kurma alışkanlığından doğar.

Son günlerde bir makalede tanımladığım gibi (bakınız http://www.calleman.com/engartiklar/nya%20artiklar/Fourth%20Night%20.pdf), 29 Kasım 2005’te Galaktik Altdünyanın Dördüncü GECEsine girdik. Orada vurguladığım gibi, bunun ne anlama geldiğini kısmen diğer Altdünyalar ile paralellik kurarak anlayabiliriz. Aslında bu Dördüncü GECEnin ilk yarısı, daha önce gelen Dördüncü GÜNDÜZün getirdiği bilinç değişiminin tamamlanması için bir zamandır. Bireysel seviyede bazılarının tipik olarak deneyimleyeceği şey, geçmişin onları yakalamasıdır ve bu, Dördüncü GÜNDÜZün çok dönüştürücü bir dönem olduğu kişiler için özellikle doğru olabilir. Dördüncü GÜNDÜZün akışı boyunca başa çıkmak zorunda kalmadığımız şeyler, şimdi kapımızı çalıyor olabilir ve bazı durumlarda yolumuzda molalar vermemiz gerekebilir. Dördüncü GECEnin bütünleştirici karakteri, Dördüncü GÜNDÜZün karıştırıcı enerjilerinin akışı ile bozulmuş olabilen ilişkileri telafi eder ve iyileştirir. Ayrıca, bu Dördüncü GECEnin başlangıcında bedenleri temizlenen ve yenilenen birçok insan olduğu görülüyor. Bu, gelen zaman için ve Beşinci GÜNDÜZün Quetzalcoatl (Ku-at-zal-ko-tıl) enerjisinin başlaması için anlamlı bir hazırlık olarak, bütünleşme ile çok fazla ilgili olmayabilir. Kısaca, yukarda sözü edilen makalede tanımladığım gibi, Dördüncü GECEnin ilk yarısı bütünleşme ile ve özellikle 24 Kasım 2006’da Beşinci GÜNDÜZ başlarken sağ beyin yarıküresine girmek üzere olan güçlü ışık akışına hazırlanmak ile ilgilidir.

Beşinci GÜNDÜZün gelen enerjisi, Galaktik Altdünyada daha önce deneyimlediğimiz herhangi bir şeyden çok daha güçlü olacak. Beşinci GÜNDÜZ daha önce, başka bir Altdünyada (bilinç tekamülü seviyesinde) Hıristiyanlığı getiren ve yine, başka bir Altdünyada modern dünyayı oluşturan, atılım enerjisidir. Maya takvimi, bilinci dönüştüren ve dünyayı yaratan kozmos enerjilerinin değişimini tanımlar. Yapmamız gereken şey, geleceğimizi şekillendiren ve dünyanın kalanını Birlik yoluna götürmeye yardım eden bu enerjiler ile nasıl akacağımızı öğrenmektir. Böylece, Beşinci GÜNDÜZün atılım enerjisini en iyi şekilde nasıl kullanacağımızı düşünmeye ve buna hazırlanmaya şimdi başlamalıyız. Çünkü bu gerçekleştiğinde, vitesi büyütmeliyiz ve bu vites için önerdiğim isim Atılım Kutlaması’dır.

Bu Atılım Kutlaması sadece tek zamanlık bir olay değildir, Maya takviminden anlayabileceğimiz gibi bilincin dönüşümün küresel bir süreçtir. Böylece, bu sürecin ritmi üstdünyalarda önceden sabitlenmiş olsa da, onun asıl tezahürü, kendilerini ilahi yaratılışın niyet ettiği nihai sonuç ile – Aydınlanmada Birlik ile – uyumlanmayı arayan tüm insanlar tarafından ortak yaratım şeklinde gelişmelidir. Atılım Kutlaması, bu süreç için yön, niyet ve rehberlik sağlamak için tasarlanmıştır ve kritik bir zaman için bunu yapacaktır: yani, Galaktik Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZünün başlangıcı için.

Burada önerdiğim şey her ışık işçisi içindir ve kendisi ve insanlığın kalanı için aydınlanma isteyen herkes içindir, insanlığı Galaktik Altdünyanın Beşinci GÜNDÜZüne götürmeye ve sonra onun gelen enerjilerinin dengeleme, şifa ve aydınlanma için maksimum kullanımını sağlamaya yardımcı olacak dünya çapında eşzamanlı olarak dua, dikşa ve meditasyon günleri sürecine katılmak. Venüs Geçişi (6–8 Haziran 2004) vesilesi ile Birlik Kutlaması, ilahi planın tamamlanma aşamasına girdiğimiz gerçeği ile ilgili insanları çok daha fazla uyararak buna zemin hazırlamaya yardımcı oldu ve Ortaışık Meditasyonu (1–2 Haziran 2005) küresel olarak senkronize dikşalar ve meditasyonlara hizmet etti. Atılım Kutlamasının niyeti, kolektif insanlık bilincinin en azından bir bölümünün daha derinlere girmesini ve senkronize bir şekilde aydınlanmaya doğru ilerlemesini sağlayacak bir enerji sekansı (sıralaması) oluşturmaktır. Bu belirlenen günlerde festivaller ve kutlamalar organize edilebilir. Beşinci GÜNDÜZden sonra gelecek enerjiler hakkında bildiklerimizi düşünürsek, birlik deneyimine kolektif bir hamle yapmak için tam olarak “ya şimdi ya da asla” durumundayız. Maya takviminin, 2012 yılında gerçekleşecek olan bir şeyleri beklemekle ilgili olduğuna dair fikirlerin hepsini çöpe atmanın zamanı olduğunu hissediyorum. Eğer öyle seçersek ve eğer Birliği deneyimlemek için yeterince güçlü bir olumlu arzu öne çıkarılırsa, an be an parçası olabileceğimiz bir süreç ile ilgilidir gerçek Maya takvimi. Bunun için, eşzamanlılığın gücünden faydalanarak, arkamızda maksimum bir rüzgar yaratmak adına, sadece tarihlerin sabit kaldığı, keşfe yönelik ve dinamik bir süreci öneriyorum.

Atılım Kutlaması süreci için başlangıç, yola çıkma tarihi, Dördüncü GECEnin 9 Ahau ve 10 Imix’idir, Gregoryan takviminde bu 27 – 28 Mayıs 2006’a denk geliyor. Binlerce yıldır kullanılan Kutsal Maya takviminde, bu orta noktadaki 9 Ahau, Quetzalcoatl’u sembolize eden 9 un ve ışık veya Tanrı anlamına gelen Ahau’nun kombinasyonudur. Geleneksel olarak Ahau günleri veya diğer bir ifadeyle ışık günleri, kadim Mayalar arasında merasim enerjisi olarak kullanılırdı. Aslında, 28 Ekim 2011’de, 13 Ahau gününün enerjisinde kozmik birlik alanı oluşana kadar devam edeceğimiz ritmin aynısını şimdi yakalayabiliriz. Galaktik Altdünya süreci varlığımızın Doğu/sağ beyin yarısının veçhelerini güçlendirmek ile ilgili olduğundan, 27–28 Mayıs 2006'daki Atılım Kutlamalarının başlangıcında “İçimizdeki Dünya Anayı Uyandırmak” veya “içimizdeki İlahi Baba ve Anneyi Birleştirmek” temalarını öneriyorum. Bu Altdünya, yaklaşık 5000 yıl önce Ulusal Altdünya başlarken gerçekleşen uçurumu ve ayrılığı iyileştirecek olan ve femineni adım adım öne çıkaran kozmik tekamül aşamasıdır. Küresel dikşa topluluğunun Atılım Kutlamasının başlangıcı için, organizasyonlar yapmasını ve festivaller başlatmasını veya bunlara katılmasını öneriyorum. Bu zamanda spritüel olaylar planlayan herhangi birine, Maya Takviminin Birlik içinde Işık (Ahau) günlerine göz atarak bunu yapmalarını öneriyorum. 27 – 28 Mayıs’ta 9 Ahau ve 10 Imix’in başlamasını takiben, aşağıda listelediğim tavsiye edilen Işıkta Birlik günlerinin bir serisi var. Ayrıca bunları web sitemde sundum. www.calleman.com ; www.breakthroughcelebration.com.

Atılım Kutlaması – Beşinci GÜNDÜZde Küresel Süreç

9 Ahau, Cumartesi 27, Mayıs 2006 Dördüncü GECEnin Orta noktası

3 Ahau, Cuma 16, Haziran 2006 (Quetzalcoatl/Mesih’in kürsüsü; oturacak yeri)

10 Ahau, Perşembe 6 Temmuz 2006

4 Ahau, Çarşamba 26 Temmuz 2006

11 Ahau, Salı 15 Ağustos 2006

5 Ahau, Pazartesi 4 Eylül 2006

12 Ahau, Pazar 24 Eylül 2006

6 Ahau, Cumartesi 14 Ekim 2006

13 Ahau, Cuma 3 Kasım 2006

7 Ahau, Perşembe 23 Kasım 2006 Beşinci GÜNDÜZün başlangıcı!

1 Ahau, Çarşamba 13 Aralık 2006 (Quetzalcoatl/Mesih’in Işığı)

8 Ahau, Salı 2 Ocak 2007

2 Ahau, Pazartesi 22 Ocak 2007

9 Ahau, Pazar 11 Şubat 2007

3 Ahau, Cumartesi 3 Mart 2007

10 Ahau, Cuma 23 Mart 2007

4 Ahau, Perşembe April 12 Nisan 2007

11 Ahau, Çarşamba 2 Mayıs 2007

5 Ahau, Salı 22 Mayıs 2007 Beşinci GÜNDÜZün Orta noktası, Atılım

Kutlamasının Zirvesi

Küresel Dünya Ağacı Merasimi

Küresel senkronizasyon için, bu Ahau (Işıkta Birlik) günlerinde dikşaların 06.00, 12.00 ve/veya 18.00 Avrupa Merkezi Saatinde, Asya ve Avustralya içinde bunlara denk düşen saatlerde uygulanmasını tavsiye ediyorum (9.00 (önceki akşam), 03.00 ve 09.00 PST) (24.00, 09.00 ve 15.00 EST). Ortaışık Meditasyonunda olduğu gibi, odaklanmış kolektif bilinç tarafından üretilen olası hareketler, Küresel Bilinç Projesi (Global Conscioussness Project - http://noosphere.princeton.edu) vasıtası ile gözlenecektir.

Bu Ahau (Işıkta Birlik) günlerinde küresel olarak senkronize olmuş dualar, dikşalar ve meditasyonlar uygulamak, küresel spritüel topluluğun yaratımın ilahi süreci ile senkronize olmasını sağlar. Insanlığın tekamülünün bu aşamasında her şeyle ilgili olan bu hareketin, bu süreçte ilahi varlığı getirmeye yardımcı olması için küresel dikşa topluluğunu özellikle çağırıyorum. Beşinci GÜNDÜZ, özellikle eğer Atılım Kutlaması gerekli akışı üretirse, bir bireyden diğerine aktarılan dikşa verme yeteneğini getirebilir. Aynı zamanda, Birliğe doğru giden süreçte önemli derecede katkıda bulunacak, alan dönüştürme tekniklerini de kapsayan birçok diğer uygulamanın da varolduğunu hissediyorum. Aslında, bu yenilikçi fenomenin bazılarının gün ışığını henüz görmediğine, ama Atılım Kutlamasının kapsadığı periyot sırasında bunun gerçekleşeceğine ikna oldum. Bu tür yaratıcılığı uzlaştırmak ve desteklemek için, fikirler ve spritüel uygulamalar arasında gerekli olan çapraz – döllemeyi geliştirecek, ortak paylaşım ruhunda bir yaklaşımın gerektiğini hissediyorum.

Böylece, yukarıdaki tarihlere ve bu tarihlerde organize edilecek olaylara ve festivallere ve bir hizmet tutumu ile yaklaşılması gerektiğini hissediyorum. Galaktik Altdünyanın daha sonraki aşamalarında da, Aydınlanma için en yüksek olanağı sunan Ahau (Işıkta Birlik) günlerinde, küresel dikşa ve meditasyon olaylarına devam etmek için her neden vardır. Atılım Kutlamasının amacı, ilahi varlığı deneyimlemeye küresel atılıma hizmet etmektir. Amacının bir parçası ayrıca ilahi zaman planını ve onun ritmini anlatan Maya takvimini deneyimlemeye yönelik bir atılımdır. Tek başına bu bile, 28 Ekim 2011’de Birliğin kozmik alanı kurulmadan önce gelecek üstdünyaların daha zor enerjilerinden geçecek insanlık için rehberlik ve umut sağlamak için paha biçilmez olacaktır.

Maya takvimi ile ilgili bilgi için bakınız www.calleman.com.

Carl Johan Calleman kozmik zaman planı ile ilgili iki kitabın yazarıdır: Maya Takvimi (Garev 2001) ve Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü (Bear and Co, 2004). Haziran 2004’te küresel Birlik Kutlamasını ve Haziran 2005’te Ortaışık meditasyonunu başlattı. 1998’de, Maya takvimi üzerine Merida Mexico’da Amerikaların Yerli Konseyi tarafından organize edilen konferansta ana konuşmacılardan biri idi ve bugün tüm dünyada bu konu ile ilgili konferanslar sunmakta ve kurslar vermektedir. Stockholm Üniversitesi’nde Fiziksel Biyolojide doktorası vardır ve 1986 – 93 yılları arasında Seattle’da Washington Üniversitesinde Çevre Sağlığı Kıdemli Araştırmacısı idi. Sri Bhagavan ile birlikte çalışmaktadır.

Çevirenler: Saffet Güler / Fatih Keçelioğlu